Çarşamba, Mart 26, 2014

Non-Stop


Haftasonu, Need For Speed'den önceki fragmanlarda görüp merak ettiğimiz Non-Stop'u izledik. Filmi sevdim. Hikaye de, kurgu da oldukça güzeldi. Bill, uçuşlarda gizli güvenlik görevi yapan bir hava polisidir. İngiltere uçuşu sırasında, güvenli telefon ağından verilen hesap numarasına 150 milyon dolar yatırılmaması halinde her 20 dakikada bir uçaktan birinin öldürüleceğine dair bir mesaj gelir. Bill, hem Amerikan hükümetini uçağı kendisinin kaçırmadığına ikna etmeye hem de mesajı gönderen kişiyi bulmaya çalışır... Sanırım biraz spoiler vereceğim. Filmde beni rahatsız eden tek şey, filmdeki baş kadın rolünün (Julianne Moore) hiçbir numarası olmaması oldu. Sürekli bir atak bekledim ama pek bir şey çıkmadı. Onun dışında Liam Neeson, gayet başarılıydı. Beni pazar günümü şenlendirdi, izlemeye değer...

Cumartesi, Mart 22, 2014

DOT TİYATRO / Dövüş Gecesi

 

Dövüş Gecesi Dot Tiyatro'nun en yenisi. Benim için de sezonun en iyi üç oyunundan biri, hatta zirveye en yakını şu an. Bu kez imkanınız varsa demiyorum, yoksa bile bir imkan bulup mutlaka ama mutlaka bu oyunu izleyin. Ayrıntılı anlatıp büyüsünü bozmak istemiyorum. Sitesindeki tanıtım şöyle:

'Dövüş Gecesi, seyircinin oylarıyla yol alan ve yön değiştiren bir 'demokratik sistem simülasyonu'.
Modern seçim sisteminin çetrefilli yapısını ve tuzaklarını keşfetmeye çalışan oyun, 'neye göre oy veririz?', 'bizi belli bir adaya oy vermeye iten şey nedir?', 'seçmen ve adaylar arasındaki ilişkinin derininde ne yatar?' gibi seçim sürecine dair kritik sorulara cevap arıyor.
Oyun, seçmenin çoğunluk ve azınlık fikirleriyle olan ilişkisini kurcalarken, çoğunluğun kurmaya meyilli olduğu tahakküme dair de söz söylüyor.
Hanımefendiler ve beyefendiler, Dövüş Gecesi başlıyor!

Oyunu elinizdeki kumandalarla siz yönlendirdiğiniz için, seçimlerinizin nelere yol açabileceğini görme şansınız oluyor. Seçimlerden önce görmek özellikle harika oldu bizim için. Her Dot oyunundan ağzım beş karış açık, hayran hayran çıkıyorum. Böyle güzel işler yapan insanlar olduğunu bilmek harika. Umarım bu sezon bir tane daha yeni oyun gelir...

Oyunun bilgisi ve tarihler şurada, gidin...

Çarşamba, Mart 19, 2014

En Çok...

An itibariyle dünyada en çok ama en en en çok bulunmak istediğim yer, şu otelin Lotus Odası'dır. Otel ayrıca, en en en en çok görmek istediğim Yunan Adası olan Simi'ye de günü birlik turlar düzenliyor. Her şey o kadar muazzam ve mükemmel görünüyor ki, ÖLEBİLİRİM. Yaşasın balayı otelini buldum derkeeeen fiyatlara çarpıyor gözüm, yıkılıyorum ama umudumu kaybetmiyorum. Belki bir mucize olur, kim bilir?

Pazartesi, Mart 17, 2014

Jack Ryan: Gölge Ajan / Need For Speed-Hız Tutkusu

Bloğa dün izlediğim Need For Speed / Hız Tutkusu'nu yazmak için girdiğimde daha Jack Ryan: Gölge Ajan'ın taslak halinde durduğunu gördüm. Filmi unutmuşum neredeyse. İkisini birlikte yazacağız demek ki...
Jack Ryan, Amerikan Hava Kuvvetleri'nde görevleri bir komutandır. Yaşadığı bir saldırıdan sonra ordudan ayrılarak, ekonomi doktorasına devam eder. Rusların Amerika dolayısıyla da dünya ekonomisini çökertmek için hazırladığı bir plan olduğunu ve ordunun ondan görev beklediğini öğrenir. Bu planın işlemesini engellemek için Rusya'ya gönderilir. Olaylar gelişir. Hakkında hiçbir şey bilmeden gittik bu filme, genel olarak güzel bir aksiyon filmiydi ama çok da aklımda yer eden bir film olmamış.
Need For Speed /Hız Tutkusu'na da tabi ki, Barış için gittim. Genelde filmleri ben seçerim ama arada doğal olarak daha çok ona hitap eden filmler de izliyoruz. Benim araba tutkum ya da hız aşkım falan yok ama filmi çok sevdim. Sadece Mustanglerin, Bugattilerin motor seslerinin biraz baş ağrısı yaptığını fark ediyor insan film çıkışı. Her ne kadar araba tutkum yok desem de tabi filmdeki arabalara kayıtsız kalmak imkansız. Harika ötesi harika arabalar vardı. Tabi bunda filmin 3D olmasının da büyük etkisi var. Sonuç olarak ben bu filmi sevdim, özellikle arabalara merakınız varsa gidin görün derim. Yalnız 3D filmlerdeki gözlük kullanım bedelini protesto etmeden de yazıyı bitirmek istemiyorum. Gerçekten ayıp, sanki bilet parası vermiyoruz...

