Pazartesi, Temmuz 13, 2015

Son mu başlangıç mı bilemedim...

Bu gün burada son günüm blog. Buradan sana son kez ulaşıyorum muhtemelen. İstifamı verdim, akşam da herkesle vedalaşıp ayrılacağım. Herkesi, düşündüğümden daha çok seviyormuşum bunu anladım ve iyi ki dedim, iyi ki buradan böyle güzel gidebiliyorum. Personelimden ağlayanlar filan oldu, ben de tabi. Kendimden bekliyordum zaten de, onların beni bu kadar benimsediklerini bilmiyordum. Neyse işte, sabrım meyvesini verdi. Umarım bir süre sonra burayı ve bu yazdıklarımı hatırlayıp iyi ki sabretmişim diyebilirim.

Bu arada bir güzel haber daha aldık. Katıldığımız bir kura çekilişinde bu kez şans bize güldü. Eğer peşinatını ödemeyi başarabilirsek artık bir evimiz var. Allah benim dualarımı şükürler olsun kabul etti, umarım dileyen, uğraşan, çabalayan herkesin duaları kabul olsun. Çok daha iyileri dileyen herkesi bulsun.

Ben sanırım sırtımdaki yüklerin bir kısmını attım. Yenileri gelecek eminim ama şimdilik sadece gelsin bildiği gibi diyebiliyorum...

Salı, Temmuz 07, 2015

Doğum günü ve diğer bir takım tatlı şeyler...

Günaydın blog,

27 oldum. Baya da güzel oldum. Boynumun tutulması yüzünden perşembe ve cuma tamamen iptal olsam da cumartesi kararlılıkla temizliğe giriştik, eve gelen ablayla. Büyük temizlik günü olmasına rağmen Barko'nun ısrarla Zühre'leri iftara çağırmak istemesinden bir şeyler sezmiştim ama, birazdan anlatacağım gibi bir organizasyon beklemiyordum. İftar, okey vs. ile saati 12 yaptıktan sonra Barko ben gideyim de sahur için pide alayım deyince bende ikinci bir ışık yandı ama annem, kardeşim dışında kuzenlerim ve liseden arkadaşlarımın da ellerinde pastayla baskın yapması havalara uçurdu. Ben Zühre'lerle birlikte daha küçük bir şey bekliyordum, böylesi muazzam oldu. Sonrası sabaha kadar sohbet muhabbet. Bu arada doğum günü hediyemi biraz erken almıştım ben, buraya yazdım mı bilmiyorum ama bu yıl uzun zamandır sayıkladığım bisikleti kaptım. Aşırı aşırı mutlu oldum. Asıl doğum günüm yani pazar günü de ramazan sebebiyle akşama kadar yat yuvarlan ile geçti. Akşamında da uzun zamandır gitmek istediğim Mama Shelter'a gittik. Mükemmel ötesi bir mekan. Son zamanlarda gittiklerim içinde en beğendiğim diyebiliriz. Özellikle çilekli milföyleri enfes. Giderseniz mutlaka deneyin.

Her güzel şey gibi doğum günüm de hemen bitti. Pazartesiyle yüzleşmek zorunda kaldım. Hatta baya da zor başladı pazartesi günü benim için. Günün zor geçtiğini düşünürken, telefonuma baktığımda beklediğim haberin geldiğini gördüm. Aylardır sayıkladığım şey oldu. Haziran kariyerim için dönüm noktası olacak, olsun diye uğraşıp durmam boşuna değilmiş blog. Oldu. Sadece halledilmesi gereken küçük bir iş kaldı. BİR ŞEYLER İÇİN ENDİŞELENMEZSE ÖLECEK hastalığından muzdarip olduğum için tam manasıyla havalara uçamıyorum o küçük iş hallolmadan. Bir aksilik çıkmaz diye umuyorum. Sonra istifa edeceğim. Bana azcık daha dua edin n'olur. Son düzlük. Çok şükür. Bu süreçte aklıma sadece, yüksek lisans için çabalamalarım, hafta sonlarımı yiyen eğitimler, ingilizce için koşturmalarım geliyor. Galiba bu sefer değdi. Bir de burası benim ilk mezun olduğumdan beri çalışmak istediğim, hayalini kurduğum yer olunca, hissettiklerimi tarif edemiyorum ve hala da o yüzden korkuyorum. Allah isteyen ve çabalayan herkesi hayallerine kavuştursun.

Bu da böyle dursun. Yarın öbür gün acaba bu işler nasıl olmuş dersem okur okur mutlu olurum belki...

Cuma, Temmuz 03, 2015

Değişik

Selam Blog,

Küçük bir tespit yapacağım. Bunu da şu anki durumumla alakalı bir konu üzerinden yapacağım.
Olmasını beklediğim, gerçekten çok ama çok istediğim ve çok emek verdiğim bir şey var. Baya nefesimi tuttum, gelecek haberi bekliyorum. Bu süreci de doğal olarak bazı arkadaşlarımla paylaşıyorum. Bazıları, iliklerime kadar iyi hissettiriyor bana. Güvenimi tazeliyor, iyi hissetmemi sağlıyor. Bazılarında ise şöyle diyor: 'Ya sen elinden geleni yaptın. Olursa olur, olmazsa olmaz. Bu kadar üzerinde durma. Daha neler yaşayacağız...' vb. Bu şekilde bakınca her şey çok normal görünüyor ama bu insanların gözlerinde gördüğüm veya ses tonlarında hissettiğim şey 'İNŞALLAH OLMAZ.' Bana canım yaa bu kadar takma kafana filan derken aslında o güzel şeyi yaşamamı / yaşamamızı istemediğini anlıyorum. İfade edebildim mi emin değilim. Gayet sürekli görüştüğümüz, sevdiğimiz filan insanlar bunlar ama, normalden fazla iyi ya da mutlu olmamızı istemiyorlar. Neden? Bilmiyorum. Uzak durmak lazım. Üzülüyor muyum, çok değil ama şaşırıyorum. Eskiden bunu ayırt edemeyip, şu an fark ediyor olmak büyüme indikatörlerinden sadece biri. İnsanlar kötü.

Pazartesi, Haziran 29, 2015

Kitaplarla Karışık

Hello,

Son yıllarda Ahmet Ümit okumuyordum ama kuzenim ve başka birkaç kişi baya övünce aldım Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ni. 3-4 gün gibi bi sürede de bitirdim. Fena bir kitap değildi ama bayıldım dersem yalan söylemiş olurum. Benim açımdan tahmin edilebilir bir sona sahipti. Tabi bu kitabın mükemmel ayrıntılara sahip olmasına engel değil. Gezi, Beyoğlu ve azınlıklarla ilgili çok güzel göndermeler, hikayeler ve tarihi bilgiler vardı. Bu açıdan etkileyici olduğunu söylemezsem haksızlık olur. Özellikle ramazanda, oruç eşliğinde okuduğum için, sürükleyiciliği zaman geçirmem için çok işe yaradı. Okuyunuz, zaman kaybı değil derim.

Bu aralar elimde, David Gilmour'dan Film Kulubü var. Henüz bitirmedim ama okuduğum kısmı beklentimin biraz altında kaldı diyebilirim. Kitap bakarken sürekli elim gidiyordu ama vazgeçiyordum. Ahmet Ümit'le birlikte alayım dedim ama bakalım sonu nasıl çıkacak. Oğlu okulu sevmeyen baba ona, kendisiyle haftada 3 film izlemesi koşuluyla okulu bırakabileceğini söylüyor. Birlikte film izlemek bir nevi okul oluyor çocuk için. Bu konuyu ailenin hayatının akışı içinde anlatıyor kitap. Sonunda, kitapta adı geçen tüm filmlerin bir listesi var. Onu da değerlendirmeyi düşünüyorum.

D&R'ın 5 TL günlerinden kendimi uzak tutuyordum ama, bu kez de annem hadi seç ben alayım dedi. Ne zamandır tanışmak istediğim Ayfer Tunç ve Oya Baydar ile tanışmaya karar verdim ben de. Oya Baydar'dan O Muhteşem Hayatınız ve Ayfer Tunç'tan Dünya Ağrısı'nı aldım. Her yıl 5 TL günlerinde kaçırmadığım ve bayıla bayıla okuduğum Marc Levy'den de Dostlarım Aşklarım'ı kaptım. Gerçi ona annem el koydu önce ben okuyayım diye ama olsun. O kadar çok kitap aldım ki, aslında yıl sonuna kadar kitap almasam okuyacak kitabım var hatta belki daha bile çok ama durduramıyorum kendimi. Tatil için almayı planladığım üç kitap var üçü de Unutma Dersleri'ni bayıla bayıla okuduğum Nermin Yıldırım'ın kitapları. Unutma Beni Apartmanı, Rüyalar Anlatılmaz ve Saklı Bahçeler Haritası. 3 günlük bayram tatilinde hangi birini okuyacaksın demeyin. Tatile giderken ve bayramlarda kitap almak bende hastalıktır. Hele hem bayram hem tatil birleşmişken bu üç kitabı almamak olmaz.

Hem bayram hem tatil demişken, bayram tatilinde Barko ve kardeşim Turgut'la Akçay'a kaçıyoruz. 3 gün de olsa hepimize iyi gelecek. Oradaki bir arkadaşımız sağolsun Ayvalık-Cunda-Kaz Dağları turu yaptıracak bize. Biraz da deniz güneş oldu mu, mis.

