Perşembe, Şubat 27, 2014

CL/ GS: 1-1 :CFC


Şükür. Skor kötü değil ama avantajlı da değil. Maça Hajrovic'le başlamak ve Semih'le başlamamak kötü tercihlerdi bence. Eboue de kaç maçtır oynamıyor, formsuzluğun dibindeydi. Burak kenarda tutmadı, Selçuk avareydi. Dolayısıyla ilk yarı kötüydük. İkinciyi yemeden devre oldu şükür. Nasıl sinirlendiğimi anlatmaya kelimeler yetmez ama ikinci yarı iyi toparladık. Semih'in oyuna girmesi, Yekta'nın inanılmaz katkısıyla oyuna ortak olduk. Tribünün etkisini de unutmamak lazım. Galatasaray tribünleri gerçekten istediğinde takıma gol attırabiliyor, dün bir kez daha gördük.

Londra'da gol yemeden atacağımız bir gol veya golsüz eşitlik dışında tüm beraberlikler bizi üst tura taşıyor. Tek isteğim ikinci yarıdaki gibi isteyerek ve hırslı oynamamız. Yetecektir.

Dakika 85 olduğunda, maç 1-1'ken, takımın ciddi bir destekle bir gol daha atabileceği durumda, stadı terk eden adama, kimse kusura bakmasın ama ben taraftar demem. 10 dakikalık metro çilesine razı değilsen gelme ki maça zaten. Bu tipler yüzünden takımı gerçekten desteklemek isteyen onlarca adam bilet bulamıyor, maça gelemiyor. Deliriyorum.

Bu arada Mourinho'yu seviyorum. Isınmada Semih'i tebrik etmiş, maçtaki hareketinden dolayı. Basın toplantısında da gayet açık ve dürüst konuştu. Umarım bir gün bizim teknik direktörümüz de olur.

Dün stattan mutsuz ayrılmadım ama, her zaman söylüyorum yine söyleyeceğim: 'Evet başarılar gelir geçer, ama mümkünse gelsin ve geçmesin. Tek başına asalet de bana yetmiyor.' Ben evimizde Chelsea'yi eze eze yendiğimizi görmek istiyorum. Son olarak güzel gol, harika gol sevinci.

Çok seviyorum be Galatasaray. Hep ondan...

Pazartesi, Şubat 24, 2014

Galatasaray: 2-1 :Beşiktaş

(Görsel de doğum günü şerefine olsun.)

Daha önce de söyledim, Beşiktaş maçları beni hiçbir zaman Fenerbahçe maçları gibi derbi havasına sokmuyor. Sadece birazcık inleyen nağmeler ruhumu sarıyor. Cumartesi de aynen öyle bir gündü.
Son zamanlarda izlediğimiz en iyi Galatasaray olmadığı kesindi ama dakika 30-50 arası fena değildik bence. Penaltı karşı kalede olduğu için birebir şahit olamadım pozisyona ama sonradan öğrendik ki, doğru kararmış.

Açıkçası ben herkes gibi Cüneyt Çakır'ın harika bir maç yönettiğini falan düşünmüyorum. Çok fazla atladığı pozisyon oldu ama biz istediğimiz skoru aldık, gerisi teferruat. Takımın formsuzluğunda CL arefesi olmasının da etkisi var bence, yani umarım vardır. Böyle oynarsak Chelsea maçı bitmek bilmez çünkü.

Bugün bir şeyler okudum. Beşiktaş Tolga'nın penaltı sırasında lazer tutulduğu için topu çıkaramadığını, bu yüzden hükmen galip olma talebinde bulunduğunu falan yazıyorlardı. Umarım yalan haberdir, çünkü hayatımda bu kadar komik çok az şey duydum. Sanki dünya futbol tarihinde ilk kez bir kaleciye lazer tutuluyor ALLAH AŞKINA YAPMAYIN. Hani çirkeflik yapmak için bile fazlası gerekir. Lütfen.

Son olarak Galatasaraylı kime denir sorusunun cevabı olan Semih Kaya'dan bahsetmezsem olmaz. Gerçek bir futbolcu, gerçek bir Galatasaraylı. İnşallah uzun yıllar boyunca armayı taşır ve idolü olan Bülent Korkmaz gibi efsane bir kaptan olur. Bir de bugün doğum günüymüş. İyi ki doğmuş, iyi ki Galatasaraylı olmuş...