Cumartesi, Mart 15, 2014

Daha / Hakan Günday


Burada daha önce defalarca söylediğim gibi, Hakan Günday'ı çok severim. Hatta çok çok çok severim. Kitap çıkardığı seneler, mutlaka diğer senelerden farklıdır. Her kitabının yeri bende çok ayrıdır. Daha'yı diğerleri kadar sevdim diyemem ama. Kendisi Yeraltı Edebiyatı diye bir türün varlığını reddetse de yazdıkları baya baya yeraltı ve bu kez beni pek sarmadı. Okuduğum başka kitaplarla kıyaslamam gerekirse tabii ki, yine çok iyi ama kendisiyle kıyasladığımızda bi'şey eksik.

Rahatsız etmeyi, rahatsız hissettirmeyi özellikle amaçladığını biliyorum. Bu durum Az'da da vardı ama Daha'da abartmış gibi geldi biraz. Gaza'nın hayatının 9 yaşından 20'li yaşlarına kadar olan kısmını anlatıyor. Zaman zaman hissettiğim kopukluklar yüzünden, normal HG kitaplarını okuduğumun 3 katı falan sürdü okumam. Yine yazsa yine okurum o ayrı. İnanılmaz anlamlı, parçalayan cümleler elbette vardı ama Daha benim kitabım olmadı. Hakan Günday severlerin en az sevdiği kitap Piç'tir ama benim için zirvedir, hala da öyle. Kinyas ve Kayra da dahil herhangi bir kitap geçemedi benim gözümde.

Dergi yazar gibi, her ay kitap yazsa alır okurum gocunmam, sevemediğim bir kitap soğutmaz beni kesinlikle. Okuyun, kararı siz verin. Bu arada Piç'in filmi çıkacaktı ne oldu o iş?

Salı, Mart 11, 2014

Can Berkin...


Vicdanınız, devletiniz, hırsınız, iktidarınız, paranız, destanınız batsın. Memleket hala nasıl üstümüze çökmüyor, ya da bizimle birlikte yerin dibine batmıyor, şaşıyorum. Gitti. BERKİN GİTTİ.

Pazartesi, Mart 10, 2014

Ortaya Karışık #23

23 yazı olmuş bununla birlikte. Arada okuyorum, neler yapmışım bakıyorum ve mutlu oluyorum. O yüzden ne zamana kadar bilmiyorum ama bu seriye devam...

Şanslı olduğum anlar nadirdir benim. Belki de ilk kez bu kadar şanslı hissettim. İlk dönem kaldığım ve yaz okulunda alamazsam okulumu bir dönem uzatacak olan dersin yerine, ikinci dönem başka bir ders vermeyi kabul etti okul. Yüksek lisansa başladığımdan beri, her küçük ayrıntıyla beni o kadar çok uğraştırdılar ve o kadar çok dilekçe yazdırdılar ki hiç beklemiyordum bu talebimin gerçekleşmesini. Bu işte çok az tanımama rağmen inanılmaz sevdiğim Halil Emre Hoca'nın da etkisi büyük tabi. Bu dönem yeterince dikkatli olur da ders bırakmazsam, harika olacak.

Açık öğretim ikinci dönem kaydımı da yaptım bu arada. İlk dönemden dersim kalmamıştı, bu dönem de kalmazsa, açık öğretim maceram bitiyor. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Ayrıca hiç bir şey katmadı dersem de haksızlık etmiş olurum. İyi yapmışım yazılarak.

Cumartesi iş çıkışı Barış'la bowling turnuvası yaptık. Ezici üstünlüğüm devam ediyor. Uzun zamandır oynamadığımız için hamlamışım; kollarım, bacaklarım ağrıdı biraz ama çok iyi geldi. Özlemişim. Hem de küçücük bir şey bile olsa kazanmanın hazzı harika.