Son olarak acil bir konuyla ilgili duaya ihtiyacım var. Anlatacağım. Sonra.

Pazartesi, Haziran 15, 2015

223. Yazı

Günaydın,

Sendromun baya dibinden bildiriyorum. Çalışmaya başlamamak için yapılanlar vol 4546554'de bugün bloga yazı yazmak var.

Yine tatlışko bir hafta sonu bitti. Cuma günü barkoyla bi kaçamak yaptık. Bahçeşehir Gölet o kadar muazzam olmuş ki. Kenarında ördekleri izledik, yürüyüş yaptık sonra da Kolcuoğlu'na geçtik. Bahçede takıldık, hatta transfer falan tartıştık. Çıkışında cankocam bana harika bir sürpriz yaptı. Yeni sevgili olduğumuz zamanlardı, sinemaya gitmiştik. Film arasında şu 1 tl atılıp oyuncak çekilen makinelerin birinde bir inek görmüştüm. Aaaa ne güzelmiş deyip lavaboya gitmiştim, döndüğümde o inek barkonun elindeydi. O makineler ne para tuzağıdır bilen bilir. Yemekten sonra yine öyle bir makinenin önünden geçiyorduk, barko sana oyuncak çıkarayım mı deyince güldüm o bi defa olur, çıkaramazsın ki dedim. Ve bingo ilk seferde pikaçu ellerimdeydi. 27 yaşında insanım hala böyle şeylerle havalara uçuyorum. Dönüşte anneme gittik, onda kaldık hatta. Sözde sabah beraber kahvaltı yapıp, bana gidip evi temizleyecektik. Anne ya, gitmesek de keyif mi yapsak biraz dememle, annemin bu fikri havada kapması bir oldu. Temizlik yalan. Türk kahveleri, fallar hatta ben fırsattan istifade Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ne başladım. Eski evimde, dünyayla hiçbir alakam olmadan kitap okumak kadar sevdiğim çok az şey var. Kitap da gayet iyi gidiyor. Akşam Mervecan'ın kınası vardı. Lise hazırlıktan beri arkadaşım, 12 yıldır düşe kalka beraber geldik bu zamana. Kocası Gökhan da dersaneden can arkadaşım. Benim en koşturmalı zamanlarımda hep yetişmişti Merve, Ben de elimden geleni yaptım. Annemle beraber gittik kınasına. O kadar güzeldi ki her şey.

Pazar günü bu kez de nikahın telaşıyla geçti. Sabahtan bu yıl daha ilk kez balkonda kahvaltı yaptık. Sonra koştur koştur nikah. Dönüşte market. Yolda anlaştık. Barış yemek yapacaktı, ben de evi süpürecektim. O hemen girdi mutfağa, ben de ortalığı toparladım. Tam süpürgeyi alacaktım ki, elektrik kesildi. Yemeği yedikten sonra, elektriğin 9 civarı geleceğini öğrenince ben kitabı alıp balkona geçtim, Barış da kestirdi. Elektrik gelince, değişik bir kaç içecek tarifi denedik. Belki bir ara anlatırım burada. Survivorla da bitirdik hafta sonunu. Ona da uyuz oldum. Çekirdek gibi bırakamıyorsun da. Bitse de kurtulsak.

Bu arada, okul da bitti. Sınavlarım gayet iyi geçti. Hatta birinden AA aldığım belli oldu bile. Tez danışmanım da onaylandı. Okuldan ayrılmak azcık zor oldu. Bilmeden, koşturmacanın içinde fark etmeden bağlanmışım, çok sevmişim okulumu. Vedalaştık perşembe günü. Sırada tez var, darısı onun da bitişine. Korkuyordum ya pişman olmaktan, tez aşamasında ne olur bilmiyorum ama şimdi iyi ki diyorum iyi ki başlamışım. Yeni haberler beklemeye devam.

Diğer yandan tatil planları yapmaya çalışıyoruz hala. Amerika ihtimali sebebiyle büyük şeylere kalkışamıyoruz ama ben ramazan bayramı tatili, yıllık iznin ilk haftası vs. için kıpırdanmaya başladım. Vel hasılı ve çok şükür, hayat bu aralar biraz daha güzel. Yaz geldi diye mi ki?

Pazartesi, Haziran 08, 2015

Daha...

Daha güneşli, daha güzel bir günden  günaydınlar...

Demek ki bazı şeyler değişebilirmiş. Ohmuş. Yaşasınmış. Daha da güzelleri gelsinmiş.

Kıştan beri kendimi haziran ayına hazırlıyordum. Birkaç kez burada da söyledim hatta. Benim hazırlanma sebebim seçim olmasa da baya güzel bir giriş oldu haziran ayına. Gerçekten, baya baya, ciddi ciddi olumlama ve imgeleme zımbırtılarına inanmaya başladım. 1 hazirandan beri hayallerimle ilgili kıpırdanmalar yaşıyorum. Henüz sonuçlanmış bir şey olmasa da özgüvenimi tazelemek bile müthiş bir duygu. 1-7 haziran haftası en başarılı ve güzel haftalarından biri oldu benim için. Umarım sadece başlangıçta kalmaz. Harika sonuçlanır.

Geçmiş olsun cümleten...

Cuma, Mayıs 29, 2015

Özet geç!

Hellööööğ,

Blog ben yoğunluktan öldüm, geri döndüm. Düşünürken bile başım dönüyor, bakalım anlatırken neler olacak...

Son yazıda iş güvenliği için hiçbir şey yapmadığımdan bahsetmişim. O yazıdan yaklaşık 1 hafta sonra çalışmaya başladım. 15 gün kadar aralıksız şekilde çalıştım. Okuldan arkadaşım Selen de sınava girecekti. Beraber baya baya yardırdık. Peki sonuç? SINAV ÇOK ZORDU. Özellikle bir önceki sınava göre sorular biraz ağırdı. Soru sayısı azalmış ondan bile sınavda haberimiz oldu. Son iki haftayı, işten çık yatana kadar isg çalış şeklinde geçirmem en azından tevekkül etmeme yardım etse de üzülmedim dersem yalan olur. Az da olsa geçme ümidim var, bekleyelim görelim...

Gelelim ev meselesine, olmadı. Üzüldük mü? evet, şaşırdık mı? hayır. Kısmetimiz başka bir zamanda başka bir yerdeymiş dedik. Alternatif planları devreye soktuk.

Tub neden bu kadar yoğundun, sebebi bi isg miydi? Tabii ki hayır. İki dönemdir çekiliş ve kuralar sonucu bir çok derste zorunlu olan sunumlarım dönem sonuna kalıyor. Bu hafta ve geçen hafta son derece önemli sunumlarım vardı okulda. Şükürler olsun ki, ikisi de harika geçti. Vize sonuçlarım da gayet iyiydi. Sonuç olarak dün itibariyle yüksek lisansımın ders aşamasını sınavlarım hariç tamamlamış oluyorum inşallah. 8 Haziran haftası gireceğim 4 sınavla birlikte, bitiyor. Sene başından beri birlikte çalışmak istediğim kalite hocam da tezde benimle çalışmak istediğini söyledi ki ballı kaymak oldu. Tıpkı hayal ettiğim gibi kalite çalışabileceğim, her ne kadar konumu netleştirememiş olsam da.

Bir de vize mevzusu vardı tabii. Dün sabahın köründe kalkarak Amerika konsolosluğuna gittik Barko'yla vize görüşmesi için. Kale gibi (hem koruma, hem de yapı olarak) ve harika manzaralı, inanılmaz gergin bir yer konsolosluk. Çok da kalabalık ayrıca. Randevu saatimden erken giderek büyük akıllılık etmişim. 3 aşamalı görüşmenin ilk aşamasında görüşmeyi ingilizce yapıp yapamayacağınızı soruyorlar. Çoğu insan Türkçe yapmak istediğinden Türkçe mülakat yapılan bankolar inanılmaz yoğun. Ben İngilizce yapabileceğimi söyleyince, çok kısa bir süre bekledikten sonra görüşmeye girdim. Barko'nun şunu sorabilirler, bak bu da olabilir vb. dediği her şeyi eksiksiz sordular, ben de yanıtladım VEEEEEE VİZEYİ ALDIM. İnşallah Central Park'ı görmeden ölmem. Barko ve diğerleri için sürpriz olmasa da ben bu konuda son derece gergindim. İçten içten heveslensem de vize alamazsam diye, kendimi gaza getirmiyordum ama artık gaza gelmem için bir engel yok. Önceki gece harika bir yemekle rahatlama seansı, dün de minik bir profiterolle kutlama yaptık. Çok çok mutluyum.

Amerika demişken biraz da IELTS'den bahsedeyim. Kurs özellikle de GSÜ'de olması sebebiyle gayet iyi gidiyor. İSG yüzünden son bir kaç haftayı çalışamadan geçirsem de fena halde gaza gelmiş durumdayım. Önceki hafta kursta ilk denememizi olduk. Reading ve listeningden beklediğimden oldukça farklı olarak 7 aldım. Kendimi olduğumdan daha yetersiz gördüğümü anladım. Geçen hafta cumartesi isg yüzünden gidemedim, pazar da kurs olmadığı için writing ve speaking sonuçlarımı öğrenemedim ama speaking sınavını yapan Amerikalı hoca, konuşmamın iyi olduğunu söyledi. Ona da apayrı sevindim. Tek bir denemeyle karar vermek pek sağlıklı olmasa da, hedefim olan 7 buçuğun çok uzağında olmadığımı düşünüyorum. Özellikle pazartesi günü özel dersim bittiği için, okulda sınavlarım da bitince çalışmak için bir engelim kalmayacak. Ramazandan sonra da sınava gireceğim inşallah.

