Pazartesi, Şubat 23, 2015

Hafta Sonu Tuğba'sı...

Hellocuğum blocuğum,

Yine hafta sonu özeti.

Cuma akşamı 20 dakika uzaklıktaki özel dersten eve dönmem 2 saat sürünce, biraz gergin başladı hafta sonu. Gerçi hakkını yemeyeyim can koca keyfimi yerine getirdi, tostlu sürpriziyle. Tüm hafta sonu eğitimde olacağım için, temizlik yaptık gece yarısı biraz.

Cumartesi 7 buçukta uyandım, gittim eğitime. İlk gün genel bilgilerle geçti. Barış çıkışıma geldi. Zorlu Center'a gittik. Kahve içerken, o maillerini kontrol etti ben de okuduğum Pınar Öğünç-Aksi Gibi'yi bitirdim. Bu ara öykülere düştüm demiştim. Aksi Gibi de bir öykü kitabı. Atları Bağlayın kadar olmasa da sevdim. İçinde insanın içine işleyen çok güzel öyküler vardı. Sonra, bi'şeyler atıştırıp, taa bir ay önceden ayarladığımız 'Ormanlardan Hemen Önceki Gece''ye geçtik. Oyunu daha doğrusu, Rıza Kocaoğlu'nu gözümde çok büyüttüm sanırım, Sıkıldım resmen. Belki derinlikli bir oyundur ben anlamamışımdır, bilmiyorum ama biz sevemedik. İyi müzikler ve sevdiğim gibi, videolarla desteklenmesine rağmen hem de.

Pazar günü yine sabahtan eğitimle başladı. Ben eğitimdeyken annemlerle Barış plan yapmış, akşamı beraber geçirdik. Her zamanki gibi, Turgut'la onlar fifa oynarken biz de annemle takıldık. Bu hafta sonu da kuş oldu.

Çok yoruluyorum, dinlenemiyorum ama değiyor galiba. Eğitim baya baya verimli geçti, hemen sonra sertifikamı da aldım. CV'me ekledim bile. Ücretsiz, online bir iç denetçi eğitimi daha buldum. Onu da alıp, öğrendiklerimi pekiştirmek istiyorum. Önümüzdeki hafta, Toplam Kalite Yönetimi ve Stratejik Yönetim eğitimlerim de başlıyor. Okul başladığında tez için de çalışmaya başlayacağım. Umarım bir gün dönüp bu kadar yorgunluk için iyi ki diyebilirim...

Perşembe, Şubat 19, 2015

Kar Üzerine...


Geçenlerde şurada karın artık beni pek de mutlu etmediğinden bahsetmiştim. Bu kez yağan devasa kar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Dün okul başlıyordu normalde, gidemedim. İşten de gelme dediler. Tabii evde bir bayram havası. Taze simitli bir kahvaltı, tüm gün aylak aylak televizyon. Akşam üzeri kahve. Sonra mutfakta biraz vakit geçireyim filan derken akşamı ettik. Gündüz tipi yüzünden kafamı bile uzatamadım dışarı ama artık akşam 10:30-11:00'den sonra daha fazla dayanamadım. Tipi durmuştu, site bomboştu. Barış biraz hasta gibiydi ama kırmadı beni attık kendimizi dışarı. Önce gayet medeni şekilde biraz yürüdük, fotoğraf çekildik filan. Tabii sonra dayanamadık, kartopu savaşı başladı. Önce o da gayet medeniydi, sonra Allah ne verdiyse. Artık eve girmek üzereyken bi tongaya düştüm, yatırdı Barış beni kara yattım yuvarlandım. Böylece karla da barışmış olduk. Sakin kar kadar güzel az şey var evet, ama bugün bir saat yürüyüp sonra minibüse binerek işe gelince yine kafalar karıştı biraz tabii. Bir de bu soğuklarda, sokaktaki canlar mevzusu var ki, o hepten beter. Allah herkesin yardımcısı olsun.

Salı, Şubat 17, 2015

Hafta sonu vol 548165

Hafta içi yoğunluktan o kadar bir şey yapamıyoruz ki, her şey hafta sonuna sıkışıyor, bu durumda da ortaya karışıklar yerini hafta sonu özetlerine bırakıyor.