Perşembe, Şubat 13, 2014

GALATASARAY: 3-0 : ESKİŞEHİRSPOR


Dün akşam Antalyaspor maçı oynanmışken benim daha Eskişehirspor maçı için bir şey dememiş olmam tamamen tembelliğimden. Ayrıca Antalyaspor maçını aile yemeği sebebiyle full konsantre izleyemediğim için Eskişehirspor maçını yazmak istiyorum.

Bursaspor maçına gidemediğim için çok üzülmüştüm geçen hafta. Bu hafta maçtan iki saat önce yola düştüm Eskişehirspor maçını izleyebilmek için ama o kadar alışılmadık bir trafik vardı ki, maça 15. dakikasında girebildim. Burak'ın golünü göremedim. Geçen yıl da Elazığspor maçına geç kalmıştım, ben giremeden Burak bir gol atmıştı yine (merhaba yeni totem).

Son zamanların en güzel tribünüydü. Seni sevmeyen ölsün'le ve tribünlerin karambolüyle inanılmaz eğlendim. Melo'nun adanmışlığı, Melo'nun hırsı, Melo'nun her şeyi. MELO. Sonra Sneijder var tabi. Böyle bir sevmek yok. Takım inanılmaz toparlandı bu arada. Eskişehir ve Bursaspor maçlarını gol yemeden geçmek cidden büyük başarı. Bu yılın fikstürünün ilk 5 haftası cidden tehlikeli, 3 gitti kaldı 2. Puan farkının da kapanmasıyla kazandığımız ivme bizi taşıyacak gibi geliyor bana. Fark 10 puana çıktığında ne yalan söyleyeyim biraz umutsuzluğa kapılmıştım ama klasik erken havaya giren Fenerbahçe travmasıyla, fark 4 puana düştü. Şimdi en önemli viraj Beşiktaş maçı, ki içerde oynuyoruz. Alır, yürürüz. O değil de Chelsea maçı geldi çattı.

Yürüyedur...

Salı, Şubat 11, 2014

DT / Kalpak

 

Ofisten arkadaşlarla uzun zamandır bir tiyatro organizasyonu yapmak istiyorduk. Cuma iş çıkışı Küçükçekmece Devlet Tiyatrosu Sahnesi'nde Kalpak'ı izledik. Oyun Hitler Almanya'sında kocası savaşa giden bir kadının Elsbeth'in, evine Rus esir Kalpak'ın sığınmasıyla gelişen olayları anlatıyor. Bir yandan savaşın gündelik hayatta ortaya çıkardığı zorluklarla boğuşan Elsbeth, diğer yandan da kendisiyle savaş veriyor.

Mine Tüfekçioğlu Elsbeth'i, Kutay Şahim Kalpak'ı, İpek Büyükakın da Elsbeth'in kızını canlandırıyor. Oyunda bir çok yardımcı rol de var. Köy ya da kasaba bilemiyorum ama meydanda geçen sahneler çok keyifliydi. Ben en çok İpek Büyükakın ve Kutay Şahin'in oyunculuklarını sevdim. Suna Selen'i de unutmamak gerek tabi. Bu yıl izlediğim Devlet Tiyatrosu oyunlarında en beğendiklerimden biri oldu Kalpak, oyun kadar Dekorunu da çok beğendim. Çok taze bir oyun, Aralık 2013'de prömiyer yapmış bu yüzden elbette ufak pürüzler var ama izleyin derim...

Çarşamba, Şubat 05, 2014

Ortaya Karışık #22

Ortaya karışık yazılarını gündem kalabalık olduğunda, günlerimi unutmamak için yazıyorum hep. Gündem yine kalabalık...

Yüksek lisansta ilk dönemimi bitirdim. Sıkıntılı bir dersim var. Onun dışında gayet iyi bir dönem geçirdim. 2. dönem ders sayım azalacak, daha rahat edeceğim diye umuyorum. 10 Şubatta ikinci dönem başlıyor. Açık öğretimin 3. dönemi de bitti bu arada. Sıkıntılı bir dersim de orada vardı ama sanırım onu kurtardım. Henüz açıklanmadı. Bu dönemden dersim kalmazsa (umarım) bahar döneminde bitireceğim.