Gelelim kariyerim için hedefim olan haziran ayında ne durumda olduğuma. İstediğim online eğitimleri aldım, okulun ders aşamasını bitirdim sayılır, tezimi istediğim konuda yazabileceğim. İş yerimde işler yavaş da olsa düzene giriyor ve bir yılımı tamamlıyorum. İş bakmaya devam ediyorum hatta ölümüne istediğim bir iş için, pazartesi günü görüşmeye gideceğim ve çok çok heyecanlıyım. Eğer o işi alırsam, bu dönem yaşadığım tüm yorgunluğa değecek. Olmazsa da belki de daha iyisi bekliyordur der, yoluma bakarım ama ne kadar çok istediğimi kelimelerle anlatmak çok zor. En kötü ihtimalle burada bir süre daha devam edip, tezimi aradan çıkaracağım.

ASIL KONUMUZDAN BAHSETMEMİZ GEREKİRSE. ŞAMPİYON BELLİ İKİNCİ KİM. Takıma o kadar hasretim ki, anlatamam. Kendimi kutlamaya giderim diye oyalarken bir de baktım onun için de passolig istiyorlar. Kaldı yani. Tam bir 'biz sana tutsak, sen bize yasak' hali. Sonuna kadar hakettiğimiz şampiyonluğu doya doya kutlayamamanın burukluğu olsa da, mutluluktan evlere sığamadım. Umarım önümüzdeki yıl şu Allahın belası uygulama kalkar da takımıma ve tribünüme kovuşurum. Çok seviyorum, öyle böyle değil.

Hayatımın kilometre taşlarından updateler verdiğim bir yazının daha sonuna geldik. Dua edin. Görüşürüz.

Cuma, Mayıs 01, 2015

Ortaya Karışık #25

Artık bahane üretmekten de sıkıldım blog, yazamıyorum eskisi gibi. Fırsatım olmuyor. Bir sürü şeyler oldu yazmadığım zamanda yine. Kemerleri taktıysak başlıyorum:

Özel derslerin sayısı 1'e düşünce, ikici vizemin olacağı ders olmayınca, biraz da yeni iş imkanları için farz haline gelince, IELTS'e girmeye karar verdim. Hazırlık için de dünyanın en harika yerine, Galatasaray Üniversitesi'ne yazıldım. Ne zamandır yoğun ingilizceyle haşır neşir olmayınca biraz zor geldi ama. ALLAHIM OKUL O KADAR MÜKEMMEL Kİ DELİREBİLİRİM. Öhöm. Neyse. İngilizce çalışıyorum yani. Barış da writing ve speaking için yardım ediyor sağolsun. Bana sadece reading ve kelime ezberlemek kalıyor. Bu arada twitterdan tanışıp çok sevdiğim geowyns de, GSÜ'de Fransızca kursuna gidiyor. Bu kurs sayesinde onunla da yüz yüze görüşme ve booolca Galatasaray muhabbeti yapma şansım oldu. Ballı kaymak oldu.

İş değiştirmeye karar verdim. Haldır haldır iş bakıyorum. O kadar bunaldım, o kadar daraldım ki. Kendimi geliştirebileceğim, yaşıtlarımın daha çok olduğu, daha iyi hissederek gideceğim bir iş istiyorum artık. Özellikle de IELTS'den 6-7 civarı bir not alabilirsem ki benim hedefim 7-7,5 çok güzel fırsatlar geçecek elime. O kadar çok istiyorum ki anlatamam.

Diğer yandan, iş sağlığı ve güvenliği uzmanlığı sınavı yine yaklaşıyor. Ben yine onunla ilgili hiiiç bir şey yapmıyorum. 130 TL sınav ücreti ciğerimi dağlıyor. Son hafta artık bi motora bağlar çalışırım diyorum ama pek ümidim yok. Geçen sefer sınırdan kaldığım için, şimdi iyice hevesim kaçıyor.

Mahir Ünsal Eriş'in Dünya Bu Kadar'ını okuyorum bu ara. İncecik kitap 2 haftadır sürünüyor elimde. Çok da güzel aslında ama koşturmaktan fırsatım kalmıyor ki bitireyim. Bir yandan Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka'sına da bakıyorum. Onun akan bir olayı olmadığından, başka kitaplarla beraber de okunabiliyor.

Arabamızı sattık bu arada, bir ev çekilişine katıldık. Bilmiyorum şansımız yaver gidecek mi ama, inşallah biz de bir ev sahibi oluruz bu fırsatla. Çıkmazsa, biraz daha biriktirip araba almak istiyoruz tekrar, bakalım.

Araba parası bankada dururken benim aklıma vize almak geldi. Aslında yurt dışı planımız yoktu ama, rahatlıkla banka mektubu alabileceğimiz için deneyelim dedik. Barko Schengen'in maksimum 3 ay uzak tarihe verildiğini söyleyince, biz de Amerika vizesine başvurmaya karar verdik ki, gözler kalp oldu. Tabi vize başvurusu, randevu vs. olunca biz de tüm tatil planlarını iptal edip, azıcık da harcamaları kısarak yaz tatilimizde Amerika'ya gitmeye karar verdik. O kadar merak ediyorum, o kadar hevesleniyorum ki anlatamam. Çok ilginç bi' şekilde en çok da Central Park için. Duyan altı üstü park yaa, dese de çok istiyorum görmeyi. İnşallah vizede bir sıkıntı yaşamam.

Sonuç olarak, ev için, Amerika için, IELTS için bayaaaa duaya ihtiyacım var. Bir el atın be.

Bu sene o kadar az bahsettim ki burada, eski postlar olmasa kimse Galatasaray'ın bu blogun ana yazılma sebeplerinden olduğunu fark etmez. TAKIMIMI ÇOK ÖZLEDİM, O KADAR ÖZLEDİM Kİ. ANLATAMIYORUM. Şampiyonluk Bjk maçına kalırsa, alacağım ABV passoligi. Aslında dünkü Sivasspor maçına da gidecektim ama, metro çalışmadığı ve artık araba da olmadığı için vazgeçtim. Sanırım seneye kombine alacağım ya. gerçekten. GERÇEKTEN DAYANAMIYORUM artık.

Bu yazı da böyle twittera yazar gibi oldu ama. Hiç yuoktan iyidir sanırım. Gittim.

Cuma, Nisan 17, 2015

Unutma Dersleri / Nermin Yıldırım - Delice / Hande Altaylı


Unutma derslerini bitirmemin üzerinden bir hafta geçti ama, ancak yazmaya fırsatım oluyor. Çoğunluğunu Bursa'ya gidip gelirken feribotta okudum bu kitabı ve inanılmaz etkilendim. Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Yaşadığı bir olayı unutmaya çalıştığı dönemde karşısına çıkan 'Mazi İmha Merkezi' ne gitmeye karar veren Feribe'nin başından geçenleri hayretler içerisinde ve çokça yok artık diyerek okudum. Kitaba devam ederken elimde sürekli bir kalem vardı. Çünkü o kadar güzel cümlelerle anlatmış ki Nermin Yıldırım, insan dönüp dönüp tekrar okumak istiyor. Kitabın sonu ise, insanı bambaşka bir şekilde yakalıyor. Spoiler vermeden kitap- film anlatmayı pek beceremiyorum sanırım, o yüzden uzatmayacağım. Hem aksın gitsin hem de bana bir şeyler katsın, geçmişimden de bir şeyler bulayım diyorsanız okuyunuz.


Gelelim Delice'ye. Hande Altaylı'yla Kahperengi ile tanışmış, çok sevmiş, ardından diğer kitaplarını da okumuş ve bu maceramı şurada anlatmıştım. Delice'yi de çıktığı günün ertesi kaptım. Aldığım akşam okumaya başladım ve ertesi gün bitirdim. Biraz hassas bir zamanıma rastladığı için, beni normalden çok çok çok daha fazla etkiledi. Çok ağladım okurken. Çok sevdim ama. Derinlikli, düşündüren vs. bir kitap dersem yalan olur. Daha çok film gibi ama kesinlikle içeride bir yerlere dokunuyor ve sızlatıyor. Benimle beraber annem de okumuştu Hande Altaylı'yı. Benden sonra o aldı hemen. O da pek sevdi.

Böyle işte blogcum. Okul, ev, iş, özel ders derken buraya pek koşturamıyorum. Barış'ın hafta sonu çalışmaları, hava muhalefeti vs. derken erteleyip durduğumuz hafta sonu kaçması biraz boyut değiştirerek bu haftaya ışınlandı. Bir ara yazarım.

Bu arada 2 kitap birden okuyorum. Canım Mahir Ünsal Eriş'ten 'Dünya Bu Kadar' ve A. Ali Ural'dan 'Posta Kutusundaki Mızıka', bildireceğim.

Pazartesi, Nisan 06, 2015

04.04.2015 4-4'Lük Hafta Sonu

Hello Blog,

Aramıza yine 100 yıl girdi ama koşturmacalar bitmiyor canım. Onları bi ara özet geçerim. Ben yine hafta sonu yazıp gideceğim.

