Salı, Ocak 28, 2014

DT / İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı


Cumartesi akşamı Taksim Küçük Sahne'de izledik İkinci Dereceden işsizlik Yanığı'nı. 2001 yılında anayasa kitabının fırlatılmasıyla başlayan kriz döneminde Meteoroloji Mühendisliği bölümünden mezun olan bir gencin iş arama hikayesini, çoğunlukla mizahi bir dille anlatıyor oyun. Askerden döner dönmez iş aramaya başlayan genç, mesleğiyle alakalı alakasız bir çok iş için görüşmelere gidiyor, mülakatlara katılıyor, çalmadığı kapı kalmıyor. Tabi bu süreçte bir yandan aile ve eş dosttan gelen 'ee ne zaman çalışmaya başlayacaksın?', 'İş bakıyor musun?', 'Bak mutlaka sigortalı bir iş olsun.' gibi sorularla, önerilerle boğuşmak zorunda kalıyor diğer yandan da tüm bunların arasında delirmemeye çalışıyor.

2 perdeden oluşan tek kişilik oyun toplamda 1,5 saat kadar sürüyor. Oldukça komik sahnelerin yanında, komik olmaya zorlanmış sahneler de vardı. Berkay Tulumbacı rolüne genel olarak hakim ve sevimli bir imaj çizdi. Ezberinde küçük hatalar yaşadı ama bu kadar uzun ve tek kişilik bir oyun için kabul edilebilir bir durum bence. Genel olarak beğendiğim bir oyun oldu, kesinlikle izlemelisiniz diyemem belki ama vaktiniz varsa ve izlerseniz boşuna izlemiş olmazsınız. Sonuçta tiyatrodur, iyidir.

Çarşamba, Ocak 22, 2014

Eleos

Barış'ın iş yaptığı dil okullarından birinde çalışan dünya tatlısı Amerikalı bir arkadaşımız var, Parrish. Yaşı bizden biraz büyük ama birlikte vakit geçirmekten en çok hoşlandığım insanlardan biri. Bu gelişinde yanında Meksikalı nişanlısını da getirdi. 2 gün boyunca nereye götürsek, ne yedirsek diye düşünüp durduk. Sonunda internetteki araştırmalarımdan sonra Taksim Eleos'a karar verdik.

Dün akşam hep birlikte gittik Eleos'a. Şimdiye kadar yediğim en güzel mezelere, bir balıkçıda olabilecek en iyi servise ve mükemmel bir manzaraya sahip mekan. Akşam uzo shot ikramıyla başladı. Biz alkol kullanmadığımız için misafirlerimiz seve seve içti bizim payımızı da. Mezeler geldiğinde kendimi kaybettim. Sipariş ettiğimiz mezelerden daha fazla mezeyi onlar ikram etti. Özellikle istiridye mantarı ve kabak kızartması harikaydı. Ben ki kalamar hastasıyım İstanbul'un hiçbir yerinde öyle bir kalamar yemedim, dayanamadım ikinci kalamarı söyledim. Sıra balığa geldiğinde çatlayacak durumdaydım ama hem sunumu hem de tazeliği görünce hiç kaçırmadım. Yemek bittiğinde 3 günlük yediğimi falan düşünüyordum ki, portakallı likör ve meyve ikramına geldi sıra, daha sonra yine ikram olarak dondurmalı irmik ve çikolatalı sufle geldi. Ölüyorum diye diye onları da götürdüm tabi.

Burada yiyip içtiğim yerlerle ilgili bir şeyler yazmıyorum pek ama Eleos es geçilebilecek gibi bir yer değil. Bu kadar ikrama, iyi hizmete göre ödediğimiz hesap da makul sayılabilecek miktardaydı. Özel günler veya misafir ağırlamak için her zaman gidilebilecek harika bir mekan. Son zamanlarda yediğim en iyi yemeğe, çok eğlenceli bi sohbet de eklenince inanılmaz mutlu bir akşam oldu benim için. Artık bizimde müdavimi olacağımız bir balıkçımız var...