Bir yandan da evlilik hazırlıkları devam ediyor tabi. Çok büyük arayışlara girmeden nişan yerimizi seçtik, bugün gidip tarihi netleştireceğiz. Alyanslarımızı aldık hatta evimiz için televizyon bile aldık. Sıkıntılı geçeceğini düşündüğüm bu hazırlık dönemi inanılmaz keyifli geçiyor. Kıyafet, davetiye, mekan, yüzük... Tabi arkadaşların katkılarını unutmamak lazım. Güzel telaşlar...

Sonunda geçen hafta sonu Bursa'ya gidebildim. Hasret bitecek diye uçarak gittim ama özlediğim hiçbir şeyi yerinde bulamadım. Yemek yediğimiz, çay kahve içip muhabbet ettiğimiz, eğlendiğimiz ne kadar yer varsa bir şekilde hepsi kapanmış. Ne kadar üzüldüm anlatamam. Yaşlıların hayatlarında minimum değişiklik yapma isteğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Tabi ki Fransa Fatihi persefon'u ve diğer arkadaşlarımı, okulumu görmek çok iyi geldi ama hayal kırıklığına uğramadım dersem yalan olur. Bursa'ya gitme maksadım ikinci dönem bazı derslerden muaf olmak için belge almaktı, onu da hallettim.

Dün akşam DT Cevahir Sahnesi'nde Profesyonel oyununu izleyecektik Barış'la. Oyuna ikinci kez bilet aldık ama sanırım bu oyunu izlemek benim kısmetimde yok. Trafik çilesi sebebiyle yetişemedik. İkinci kez kaçırdık. Geçen sefer de aynı sebepten kaçırmıştık. Ne kadar üzüldüm anlatamam. Biz de oraya kadar gitmişken, Eyyvah Eyvah-3'ü izleyelim dedik. Ben oyunu kaçırmanın moral bozukluğuyla pek istemesem de film bittiğinde iyi ki gelmişiz dedim çünkü gerçekten çok eğlenceliydi. Ata Demirer bu serinin her filmini bir şekilde daha eğlenceli hale getiriyor. Çok çok sevdiğim Demet Akbağ'ı da unutmamak lazım. Çok sevdim kısacası.

Pazartesi Bursa'da olmam gerektiğinden ve hafta sonu planını çok önceden yaptığımdan Bursaspor maçına gidemedim. İçerde Bursa ile maç varken benim Bursa'ya gitmem kaderin cilvesi tabii. Evde izledik maçı ve gitmediğim her maç gibi bu maç da efsane oldu. Sneijder ve Melo'ya olan sevgimi anlatacak söz yok. Uzun zamandır böyle bir oyun izlemeye hasrettik, bunu bekliyorduk, arkası gelir inşallah. Neyse ki cumartesi günü Eskişehir maçı yine içeride de özlem uzun sürmeyecek. Bu arada o kadar çok transfer yaptık ki, antrenman fotoğraflarına bakarken başka takımın fotoğraflarına bakar gibi hissediyorum bazen. Umarım hepsinin tek tek faydası olur.

Profesyonel'i kaçırdığıma çok üzüldüm ama tiyatro planları bitmiyor tabii ki, ofisteki kızlarla Kalpak'ı izleyeceğiz cuma günü. Bu kez ofise yakın olan Küçükçekmece Sahnesi'nde olacağımız için kaçırmayacağız umarım.

Şu an memnun olmadığım iki şey var. İlki çok az kitap okuyor olmam. Haftada bir kitabı geçtim, 2 hafta oldu elimdeki kitap hala bitmedi. Bu hafta azcık toparlanmam lazım. Diğeri de 1-1,5 kg kadar kilo almam. O kadar gezip tozmanın sonucu normal tabi ama bugün diyet başladım ve diyet yapmaktan nefret ediyorum.

Son olarak bugün Hagi'nin doğum günü. 49 oldu. Geçen sene 148 olsun demişim doğum gününde gelenek bozulmasın 49 değil 149 hatta 1049 olsun. Var olsun. İyi ki doğmuş. Çok seviyorum...