Son bir buçuk aydır her hafta sonu, Barko'yla adaya gidelim, yürüyüş, balık, fotoğraf yapalım diyoruz ama ya yağmur yağıyor deli gibi, ya da çalışıyor. Bu hafta yine hem cumartesi hem pazar çalıştı kendileri. Hatta cumartesi gece bir de fuarın organizasyonuna katıldı. Bu durum perşembe belli oldu. Ben kaç haftadır evde yalnız başıma temizlik, yemek, kitap şeklinde takıldığım için, acaba Bursa'ya mı gitsem dediğimde can kocam git değişiklik olur diye gazladı. Ben de kankaların kankası Persefon'la planlara koyuldum. Harika bir hafta sonu oldu. Kız kıza takılmacalı, bolca gezmeli hatta tiyatrolu.

Cumartesi sabahın köründe başladık hafta sonuna. 8:30 feribotuyla geçtim Bursa'ya. Persefon kahvaltıda bekliyordu. Uzuuun uzun kahvaltı yaptık, kahveleri içtik. Dedikodular, işlerden yakınmalar filan. Sonra klasik tavla faslımız. Akşam ne yapsak diye düşünürken baktık ki konser yok. Dedik acaba iyi bir oyun var mıdır ki, tiyatroya gitsek. Şansımıza ilgimizi çeken bir oyun bulduk. Nilüfer Belediyesi Tiyarosu'unun Hırsız Oyunu'na bilet aldık.

Perse'yle aynı şehirde yaşarken en favori aktivitelerimizden biri saatlerce kitap bakmaktı. Bu ritüeli de gerçekleştirdik. Hatta bu hafta sonundan hatıra olsun diye ona Ali ile Ramazan'ı aldım Perihan Mağden'den. Kendime de H.G.Wells'den Zaman Makinesi ve Ali Ural'dan Posta Kutusu'ndaki Mızıka'yı aldım. Hatta kitap ayracı kardeşliği yaptık yeniden. D&R'ın Baykul Serisi'nden. Çocuklar gibi şendik yani.

Akşam da tiyatroda aldık soluğu. Çok eğlenceli bir oyun izledik. Zengin bir ailenin evine giren hırsızın, insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini komediyle karışık izledik. İkimiz de çok sevdik. Özellikle Hırsız Spills'i oynayan Harun Özer ve Jack'i oynayan Suat Onur Çalık favorilerimiz oldu.

Uzun gece muhabbetinden sonra, pazar günü pestil olarak uyandık. Zaten akşam üzeri İstanbul'a döneceğim için evden çıkmadık. Kahvaltı-kahve-tavla düzenine evde devam ettik. Nasıl geçtiğini anlamadan bitiverdi koca hafta sonu. Döndüm İstanbul'a.

Perse Bursa'da ben İstanbul'da genelde yalnız günler geçirdiğimizden ne kadar çok şey yapsak kardır diye oradan oraya koşturduk durduk. Ben Barko sayesinde daha şanslıyım ona göre ama yine de hayatının en güzel yıllarını beraber geçirdiğin 'kanka'yla farklı şehirlerde yaşamak cidden çok zor. Arada böyle sürprizler herkese iyi geliyor.

Sınavlı, kötü havalı, yorgunluklu yeni haftaya selam. Pazartesilerden nefret ediyorum.

Pazartesi, Mart 09, 2015

Hafta Sonu Treni

Hello Blog,

Hödüklüğümün farkındayım. Pazartesiden pazartesiye uğrayabiliyorum ama hiç yoktan iyidir demek lazım. 

Öncelikle hafta sonu, öğrencilerimden birinin ders saatini arttırdığını not edeyim. Az yoğundum, iyice coştum. Hazirana kadar dişimi sıkmak zorundayım ama olsun. 

Mükemmel cuma, İpekçi'de basketbol maçıyla başladı. Barış'a -eleneceğimizden habersiz- Sevgililer Günü hediyesi olarak almıştım bu maçın biletlerini. Real Madrid gibi bir takımla oynadığımızı izlemek büyük keyif. İlk iki periyod başa baş gibiydi ama sonra koptu. Bunda bizim bir iddiamızın olmamasının da etkisi var tabi ki. Tribünü o kadar, o kadar, o kadar çok özlemişim ki, mutluluktan ölüyorum sandım kalbimizin yıldızı tezahüratında. Yönetimin basketbol takımıyla ilgili rezilliklerini protesto şansı vermesi açısından da iyi ki gitmişiz dedik. Dönüşte de kuzen sevmeye dayımlara uğradık, ballı lokma oldu.

Tüm haftanın yorgunluğu cumartesi sabahı çıktı. Misafirim gelecek olmasına rağmen neredeyse 12'ye kadar uyumuşum. Annem sağ olsun hazırlıkları yapmış da ben de evi temizledim millet gelene kadar. Börekler, çörekler havada uçuştu tabi. Bu ara yemenin ucunu kaçırdığım için, bugün hafif diyetsel hallere girdim hatta. Misafirlerden sonra, Devlet Tiyatroları'nın yeni premier yapan oyunu Muhteşem Gatsby'i izlemek için Mecidiyeköy'de Barko'yla buluştuk. Oyunu genel olarak beğendim ben ama iki perde olmasına gerek yokmuş gibi geldi. İlk perde 1 saat 15 dakika, ikinci perde 45 dakikaydı, bunun yerine bazı sahneleri atarak 1 buçuk saatlik tek perde bir oyun çok daha keyfili olabilirdi. Bazı kısımlarında sıkılmamak zordu çünkü. Yine de uygun bir zamanda kitabını da alıp okumak istedim. Hazır Cevahir'e gitmişken D&R'a da uğrayıp Ot Dergi ve Kafka Okur'u aldım. Tiyatro dönüşü barışın play station krizi tutunca, Turgut'u alalım dedi. Bu sabaha kadar fifa oynayacakları anlamına geldiği için, ben de anneme kaçtım. Aldım dergilerimi, kitabımı eski odamda nostalji yaptım. Kitabımı bitirdim hatta. Barış Bıçakçı-Baharda Yine Geliriz. Diğer Barış Bıçakçı kitaplarına göre biraz zayıf bulsam da çok keyifli öyküler vardı. Şimdi elimde 40 Şizofrenden 1 Öykü var. Çok çok ilginç bir kitap bitsin yazacağım fikrimi. Biraz öykü bağımlısı oldum bu ara.

Pazar sabahı da geç saate kadar uyuyup anne kahvaltısına uyandım. Kahvaltıdan sonra biraz dışarı çıktık. Konuya gelmek istemesem de maç için dayım gelecekti. Yemek hazırlık vs. derken akşam oldu. Psikolojik üstünlük mevzularına filan hiç girmek istemiyorum. İlk yarım saatte, o kadar pozisyon buluyorsan, hele de deplasmandaysan, atacaksın. Yoksa o baskıyı yersin ve 10 dakika daha dayanamazsın. Çok sinirlendim ve çok üzüldüm. Büyük fırsat kaçırdık. Online eğitim sınavlarıyla bitirdik hafta sonunu. 

Maça üzülmek, gezmek, tozmak, okumak, yorulmak hepsi bir yana ama ne yaşarsan yaşa, akşam gülümseyerek uyuyabilmek dünyanın en güzel hissi/hediyesi. Bazen kızsak, isyan etsek, şikayetlensek de şükredecek çok şey var. Şükürler olsun...

Salı, Mart 03, 2015

Hafta Sonu birkiiii

Galatasaray'ın cumadan 3 puan aldığı her hafta sonu gibi bu hafta sonu da mükemmel başladı, mükemmel bitti. Cuma işten eve gidince uyuyakalmışım. Maçın yarısında uyandım. Zaten 2-1 öndeydik. Keyifli kısmına denk geldim yani. Biraz da kırgın gibiydim, üşüyordum filan biraz sızlandım Barko'ya. Açım, yiyecek bir şey yok filan diye. O da bana en sevdiğim makarnadan yapmış ben yatarken. Gece yemesi vicdan yaptırsa da keyifler yerindeydi.

Cumartesi klasik günlük temizliği yaptım. Barko çalışıyordu bu hafta. Onun çıkışına gittim. Kaçamak hafta sonu olduğundan, pizza yemeye gittik. Sonra da bir başka klasik D&R gezmesi yaptık. 40 Şizofren 1 Öykü isimli ilginçler ilginci kitabı aldım kendime. Bir de İG'de takip ettiğim Beno'dan duyduğum, Büyükler için Boyama, boyama kitabını ve boya kalemlerini aldım. Dönüş yolunda kardeşim aradı size geleyim diye. Turgut'un bize gelmesi, Barko'yla sabaha kadar play station oynamaları demek, o yüzden ben de annemi çağırdım, çay kahve yapalım diye. Annem eve döndükten sonra, gece 2 civarı bir kokoreç mevzusu yaptık. Diyet yüzünden yapamadığımız gece kaçamaklarını, diyetin tatil olduğu günlerde yakalamaya çalışıyoruz. Mükemmeldi.

Pazar sabahı, annem geldi tekrar, hep beraber harika bir kahvaltı yaptık. Sabah diyorum ama, öğlen oldu yapana kadar tabi. Kahvaltıdan sonra bir temizlik seferberliği başlattım. Herkes bana yardım etti. Cumartesiden kalan işleri bitirdik. Sonra okul için ders kitabı alırken kaptığım, Barış Bıçakçı'dan Baharda Yine Geliriz'e başladım. Survivor, Beşiktaş maçı filan derken. Keyifler 1500 bitti hafta sonu.