Haftalardır süren misafir akınından sonra, bu hafta eve gelecek, gidecek yoktu. Cuma akşamı, kızartma eşliğinde tv şeklinde yalnız geçti. Barış'ın işi vardı çünkü. Cumartesi öğlene kadar yattıktan sonra kendimi temizlik işlerine verdim. Sonra Sevgililer Günü münasebetiyle, biraz dışarı çıktık. Çok özel bir programımız yoktu. Yemek-kahve ile geçirdik akşamı. D&R'dan Sevgililer Günü şerefine kaptığım kitaplarla bitti akşam. Sezgin Kaymaz'dan Bakele ve Pınar Öğünç'ten Aksi Gibi'yi aldım. Aksi Gibi'ye başladım hatta. 3 kitabı aynı anda okuyorum. Bu ara öykülere kayıyor gönlüm, ruhum. Mutluyum.

Pazar günü için, bir ay önceden plan yapmıştık zaten, Profesyonel'i 4. kez izlemeyi denemek için. Başakşehir'den Beykoz'a gitmeyi göze alarak hem de. Yeniköy'de mükemmel bir pazar kahvaltısı yaptık önce, Barış'ın kaçamak günüydü. Oradan da geçtik tiyatroya. Bu kez başımıza bir olay gelmeden izledik oyunu. Nasıl güzel, nasıl bayıldım, yıllardır kapalı gişe olması nasıl normal anlatamam. Çok çok beğendim. İzlemek için bu kadar uğraşmam boşuna değilmiş. 40. yaş gününde bir yazar ve emekli bir polis memurunun ilginç bağlantısı, yaşadıkları üzerine harika ötesi bir oyun. Edebiyat, sanat, siyaset üzerine çok düşündürücü yerlere değiniyorlardı. Özellikle Devlet Tiyatrosu'nda bu kadar ince gören oyun bulmak çok zor. Tabi ki, Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar'ın efsaneler efsanesi performanslarını söylemezsem olmaz. İnanılmazlardı. Vel hasılı, eğer meraklı bir tiyatro izleyicisiyseniz bir fırsatını bulup izlemelisiniz. Muhtemelen şimdiye kadar izlemişsinizdir ama, ben yine de uyarayım. Az daha unutuyordum. Oyun çıkışı Bülent Emin Yarar'ı yakaladık. Kendisini tebrik edip, biletlerimizi imzalattık. Demek ki dedim, şimdiye kadar izleyemeyişimizde bir keramet varmış. Harika bir deneyimdi.

Tiyatro'dan sonra Barış'ın liseden bir arkadaşına gittik Maltepe'ye. Yemek, sohbet, muhabbet derken haydi film izleyelim dediler. Peki dedik, daha önce de yazmıştım ben Danzel Wahington'u inanılmaz severim. Onun 2014 yapımı The Equalizer'ını izledik. Film güzel başladı ama, bu kadar hikayeden bitebilirdi ancak. Süresi de 2 saat 10 dakika yani baya uzun. Kana, kavgaya doyduk (Çok ihtiyacımız varmış gibi). Eğer sadece vurdu kırdı izlemek istemiyorsanız, film için zaman kaybı diyebilirim. İzlediğim en vasat Washington filmiydi.

Bir hafta sonu da her hafta sonu gibi rüzgar oldu uçtu. Önümüzdeki hafta sonunun tamamı eğitimde geçecek, bir de okul açıldı yoğun yani ama biz cumartesi akşam, Zorlu Center PSM'de Rıza Kocaoğlu'ndan Ormanlardan Hemen Önceki Gece'yi izleyeceğiz. Çünkü hazır mümkünken, sezon kapanmadan ne kadar tiyatro izlersek o kadar kalpler...

Pazartesi, Şubat 16, 2015

Özgecan...

Bir gün çocuğum olursa, kız veya erkek isminin sonuna can eklemek isterim hep... 
Özgecan gibi...
Bu ülkede bir can yetişir, yaşarmış gibi...
Ne söylesem öfkemi, üzüntümü, hayal kırıklığımı anlatmaya yetmiyor, yetmeyecek...
Takip edilmeyen, taciz edilmeyen, yüz vermeyince ısrar üstüne ısrar yaşamayan var mı ülkede bilmiyorum. Bunları kendimi bildim bileli yaşıyorum ve eminim tüm kadınlar yaşıyor. Özgecan'a olanların bizim başımıza gelmemesi de sadece şans.
Biz fotoğraflarına bakmaya kıyamazken, çocuğun başına neler geliyor, ailesini hele, hiç düşünemiyorum.
Son olsun diyeceğim, olmayacak biliyorum. Bari unutulmasın. Cezası verilsin. Allah herkese sabır, bu ülkede kadın olan bizlere de kolaylıklar versin...