Bowlingten sonra stada attık kendimizi tabi. Nasıl harikaydı anlatmama gerek yok sanırım. Sneijder için kelimeler kifayetsiz zaten, Drogba ve Burak için de kişisel olarak çok ama çok mutlu oldum. Silkenebilmeleri için lazımdı bu. Anadolu takımı maçlarını ayrı seviyorum. Tribünler çok kalabalık olmuyor, laf salatası yapanlar olmuyor. Yayıla yayıla izliyoruz hem de çok eğleniyoruz. Hava sağlam soğuktu ama özellikle ikinci yarıda hiç dokunmadı. İzlemek istediğimiz Galatasaray, görmek istediğimiz kazanma arzusu bu. Umarım içerdeki Fenerbahçe maçına  kadar böyle devam ederiz. Bu arada artık 28. hafta gelse hiç fena olmayacak.

Geçen sefer geldiğinde görmeyi çok istediğim bir sergi vardı 'The Human Body Exhibition'. Pazar günü görme şansımız oldu, çok çok sevdim. Ayrıca bir yazı yazacağım o sergi için, aklımdaki ayrıntıları unutmadan. Şimdiye kadar gitmemek büyük hataymış.

Dot'un yeni oyunu geliyor, Fight Night. Her zamanki gibi tarih belli olur olmaz kaptık biletleri. Barış'ın toplantısı sebebiyle erteleme ihtimalimiz var ama, en geç önümüzdeki çarşamba izlemiş olacağız. Tam gündeme, seçime, karar verme mekanizmalarına dair bir oyun. Çok merak ediyorum.

Hakan Günday'ın Daha'sını çıkar çıkmaz almama rağmen, ancak başlayabildim okumaya. Yarıladım sayılır. Fena gitmiyor ama, rahatsız eden bir şeyler var. Bittiğinde de aynı hisse sahip olursam o zaman yazacağım. Özlemişim HG okumayı. Yeni kitaplar da aldım kendime: Mahir Ünsal Eriş'ten Olduğu Kadar Güzeldik ve Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde, Ahmet Ümit'ten Kar Kokusu ve çok çok çok sevdiğim İhsan Oktay Anar'dan Galiz Kahraman. İhsan Oktay roman yazmayı bırakacakmış gibi bir şeyler okudum geçenlerde. Umarım doğru değildir. Çok üzülürüm. Daha bitsin dizeceğim hepsini sıraya, çok merak ediyorum.

Söz-nişan hazırlıklarını bitirdik sayılır. En çok düşündüren, zaman alan kısım gitti. Geriye sadece alışveriş kaldı. Nasıl heyecanlı, nasıl keyifli tarif edemem. Bir de o kadar güzel düşünülmüş ayrıntılar var ki, insan şaşırıyor hangisini seçeceğini. Çok güzel oldu ama, içim çok rahat. Az kaldı.

Çok oldu. Gittim.

Çarşamba, Mart 05, 2014

Şehir Tiyatroları - Vakti Geldi / Bi Küçük Eylül Meselesi

Şehir Tiyatroları'nın Vakti Geldi oyununu Biraz Şöyle Biraz Böyle'de görüp merak etmiştim. Daha önce hiç gitmediğimiz Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde oynanıyormuş, programın devamını da göremeyince cumartesi akşamına aldık bileti. İyi ki de almışız. Bir kaç abartılı sahne dışında oyunu çok sevdim. Üniversite yıllarında yaptıkları bir hata sebebiyle görüşmeyi bırakan üç arkadaş, yıllar sonra birer mektup alıyor. Diplomat, zengin bir iş adamı ve profesör olan arkadaşlara aynı gün aynı saatte eski tren istasyonuna gelmeleri söyleniyor, olaylar gelişiyor. Dekor, oyunculuklar, abartılmamış oyun süresi, güzel hikaye... Çok sevdim.

 Bi' Küçük Eylül Meselesi'ni önceki hafta sonu izledik, ancak fırsatım oldu yazmaya. Çıktığından beri çok merak ediyordum. Kaç zamandır da söz, nişan hazırlıkları vs. yüzünden gündelik programlar yapamaz olmuştuk. İlaç gibi geldi. Filmi izleyen herkes gibi, ben de yazı özledim. Deniz, kum, güneş, kokulu domatesli kahvaltılar, incecik elbiseler...

Zengin ve şımarık Eylül arkadaşlarıyla Bozcaada'ya tatile gidiyor ve orada yaşayan karikatürist Tekin'le tanışıyor. Bambaşka bir hayatın mümkün olup olmadığını sorgulamaya başlarken buluyor kendini. Ana mevzu böyle ama, kurgu biraz daha farklı ve hoş, anlatırsam çok spoiler olacak. Ben sevdim, filmi de soundtrackini de. Yaz gelsin...