Özellikle atladığım ve ayrıntılı yazmak istediğim kısım, Büyükler İçin Boyama. Cumartesi eve döner dönmez başladım boyamaya. Barış acaba sıkılır mısın falan deyince tedirgin olmuştum ama, hiç sıkıldığım filan yok. Aksine akşamı zor ediyorum, eve gitsem de biraz boyama yapsam diye. Aldığımdan beri, her gün bir boyama yaptım. Hatta yaptığım boyamaları İG'de paylaşınca olay oldu. Herkes nereden aldın, ben de alacağım filan diye heveslendi baya. Ben daha da sevindim tabi. Vel hasılı çok keyifli gidiyor. Fırsat buldukça devam edeceğim. İlk boyamalarımı da buraya ekliyorum. Bulunsun^^




Pazartesi, Şubat 23, 2015

Hafta Sonu Tuğba'sı...

Hellocuğum blocuğum,

Yine hafta sonu özeti.

Cuma akşamı 20 dakika uzaklıktaki özel dersten eve dönmem 2 saat sürünce, biraz gergin başladı hafta sonu. Gerçi hakkını yemeyeyim can koca keyfimi yerine getirdi, tostlu sürpriziyle. Tüm hafta sonu eğitimde olacağım için, temizlik yaptık gece yarısı biraz.

Cumartesi 7 buçukta uyandım, gittim eğitime. İlk gün genel bilgilerle geçti. Barış çıkışıma geldi. Zorlu Center'a gittik. Kahve içerken, o maillerini kontrol etti ben de okuduğum Pınar Öğünç-Aksi Gibi'yi bitirdim. Bu ara öykülere düştüm demiştim. Aksi Gibi de bir öykü kitabı. Atları Bağlayın kadar olmasa da sevdim. İçinde insanın içine işleyen çok güzel öyküler vardı. Sonra, bi'şeyler atıştırıp, taa bir ay önceden ayarladığımız 'Ormanlardan Hemen Önceki Gece''ye geçtik. Oyunu daha doğrusu, Rıza Kocaoğlu'nu gözümde çok büyüttüm sanırım, Sıkıldım resmen. Belki derinlikli bir oyundur ben anlamamışımdır, bilmiyorum ama biz sevemedik. İyi müzikler ve sevdiğim gibi, videolarla desteklenmesine rağmen hem de.

Pazar günü yine sabahtan eğitimle başladı. Ben eğitimdeyken annemlerle Barış plan yapmış, akşamı beraber geçirdik. Her zamanki gibi, Turgut'la onlar fifa oynarken biz de annemle takıldık. Bu hafta sonu da kuş oldu.

Çok yoruluyorum, dinlenemiyorum ama değiyor galiba. Eğitim baya baya verimli geçti, hemen sonra sertifikamı da aldım. CV'me ekledim bile. Ücretsiz, online bir iç denetçi eğitimi daha buldum. Onu da alıp, öğrendiklerimi pekiştirmek istiyorum. Önümüzdeki hafta, Toplam Kalite Yönetimi ve Stratejik Yönetim eğitimlerim de başlıyor. Okul başladığında tez için de çalışmaya başlayacağım. Umarım bir gün dönüp bu kadar yorgunluk için iyi ki diyebilirim...

Perşembe, Şubat 19, 2015

Kar Üzerine...


Geçenlerde şurada karın artık beni pek de mutlu etmediğinden bahsetmiştim. Bu kez yağan devasa kar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Dün okul başlıyordu normalde, gidemedim. İşten de gelme dediler. Tabii evde bir bayram havası. Taze simitli bir kahvaltı, tüm gün aylak aylak televizyon. Akşam üzeri kahve. Sonra mutfakta biraz vakit geçireyim filan derken akşamı ettik. Gündüz tipi yüzünden kafamı bile uzatamadım dışarı ama artık akşam 10:30-11:00'den sonra daha fazla dayanamadım. Tipi durmuştu, site bomboştu. Barış biraz hasta gibiydi ama kırmadı beni attık kendimizi dışarı. Önce gayet medeni şekilde biraz yürüdük, fotoğraf çekildik filan. Tabii sonra dayanamadık, kartopu savaşı başladı. Önce o da gayet medeniydi, sonra Allah ne verdiyse. Artık eve girmek üzereyken bi tongaya düştüm, yatırdı Barış beni kara yattım yuvarlandım. Böylece karla da barışmış olduk. Sakin kar kadar güzel az şey var evet, ama bugün bir saat yürüyüp sonra minibüse binerek işe gelince yine kafalar karıştı biraz tabii. Bir de bu soğuklarda, sokaktaki canlar mevzusu var ki, o hepten beter. Allah herkesin yardımcısı olsun.

Salı, Şubat 17, 2015

Hafta sonu vol 548165

Hafta içi yoğunluktan o kadar bir şey yapamıyoruz ki, her şey hafta sonuna sıkışıyor, bu durumda da ortaya karışıklar yerini hafta sonu özetlerine bırakıyor.

Haftalardır süren misafir akınından sonra, bu hafta eve gelecek, gidecek yoktu. Cuma akşamı, kızartma eşliğinde tv şeklinde yalnız geçti. Barış'ın işi vardı çünkü. Cumartesi öğlene kadar yattıktan sonra kendimi temizlik işlerine verdim. Sonra Sevgililer Günü münasebetiyle, biraz dışarı çıktık. Çok özel bir programımız yoktu. Yemek-kahve ile geçirdik akşamı. D&R'dan Sevgililer Günü şerefine kaptığım kitaplarla bitti akşam. Sezgin Kaymaz'dan Bakele ve Pınar Öğünç'ten Aksi Gibi'yi aldım. Aksi Gibi'ye başladım hatta. 3 kitabı aynı anda okuyorum. Bu ara öykülere kayıyor gönlüm, ruhum. Mutluyum.

Pazar günü için, bir ay önceden plan yapmıştık zaten, Profesyonel'i 4. kez izlemeyi denemek için. Başakşehir'den Beykoz'a gitmeyi göze alarak hem de. Yeniköy'de mükemmel bir pazar kahvaltısı yaptık önce, Barış'ın kaçamak günüydü. Oradan da geçtik tiyatroya. Bu kez başımıza bir olay gelmeden izledik oyunu. Nasıl güzel, nasıl bayıldım, yıllardır kapalı gişe olması nasıl normal anlatamam. Çok çok beğendim. İzlemek için bu kadar uğraşmam boşuna değilmiş. 40. yaş gününde bir yazar ve emekli bir polis memurunun ilginç bağlantısı, yaşadıkları üzerine harika ötesi bir oyun. Edebiyat, sanat, siyaset üzerine çok düşündürücü yerlere değiniyorlardı. Özellikle Devlet Tiyatrosu'nda bu kadar ince gören oyun bulmak çok zor. Tabi ki, Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar'ın efsaneler efsanesi performanslarını söylemezsem olmaz. İnanılmazlardı. Vel hasılı, eğer meraklı bir tiyatro izleyicisiyseniz bir fırsatını bulup izlemelisiniz. Muhtemelen şimdiye kadar izlemişsinizdir ama, ben yine de uyarayım. Az daha unutuyordum. Oyun çıkışı Bülent Emin Yarar'ı yakaladık. Kendisini tebrik edip, biletlerimizi imzalattık. Demek ki dedim, şimdiye kadar izleyemeyişimizde bir keramet varmış. Harika bir deneyimdi.

Tiyatro'dan sonra Barış'ın liseden bir arkadaşına gittik Maltepe'ye. Yemek, sohbet, muhabbet derken haydi film izleyelim dediler. Peki dedik, daha önce de yazmıştım ben Danzel Wahington'u inanılmaz severim. Onun 2014 yapımı The Equalizer'ını izledik. Film güzel başladı ama, bu kadar hikayeden bitebilirdi ancak. Süresi de 2 saat 10 dakika yani baya uzun. Kana, kavgaya doyduk (Çok ihtiyacımız varmış gibi). Eğer sadece vurdu kırdı izlemek istemiyorsanız, film için zaman kaybı diyebilirim. İzlediğim en vasat Washington filmiydi.

Bir hafta sonu da her hafta sonu gibi rüzgar oldu uçtu. Önümüzdeki hafta sonunun tamamı eğitimde geçecek, bir de okul açıldı yoğun yani ama biz cumartesi akşam, Zorlu Center PSM'de Rıza Kocaoğlu'ndan Ormanlardan Hemen Önceki Gece'yi izleyeceğiz. Çünkü hazır mümkünken, sezon kapanmadan ne kadar tiyatro izlersek o kadar kalpler...

Pazartesi, Şubat 16, 2015

Özgecan...

Bir gün çocuğum olursa, kız veya erkek isminin sonuna can eklemek isterim hep... 
Özgecan gibi...
Bu ülkede bir can yetişir, yaşarmış gibi...
Ne söylesem öfkemi, üzüntümü, hayal kırıklığımı anlatmaya yetmiyor, yetmeyecek...
Takip edilmeyen, taciz edilmeyen, yüz vermeyince ısrar üstüne ısrar yaşamayan var mı ülkede bilmiyorum. Bunları kendimi bildim bileli yaşıyorum ve eminim tüm kadınlar yaşıyor. Özgecan'a olanların bizim başımıza gelmemesi de sadece şans.
Biz fotoğraflarına bakmaya kıyamazken, çocuğun başına neler geliyor, ailesini hele, hiç düşünemiyorum.
Son olsun diyeceğim, olmayacak biliyorum. Bari unutulmasın. Cezası verilsin. Allah herkese sabır, bu ülkede kadın olan bizlere de kolaylıklar versin...