Çarşamba, Şubat 11, 2015

9 Şubat Haftası...

Bazı şeyleri düzeltmek için uğraşırken, istemediğin için mi yoksa acemisi olduğun için mi bilmem, daha da küçük parçalara ayırmak...
 
Hırpalamak, hırpalanmak, sıkıntılı uykular, bıkkın sabahlar, sinirli geceler; sonu gelmeyen,yorgun düşülen kavgalar... Daha çok hırpalamak daha çok hırpalanmak, tek derdin birazcık huzurken, ondan başka her şeye sahip olmak... Çok kızmak, çok sinirlenmek, çok pişman olmak, pişman olduğuna pişman olmak, üzülmek...

Bazen ruh bedene sığmıyor. Başka bir şey lazım oluyor, ne olduğunu bilsem hemen bulup nefesimi eski haline çevireceğim, ama bilmiyorum. Bir yerlere kaçsam diyorum, kaçıp gitmek istediğim yerlerin de yolları bitmiş sanki...

Pazartesi, Şubat 09, 2015

Varan 1 'DONE!'

Online eğitimlerimin ilk partisi bitti. Üretim Yönetimi ve Stratejik İnsan Kaynakları Yönetimi eğitimlerinin ikisini de sertifika sınavlarından 100 tam puan alarak tamamladım. Önümüzdeki ay da Toplam Kalite Yönetimi ve Stratejik Yönetim eğitimleri var. Yüksek lisanstan bir altyapım olduğundan zorlanacağımı sanmıyorum pek. 

21 Şubat hafta sonu şirket yine bir eğitime gönderiyor; 'ISO 9001:2008 Kalite Yönetim Sistemi İç Denetçi Eğitimi' ki ben bu eğitimi çok istiyordum. EdX'ten aldığım Who is your customer? eğitiminin ders aşaması da bitti, essayleri ve sınavı kaldı. 31 Mart'a kadar süresi var. Okul kapalıydı ama yarı yıl tatilini iyi değerlendirdim sanki. Bu ara böyle ve bana baya iyi geliyor.

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz / Melisa Kesmez


Çok güzel. Çok içten. Kendimden çok parçalar buldum bu kitapta. Çok içim acıdı, çok gözlerim doldu. Çok büyüdüğümü fark edip, keşke bu kadar büyümeseydim dedim. Çok da tebessüm ettim. Çok cümlelerin altını çizdim. 

Hemen bitmeseydi keşke. Çok sevdim.

Cuma, Şubat 06, 2015

Sağlıklı Yaşam Dediğin...

Selam blog,

Ne zamandır devam etmeye çalıştığım bir sağlıklı hayat mevzusu var. Belki daha önceden yazmışımdır. Özellikle içtiğim suyu takip ediyorum son bir aydır, telefonumda kullandığım bir app'le. Her gün hedefime erişemesem de beni motive ediyor, unuttuğumda hatırlatıyor. 

Çocukluğumdan beri tam bir cips çılgınıyım. Sevmediğim çeşidi yok gibi bir şey. Tatlı krizlerinden zaten bahsetmiyorum. Üniversite kilolarımdan kurtulduğumdan beri, aynı civarlarda seyrediyorum ama bünyem kilo almaya baya müsait çünkü ben yemek yemeyi inanılmaz seviyorum. Barış da devam eden bir kilo verme macerasında olduğundan benim için çok zor olmuyor dikkat etmek. Kahvaltıda mümkün olduğunca az ekmek, öğle yemeklerinde pilav, makarna varsa mümkün olduğunca az ve hiç ekmek, akşamları tek çeşit ve salata-yoğurt şeklinde rutinim. Arada bitki çayları ve şekersiz kahve var tabi. Ara öğünlerde de meyve, kuru yemiş, kuru meyve yemeye çalışıyorum.
Sadece akşamları, çay-kahvenin yanında bir kurabiye/bir dilim kek ya da biraz cips yiyorum. Buna maalesef dur diyemiyorum.Meyveyle filan kesmek gibi niyetlerim var artık ama bakalım. Kilo verme/korumanın yanında hayatıma bir düzen getirdiği için de seviyorum bu işi. Şimdilik iyi yani.

Sağlıktan başka servet yok hem yalana da gerek yok, herkes fit görünmekten hoşlanır. Velhasıl, ben dikkat ediyorum. Darısı isteyenlere.