Çarşamba, Şubat 11, 2015

9 Şubat Haftası...

Bazı şeyleri düzeltmek için uğraşırken, istemediğin için mi yoksa acemisi olduğun için mi bilmem, daha da küçük parçalara ayırmak...
 
Hırpalamak, hırpalanmak, sıkıntılı uykular, bıkkın sabahlar, sinirli geceler; sonu gelmeyen,yorgun düşülen kavgalar... Daha çok hırpalamak daha çok hırpalanmak, tek derdin birazcık huzurken, ondan başka her şeye sahip olmak... Çok kızmak, çok sinirlenmek, çok pişman olmak, pişman olduğuna pişman olmak, üzülmek...

Bazen ruh bedene sığmıyor. Başka bir şey lazım oluyor, ne olduğunu bilsem hemen bulup nefesimi eski haline çevireceğim, ama bilmiyorum. Bir yerlere kaçsam diyorum, kaçıp gitmek istediğim yerlerin de yolları bitmiş sanki...

Pazartesi, Şubat 09, 2015

Varan 1 'DONE!'

Online eğitimlerimin ilk partisi bitti. Üretim Yönetimi ve Stratejik İnsan Kaynakları Yönetimi eğitimlerinin ikisini de sertifika sınavlarından 100 tam puan alarak tamamladım. Önümüzdeki ay da Toplam Kalite Yönetimi ve Stratejik Yönetim eğitimleri var. Yüksek lisanstan bir altyapım olduğundan zorlanacağımı sanmıyorum pek. 

21 Şubat hafta sonu şirket yine bir eğitime gönderiyor; 'ISO 9001:2008 Kalite Yönetim Sistemi İç Denetçi Eğitimi' ki ben bu eğitimi çok istiyordum. EdX'ten aldığım Who is your customer? eğitiminin ders aşaması da bitti, essayleri ve sınavı kaldı. 31 Mart'a kadar süresi var. Okul kapalıydı ama yarı yıl tatilini iyi değerlendirdim sanki. Bu ara böyle ve bana baya iyi geliyor.

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz / Melisa Kesmez


Çok güzel. Çok içten. Kendimden çok parçalar buldum bu kitapta. Çok içim acıdı, çok gözlerim doldu. Çok büyüdüğümü fark edip, keşke bu kadar büyümeseydim dedim. Çok da tebessüm ettim. Çok cümlelerin altını çizdim. 

Hemen bitmeseydi keşke. Çok sevdim.

Cuma, Şubat 06, 2015

Sağlıklı Yaşam Dediğin...

Selam blog,

Ne zamandır devam etmeye çalıştığım bir sağlıklı hayat mevzusu var. Belki daha önceden yazmışımdır. Özellikle içtiğim suyu takip ediyorum son bir aydır, telefonumda kullandığım bir app'le. Her gün hedefime erişemesem de beni motive ediyor, unuttuğumda hatırlatıyor. 

Çocukluğumdan beri tam bir cips çılgınıyım. Sevmediğim çeşidi yok gibi bir şey. Tatlı krizlerinden zaten bahsetmiyorum. Üniversite kilolarımdan kurtulduğumdan beri, aynı civarlarda seyrediyorum ama bünyem kilo almaya baya müsait çünkü ben yemek yemeyi inanılmaz seviyorum. Barış da devam eden bir kilo verme macerasında olduğundan benim için çok zor olmuyor dikkat etmek. Kahvaltıda mümkün olduğunca az ekmek, öğle yemeklerinde pilav, makarna varsa mümkün olduğunca az ve hiç ekmek, akşamları tek çeşit ve salata-yoğurt şeklinde rutinim. Arada bitki çayları ve şekersiz kahve var tabi. Ara öğünlerde de meyve, kuru yemiş, kuru meyve yemeye çalışıyorum.
Sadece akşamları, çay-kahvenin yanında bir kurabiye/bir dilim kek ya da biraz cips yiyorum. Buna maalesef dur diyemiyorum.Meyveyle filan kesmek gibi niyetlerim var artık ama bakalım. Kilo verme/korumanın yanında hayatıma bir düzen getirdiği için de seviyorum bu işi. Şimdilik iyi yani.

Sağlıktan başka servet yok hem yalana da gerek yok, herkes fit görünmekten hoşlanır. Velhasıl, ben dikkat ediyorum. Darısı isteyenlere.

Perşembe, Şubat 05, 2015

Sevgili Günlük Vol 8547854

Sevgili blog,

Tabii ki yine dert yanmaya geldim. Beni sinirden kudurtan bir durumdan bahsetmek istiyorum. Hayatımda bazı insanlar var. Kendilerini inanılmaz seviyorum, onlar da beni ama ne aramak ne sormak. Her daim, istisnasız her daim ben/biz arıyoruz ee napıyosun görüşsek mi filan diye. Bu durumdan bahsedince de, ya benim öyle çok arama şeyim** yok filan gibi saçma sapan muhabbetler geçiyor. Eğer istersem benim de öyle arama sorma gibi bi şeyim** olmaz ki, bu da senin de öyle şeyin** olmadığından aramızdaki ilişkinin bitmesi demek.

Ne demek ya arama sorma şeyim yok, o zaman karşındakini pek de sallamıyorsun. Zamanım yok, vay anasını dünyanın en meşgul insanı. Sen uzaya hayat taşırken ya da hidrojen bombası tasarlarken, biz de işte gündelik boş işlerle uğraşıp duruyoruz. O yüzden haklısın, gerekirse biz seni şeederiz, sen zahmet etme.

İlk gençlik yıllarımdan (HÖYKÜREREK AĞLADI) beri, arkadaşlarıma yani genel olarak çevreme karşı sahiplenici bir insan oldum hep. Bunun övünülecek bir şey olduğunu düşünmüyorum tabi ki ama, umursamaz olmaktan iyidir. Bir arkadaşım ya da sevdiğim biri bana şu gün hastaneye gideceğim yahut sınavım var dese mesela, ben o gün ya da ertesi gün ama mutlaka, arayıp ya n'aptın derim. Öteden beri bu durumla ilgili şikayetlerim olur ama artık yaşın geçtiğinden midir bilmem bu ara daha çok sinirime dokunuyor. Bilmiyorum çok saçma olduğu daha nasıl anlatılır. Neyse.

Bugün çok özel bir gün. Dünyanın en güzel gülen adamı doğmuş. İyi ki doğmuş, iyi ki Galatasaraylı olmuş. Allah uzun ömür versin.


Şu fotoğrafa da ayrı parantez açmak istiyorum. Arena'da şu koşuyu yaptığında, her yer i love you Hagi diye inlerken, ben de tribündeydim ve mutluluktan öldüğümü filan zannetmiştim. Şu keyfi elimizden alan istisnasız herkesin Allah belasını versin. Takımı, stadı, evde olma hissini, Galatasaray'a dair her şeyi o kadar özlüyorum ki anlatamam. Buralardaki futbol muhabbetinin azlığından belli olmuştur zaten de, televizyon bana yetmiyor. Daha yüksek sesle PASSOLİGE HAYIR!

Salı, Şubat 03, 2015

12 Öfkeli Adam


Selam blog,

Yine hafta sonu çok yoğundu. Temizlik, misafirler falan. Ama 2 hafta öncesinden Fatih Reşat Nuri Sahnesi'ndeki 12 Öfkeli Adam oyununa bilet aldığımız için cumartesi akşam, gittik yorgun argın. İyi ki de gitmişiz. Oyun inanılmaz güzeldi.

Adından da anlaşılacağı gibi oyun, filmden uyarlama. İlk dönem aldığım Liderlik ve Liderlik Yaklaşımları dersinde sık sık bu filmin konusu geçmişti, hatta internetteki listelerde de karşılaştım ama izlememiştim. Oyundan sonra dedik ki, filmi izlememiz lazım hemen.

19 yaşında bir genç. Babasını öldürmekten yargılanıyor. Jürinin vereceği karara göre, elektrikli sandalyeye gönderilecek. Jüri 12 kişi. İlk oylamada 11 kişi suçlu, 1 kişi suçsuz diye oy kullanıyor. 11 üye gayet emin, gencin suçlu olduğundan. Suçsuz olduğu yönünde oy kullanan üye ise, herhangi bir olayın doğruluğundan veya yanlışlığından %100 emin olunamayacağını söyleyerek, kanıtları ayrıntılı şekilde incelemek için diğer üyeleri ikna ediyor. Kanıtlar incelendikçe, ne kadar yüzeysel ve ön yargılı oldukları, olduğumuz çıkıyor ortaya...

Oyunculuklar da en az hikaye kadar etkileyici. Kaçırılmayacak bir oyun. Şuradan bilgi alabilirsiniz.

Bu arada Dot'un son oyunu İki Kişilk Yaz'ı da başlar başlamaz izledik ama, yazmadığımı fark ettim. En kısa sürede yazacağım. Gittim.

Cuma, Ocak 30, 2015

Bu cuma.

Bugün garip bir şekilde kendimi azıcık 'efkarlı' hissediyorum. 
Bi'şey eksikmiş de ne olduğu belli değilmiş gibi. 
Bazı şeyleri bilmek insana iyi gelmiyor çünkü.
Bir de twitterda da yazmıştım, mesela bazı insanlar var.
Çok seviyorsun, hani baya seviyorsun.
Ama görmek, görüşmek, iletişim kurmak iyi gelmiyor.
Ruhuna yani. Yoruyor, kötü yapıyor seni bir şekilde.
Bu tabii ki, aşk vs. gibi bir durum değil.
Hayatımızdaki bazı çok sevdiğimiz diğerleri.
GÜZEL BİR ŞEY DEĞİL.

Neyse ki, cuma.


Pazartesi, Ocak 26, 2015

Hafta Sonu...


Güzel olan her şey gibi, hafta sonu da çabucak geçti. Cuma günü özel dersten sonra eve sebepsiz, pembe karanfillerle gelen koca tatlılığıyla başladı hafta sonu. Aynı tatlı koca, biraz rahatlayayım diye Taksim Radisson Blu'da cumartesi için masaj + spa ayarlamış. Kahvaltıdan sonra soluğu orada aldım. Harika ötesi harikaydı. Tam bir sıcak düşkünü ben, masaj, sauna, buhar banyosu, jakuzi derken çocuklar gibi şendim. Sonra hafta sonu pizzası, evde akşam kızartmalı kaçamaklar derken bir de baktım pazar olmuş.

Pazar sabahı özel dersten sonra, hava çok güzel kahveyi deniz kenarında içelim hem de yürüyüş yapalım derken, trafiğin azizliğine uğradık. Bir kahveyi içip dönmemiz 3 saat sürdü ki normalde 1 saat. Öyle bir trafikte kaldık ki gidemiyorsun, dönemiyorsun. Akşam dönerken annemle kardeşimi de aldık, hafta sonunu kardeşle koca playstation oynarken, kütüphane başında annemle uzun uzun sohbet ederek bitirdim.

Yine ayrıntısına girmek istemediğim kötü şeyler de oldu, benimle ilgisi olmayan, aslında çok ilgisi de olan ama, harika hafta sonuma gölge düşürmemeye çalıştım. Çünkü biliyorum, geçecek.

Bu arada Kaiken'i bitirdim. Sonu sürükleyiciydi ama kitapla ilgili karışık duygular içindeyim. Bugün yarın yazacağım buraya.

Çarşamba, Ocak 21, 2015

İnsanlık için Küçük Tuburuk için Büyük Adımlar!




Hellöööööğğğ,

Üzerimde ne yapmak istediğime karar vermiş olmanın hafifliğiyle birlikte, bi'şeyler yapmaya başlamalıyımın paniği var blogcum.



Öncelikle hiiiiiiç çalışmadığım iş güvenliği uzmanlığı sınavından 65 alarak ucundan kaldığımı kayıtlara geçmek isterim. 3 soru daha yapsam geçip kurtuluyordum ama, yapamamam çok doğal çünkü, sınavlarım ve ödevlerimin en yoğun olduğu döneme geldi sınav. Ben de erken çalışırsam unuturum diye, son dakikalara bırakınca kaçınılmaz son geldi. Yalan söylemeyeyim ama, hiç çalışmadığım halde aşağı yukarı bu notu alacağımı tahmin ettiğim için, belki geçerim diye ümitlenmiştim. Neyse, elime güzel bir not geçti sınavdan sonra. 5000 slaytlık içinde çıkmış soruların da olduğu bir not. Zaman kaybetmeden o nota çalışacağım. Okulda ödevler, vizeler bastırmadan bitirip sonrasında soru-deneme çözümüne odaklanacağım. UMARIM.

Gelelim hafifleme meselesine... Tezim için hangi konuda çalışacağıma karar verdim. Mesleğimle yani gıda mühendisliğiyle işletme yüksek lisansını bir arada kullanabileceğim bir alan istek-arayışım, kalite ile sonlandı. Bu durumda, bu dönem aldığım Toplam Kalite Yönetimi dersinin ve gittiğim kalite eğitiminin de etkisi büyük. Bahar dönemi başında, tez danışmanımızı, dolayısıyla kürsümüzü seçip ufak ufak çalışmaya başlamamız gerekiyor. Bu arada ben de boş durmayıp, araştırdım ve bir dizi kalite konulu eğitim almaya karar verdim. Bunların bir kısmı online ve ücretsiz. Hatta bazılarını coursera, edx gibi tüm dünyadan harika partnerleri olan güzel sitelerden alacağım. Ücretsiz olanları tamamladıktan sonra, biraz da para harcayarak eğitimler alıp hazirana kadar altyapıyı kurmuş olmak istiyorum. Haziran, bir çok başka konuda da benim için milat olacak. Bu yüzden o zamana mümkün olduğunca donanımlı şekilde hazırlanmam gerekiyor. Umarım çabalarım meyvelerini verecek.

2015'i tamamen kariyer odaklı geçirmek, tezimi de 1 dönemde tamamlamak istiyorum. Zaten bilimsel hazırlık, üniversitede yabancı dil hazırlık vesaireyle bir dünya zaman kaybettim. Evlilik, yeni düzen kısmı da geçtiğine göre, şimdi biraz kişisel/kariyer hırslarıma odaklanmam gerekiyor. Bakalım, seneye bugünlerde neler değişmiş olacak. Umarım bu yazı aklıma gelir de karşılaştırma şansım olur.


Cuma, Ocak 16, 2015

NEDEN?


Şu dünya üzerinde en anlamadığım ve sevemediğim insan tipi, saçma düşüncelerini kabul ettirmek için bağıranlar. Bugün yeni bir muhasebe müdürü işe başladı şirkette. Adeta bir fırtına çıktı. Adam durmaksızın bir şeyler istiyor, susmuyor ve sürekli bağırarak konuşuyor. İstediği evrak gittiğinde de tam olarak istediği şey olup olmadığıyla ilgili, aynı cümleyi 3 farklı şekilde kurarak teyit alıyor.  Her bir şey istediğinde de sesi yükseliyor. Adam yönetim bölümünden bizim tarafa geçeli yarım saat oldu olmadı, benim başıma ağrılar saplanmaya başladı. Diyemiyoruz da azcık sessiz konuş be mübarek diye. Çok konuşuyorsun, ona razıyız da NEDEN BAĞIRIYORSUN? 
Bakalım ilerleyen günler bize nasıl işkenceler getirecek blog.
Hayırlı Cumalar...

Pazartesi, Ocak 12, 2015

Ortaya Karışık Hafta sonu Özel

Meraba blog,
Hafta şirketimizin geri zekalı tedarikçileri yüzünden oldukça gergin başladı benim için. Sabahtan beri o nerede bu nerede hani göndermediniz ama, yooo ödeme de yaptık diye gezdim. Neyse, ben hafta sonuna geçiyorum.

Şirketin yolladığı kalite eğitimi sebebiyle cumartesi sabah 7:20'de hava hala karanlıkken başladı hafta sonu. İyi ki gittim eğitime, çok çok iyi geçti. Eğitim Gıda Mühendisleri Odası'ndaydı, bu eğitim sonrası odayla ilişkimi artırmaya, daha çok eğitime katılmaya karar verdim. İlk Gün 4buçuk gibi bitti, Barko Son Umut'a bilet almıştı, koşarak ona yetiştim. Çok sevdim Son Umut'u ben. Savaş sahneleri, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan ve Russell Crowe'un beraber olduğu sahneler çok etkileyiciydi. Bir sürü sahnede içim acıdı ama, çok güzeldi.

Filmden sonra akşamki Selami Baba konseri için Taksim'e geçtik. Nereye gitsek diye düşünüp düşünüp yine kendimizi Aslanım'da bulduk. Aslanım'da geçirdiğim en güzel akşamlardan biriydi. Harika bir 90'lar playlisti, sıcak, güzel yemekler. Hasta Barko dinlenirken ben de kitabımı karıştırdım biraz. Sonra konsere. Selami Şahin'i ben de severim ama daha çok Barış. En sevdiğimiz şarkıların çoğunu konserin ilk yarısında söyledi baba, Barko da hastalık sebebiyle havasızlıktan rahatsız olunca erken çıktık, Zührelere gittik gece yarısı. Orada bir gece çayı-gece dedikodusundan sonra yorgunluktan bitap düşmüş halde 2buçuk civarı uyuyabildim.

Pazar günü eğitim yine 10 gibi başladı. 2. gün daha verimliydi. Sistemi ilk günden tanıdığımız ve uygulamalar yapma şansımız olduğu için keyifliydi. Eğitimden sonra eve geçip bu kez de Gone Girl'ü izledik. Ben kitabını okumuştum zaten, olayları bilmeme rağmen filme ayrı BA-YIL-DIM. Kaç zamandır izleyelim diyordum, bi türlü fırsat bulamıyorduk. Biz geç saatte film izlediğimizde Barış genelde uyanık kalmakta zorluk çeker, o bile gözünü kırpmadı. Hatta ara bile vermeyelim hadi hadi falan diye sıkıştırdı. O kadar heyecanlıydı düşünün. Aynı zamanda da gergin. Çok çok sevdim. Mutlaka ama mutlaka izleyin.