Perşembe, Şubat 05, 2015

Sevgili Günlük Vol 8547854

Sevgili blog,

Tabii ki yine dert yanmaya geldim. Beni sinirden kudurtan bir durumdan bahsetmek istiyorum. Hayatımda bazı insanlar var. Kendilerini inanılmaz seviyorum, onlar da beni ama ne aramak ne sormak. Her daim, istisnasız her daim ben/biz arıyoruz ee napıyosun görüşsek mi filan diye. Bu durumdan bahsedince de, ya benim öyle çok arama şeyim** yok filan gibi saçma sapan muhabbetler geçiyor. Eğer istersem benim de öyle arama sorma gibi bi şeyim** olmaz ki, bu da senin de öyle şeyin** olmadığından aramızdaki ilişkinin bitmesi demek.

Ne demek ya arama sorma şeyim yok, o zaman karşındakini pek de sallamıyorsun. Zamanım yok, vay anasını dünyanın en meşgul insanı. Sen uzaya hayat taşırken ya da hidrojen bombası tasarlarken, biz de işte gündelik boş işlerle uğraşıp duruyoruz. O yüzden haklısın, gerekirse biz seni şeederiz, sen zahmet etme.

İlk gençlik yıllarımdan (HÖYKÜREREK AĞLADI) beri, arkadaşlarıma yani genel olarak çevreme karşı sahiplenici bir insan oldum hep. Bunun övünülecek bir şey olduğunu düşünmüyorum tabi ki ama, umursamaz olmaktan iyidir. Bir arkadaşım ya da sevdiğim biri bana şu gün hastaneye gideceğim yahut sınavım var dese mesela, ben o gün ya da ertesi gün ama mutlaka, arayıp ya n'aptın derim. Öteden beri bu durumla ilgili şikayetlerim olur ama artık yaşın geçtiğinden midir bilmem bu ara daha çok sinirime dokunuyor. Bilmiyorum çok saçma olduğu daha nasıl anlatılır. Neyse.

Bugün çok özel bir gün. Dünyanın en güzel gülen adamı doğmuş. İyi ki doğmuş, iyi ki Galatasaraylı olmuş. Allah uzun ömür versin.


Şu fotoğrafa da ayrı parantez açmak istiyorum. Arena'da şu koşuyu yaptığında, her yer i love you Hagi diye inlerken, ben de tribündeydim ve mutluluktan öldüğümü filan zannetmiştim. Şu keyfi elimizden alan istisnasız herkesin Allah belasını versin. Takımı, stadı, evde olma hissini, Galatasaray'a dair her şeyi o kadar özlüyorum ki anlatamam. Buralardaki futbol muhabbetinin azlığından belli olmuştur zaten de, televizyon bana yetmiyor. Daha yüksek sesle PASSOLİGE HAYIR!

Salı, Şubat 03, 2015

12 Öfkeli Adam


Selam blog,

Yine hafta sonu çok yoğundu. Temizlik, misafirler falan. Ama 2 hafta öncesinden Fatih Reşat Nuri Sahnesi'ndeki 12 Öfkeli Adam oyununa bilet aldığımız için cumartesi akşam, gittik yorgun argın. İyi ki de gitmişiz. Oyun inanılmaz güzeldi.

Adından da anlaşılacağı gibi oyun, filmden uyarlama. İlk dönem aldığım Liderlik ve Liderlik Yaklaşımları dersinde sık sık bu filmin konusu geçmişti, hatta internetteki listelerde de karşılaştım ama izlememiştim. Oyundan sonra dedik ki, filmi izlememiz lazım hemen.

19 yaşında bir genç. Babasını öldürmekten yargılanıyor. Jürinin vereceği karara göre, elektrikli sandalyeye gönderilecek. Jüri 12 kişi. İlk oylamada 11 kişi suçlu, 1 kişi suçsuz diye oy kullanıyor. 11 üye gayet emin, gencin suçlu olduğundan. Suçsuz olduğu yönünde oy kullanan üye ise, herhangi bir olayın doğruluğundan veya yanlışlığından %100 emin olunamayacağını söyleyerek, kanıtları ayrıntılı şekilde incelemek için diğer üyeleri ikna ediyor. Kanıtlar incelendikçe, ne kadar yüzeysel ve ön yargılı oldukları, olduğumuz çıkıyor ortaya...

Oyunculuklar da en az hikaye kadar etkileyici. Kaçırılmayacak bir oyun. Şuradan bilgi alabilirsiniz.

Bu arada Dot'un son oyunu İki Kişilk Yaz'ı da başlar başlamaz izledik ama, yazmadığımı fark ettim. En kısa sürede yazacağım. Gittim.