Dinlenemeden, hatta evi bile temizleyemeden geçti bu hafta sonu ama eğitim ayrı, filmler ayrı güzeldi. Aklımızda birkaç yeni film daha var Akademi'ye aday olanlardan falan, bu hafta onları da izleyeceğiz. Tabii ki analiz yapacak kadar sinema bilmiyorum ama fikrimi yazacağım.

Gittim.

Cuma, Ocak 09, 2015

200. Blog Yazısı

Hello blog,

Soğuklar beni benden alıyor. Titreye titreye çalışmaya çalışıyoruz. Cuma olmasının verdiği mutlulukla yazacağım bugün yazıyı. Hoho. İyiyim bugün.

Bu hafta zorluydu, soğuk, özel dersler. Hala da devam ediyor. Akşam yine ders var, hafta sonu hem cumartesi hem pazar eğitim var, iş yerim ayarladı. Ona da ayrı bir hoho. Pazar akşam yine bir özel ders var sonra rahatlıyoruz.

Barko'ya yılbaşı hediyelerimden biri çok sevdiği Selami Şahin konseri biletiydi. Yarın bir de o var. Araba error verdi soğuktan, Barko da hasta ama gitmekte kararlı görünüyoruz şimdilik. Yarın güzel bir gün çünkü.

Sınavlarım da açıklanmıyor bu arada. 8 kişinin kağıdını okumak ne kadar zor olabilir demeden edemeyeceğim. Bekliyorum. Ne ders seçsem diye bakınıyorum filan.

Bir de water your body diye bir app var, şurada gördüm. Ağırlığınızı giriyorsunuz, ortalama günlük su ihtiyacınızı hesaplıyor ve gün içinde size hatırlatmalar yapıyor. Şu kadar daha su içmeniz gerekli filan diye. Özellikle soğuk havalarda su içmek pek aklıma gelmediği için, indirdim. Baya kullanışlı, tavsiye ederim. Küçük küçük diyet de yapmaya çalışıyorum. Hem de yeni yıl hedeflerimdendi daha sağlıklı beslenmek ve düzenli su içmek. Güzel oluyor.

Son olarak, e book reader mükemmel bi'şey. Yeni yıldan önce almıştım. Koşuşturmanın içinde henüz ilk kitabımı bitiremedim ama çok memnunum. Hem hafif, taşıması kolay hem de oldukça pahalı kitapları ücretsiz bulmak, mükemmel. Kaiken'i okuyorum şu an. Gayet güzel gidiyor. Bitireceğim bu hafta sonu inşallah. Yazarım belki.

Çok konuştum. Gittim.


Çarşamba, Ocak 07, 2015

Karlar düşer...


Meraba blog,

Söyleye söyleye karı getirdiler sonunda. Evle iş yeri arası çok uzun mesafe olmadığından hızlıca geldim işe.

Dün işten sonra, bi özel dersim vardı. Eve uğrayıp, hasta Barko'ya yemek yapıp derse geçtim. Ben dersteyken bastırdı kar. Çıktığımda her yer bembeyazdı. Bi'şey farkettim. Geçen yıl nasıldı bilmiyorum ama, eskiden kar yağdığını görünce çok mutlu olur; sokağa çıkmak için yandaş arardım. Geçen hafta kar yağdığında da bu hafta da sürekli yağmasın, yollar kapanacak, çok soğuk diye diye gezdim. Büyüdüm mü, karamsar mı oldum bilmiyorum. Öğrencimin annesi, siz pek sevmiyorsunuz sanırım karı dedi. Yoo halbuki çok severim. 

Bu sene niye öyle oldu ki?

Salı, Ocak 06, 2015

Bir dönem daha biter...

Günaydın.

Finaller dün bitti. Hatta bir tanesi açıklandı. İlk AA geldi. Gayet güzel bir final dönemi hatta okul dönemi geçirdim. Burn all notes moduna girmedim bu dönem yani. Okula gitmekten bu kadar keyif alacağımı düşünmemiştim yüksek lisansa başlarken. Şimdi, eee şubat ortasına kadar n'apıyoruz diye gezmeye başladım. Kitap okuyoruz, konserler, tiyatrolar var. Görülecek yerler, gelecek misafirler var. Herkesin final dönemi olduğundan özel dersler zirve yapmış durumda. Neredeyse her günüm dolu, onları da bitirdiğim zaman, gayet rahatım.

Değişik bir şeyler arıyorum ama blog. Yeni bir şeyler. Biraz düşüneyim, döneceğim.

Cuma, Ocak 02, 2015

Günaydın...

Günaydın.

Azcık daraldım da attım kendimi buraya. Üstümde bir gerginlik var ki anlatamam. Atmaya çalıştıkça daha çok yapışıyor sanki yakama. Çok yoruluyorum belki ondan. Şikayetçi değilim pek ama yoruluyorum işte. Okul, ev, iş bir de özel derse başladım malum evlilik masrafları yüzünden. Aslında keyifli de sayılır ama özellikle cumartesi kendime ayırdığım vakit azalıyor. Dinlenemiyorum çok. Neyse ki okul bitiyor. Pazartesi tek bir finalim kaldı, sıkıntısız, vizeleri baya yüksek. Ondan sonra neredeyse şubat sonuna kadar okul yok. Son dönem olacak dersler açısından bakalım sonra ne işler açılacak başıma.

İş değiştirmek istiyorum. Şu anki işim inanılmaz rutin, hiçbir ekstra yok ve kendimi geliştirmem için çok az fırsat var. Daha kurumsal, şartları daha iyi, kendimi geliştirebileceğim yeni bir iş istiyorum. Belki gerginliğimin bir sebebi de budur, bilmiyorum. Yeni iş istiyorum ama, okul ellerimi bağlıyor. Devam etmem gereken derslerim var, tezim var. İş yerim okula gitmemi ya da boş kaldığımda ders çalışmamı sorun etmiyor. Hafta sonu çalışmıyorum. Evime ortalama 10 dakika uzaklıkta. Bunları düşündüğümde en azından okul bitene kadar yani minimum haziran ayına kadar idare etmem lazım diyorum ama çok zor. Edeceğim, hatta bazı yakın çevreler, tezini de yaz kökten bitirince kurtul diyor ama ona henüz karar veremedim. Bahara doğru bi fırsat olursa, değerlendireceğim.

Kendimi geliştirmem için fırsat çok az dedim ya, o azlardan biri bu ara. Haftaya hafta sonu bir eğitime gideceğim büyük ihtimalle. Faydalı olacak, son anda yollamaktan vazgeçmezlerse.

Başka da bi'şey yok aslında. Günler uçuyor. Haftalar, aylar geçiyor. Hiçbir şey değişmiyor sanıyoruz, Bakıyoruz ki, heeer şey bambaşka olmuş. Sadece yoruluyoruz, yaşlanıyoruz. Geçiyor... 

Farklı saatlerde yazınca sabahtan beri, böyle alakasız oldu. Olsun. Her gün yazmaya çalışacağım. İyi gelecek.

Perşembe, Ocak 01, 2015

2015'in İlk Günü.



Meraba blog,

Taslaklarda tamamlanıp yayınlanmayı bekleyen bi' sürü yazı var. Azcık ihmal ettim 2014te buraları. Bu yıl öyle olmaz belki. Deneyeceğim.

Geçen yıllarda olduğu gibi kalem kalem yazamayacağım bu kez. İçimden geldiği gibi olsun. 

2014 efsane bir yıldı benim için. Her açıdan. İşten ayrıldım. Yeni iş buldum. Nişanlandım. Bilimsel hazırlık sınıfını bitirdim. Kardeşim askerden geldi. Kına gecem oldu. Evlendim.  Evim, evimiz oldu. Balayına gittim. Yüksek lisans bilim sınıfına başladım. Çok çok gezdim. Çok çok ama hayal ettiğimden az okudum. Mükemmel filmler, oyunlar izledim. Harika şeyler yaşadım. 

Hep güzel şeyler olmadı tabi. Biraz, uzun uzun anlatmak istemediğim kötü şeyler de oldu. Ama hepsi benimdi. Benim dedim, aldım, kabul ettim.

2015'ten kendimi daha az hırpalamayı, başkaları tarafından daha az hırpalanmayı, ayrıntılara daha az takılmayı hatta hiç takılmamayı, daha çok sevmeyi sevilmeyi, daha az sinirlenmeyi, sesimi daha az yükseltmeyi, olaylara daha olumlu bakmayı ve son zamanlarda yapmaya çalıştığım gibi, 'bugün mükemmel bir gün olacak.' diye uyanmayı bir de evime girdiğimde huzuru koklamayı istiyorum.

Yukarıdakiler içsel dileklerimdi. Biraz da öbür tarafa bakalım. Daha çok su içmek, daha sağlıklı şeyler yemek, cipsi azaltmak, çikolatayı kararında tutmak, evde güzel yemekler pişirmek, bol bol yürümek, harika yerler görmek (Amerika ve İtalya LÜTFEN!), mükemmel kitaplar okumak, bir sürü film izlemek, bazı günler hiçbir şey yapmadan evimin tavanını izlemek, bilim sınıfını bitirmek, tezimi bir dönemde yazıp yüksek lisansı tamamlamak, daha iyi bir işte çalışmak, çok güzel hediyeler almak, daha güzellerini vermek, hiiiiç hastaneye gitmemek, Barış'a başarmasında yardım etmek istiyorum.

2015 Lütfen bize iyi gel.