Salı, Ocak 21, 2014

Haftasonu

Babaannem çok yaşlı ve bacaklarından da rahatsız olduğu için Tokat'tan İstanbul'a olan mesafeyi gelmiyor yıllardır, uçağa da binmek istemiyor dolayısıyla hep köyde. Ben de yıllardır köye gitmiyorum. Kandilde adet olduğu üzere babaannemi aradım, ağladı telefonda. Hakkını helal et kızım, ben seni daha göremem, ben iyi değilim gibi şeyler söyledi. Dayanamadım tabi. Ben ki uzun yoldan nefret ederim, 3 saatlik yol bile bana işkence olur. Cuma günü iş çıkışı atladım otobüse 12 saat yoldan sonra Tokat'a gittim. 1 gece kaldıktan sonra ertesi gün uçakla dönerim hesapları yaparken, pazar günü bizim köyden havaalanına gitmenin imkansız olduğunu öğrendim. Pazar akşamı tekrar otobüse binip 12 saat daha yoldan sonra ölerek döndüm eve.

En son köye gitmemin üzerinden uzun zaman geçmişti ama köyde 'doğal olarak' hiçbir şey değişmemiş. Kısa bir tur, sevilen köy yemekleri, mezarlık ziyaretleri, babaannenin gönlünü almaca derken geçiverdi 2 gün. Şansıma harika bir hava vardı. Beni mutlu etse de ekinlerle ilgili sıkıntı yapıyormuş, bu mevsimde kar altında olması gerekirmiş aslında köyün ama yağmur bile düşmüyormuş. Bir an önce yağar umarım.

Ben hiçbir zaman köy insanı olmadım, burada doğup büyüdüğüm için, büyükbabamlar gibi oranın özlemini de çekmedim. Mecburiyetim olmadıkça da gitme ihtiyacı hissetmiyorum ama, çocukluğumun yazlarını hatırlamak güzel oldu. Çok, gerçekten çok yoruldum ama olsun artık ben göremeden babaanneme bi'şey olursa korkusu yok içimde...

Cuma, Ocak 17, 2014

DOT TİYATRO / Makas Oyunları-2

 (Kaynak: twitter.com/dottiyatro) 
Makas Oyunları-2'yi izledik Barış'la dün akşam. İlkinin yazısında ( şurada ) ne kadar beğendiğimden ve ikincisi için ne kadar heyecanlı olduğumdan bahsetmiştim. Bloğumu okuyan 3-5 kişi Dot Tiyatro'yu ne kadar sevdiğimi ve her oyunları için ayrı ayrı ne kadar sabırsızlandığımı anlamıştır artık. Benzerlerine veya diğer tiyatroların işlerine göre çok yukarılarda bir oyun olmuş Makas Oyunları-2. Beğenmedim dersem haksızlık olur ama ilkiyle veya son bir kaç yıldır oynanan Dot Oyunları'yla kıyasladığımda en az beğendiğim oyun oldu. Bunları söylerken haklarını yemek istemediğim iki isim var ama: İbrahim Selim ve Pınar Töre. Bu iki muhteşem insan her oynadıkları oyunda insanı büyülüyorlar.

Makas Oyunları-2, 3 kısa oyundan oluşuyor: Ev Ekonomisi, Bedel ve Köy.

Ev Ekonomisi: Borçları sebebiyle oldukça zor durumda olan bir kadın ve onu bu durumdan kurtarmak için yüzdüğü denizin %20'lik bir kısmını bile satmayı teklif edebilecek muhasebecisi... Kapitalizmin daha ne kadar yüzsüzleşebileceğini soruyor. Esin Harvey borçlu kadını, Ezgi Bakışkan muhasebeciyi, Deniz Türkali de kadının ananesini canlandırıyor.

Bedel: Pınar Töre ve Mert Öner'in karı-kocayı oynadığı oyun bir markette geçiyor. Sıradan bir market değil ama akla gelebilecek en sıra dışı şeylerin bile satıldığı bir market. Bedelinin ödenmesi karşılığında istediğiniz her şeyi satın alabilirsiniz. Pınar Töre'ye hayran olmamak imkansız. 3 oyun içinde en çok beğendiğim oldu Bedel.

Köy: Küçük bir köy karakolu. Köyde her şey yolunda, suç oranları düşmüş öyle ki insanlar arabalarını kilitlemiyor bile... Gizem Erdem ve İbrahim Selim bir çavuş ve komiseri canlandırıyor. Tam nöbet değişimi sırasında köyde işler çığırından çıkıyor. Avrupa'yı iki kez çıplak olarak dolaşan ve bu sürede 6 yıl hapis yatan Çıplak Adam'ın kabilesi köyün etrafını sarıyor. Kurallar, kanunlar, emniyet çemberinde yetişmiş komiser adeta sudan çıkmış balığa dönüyor. Köy'de çok güldük komiserin haline, daha doğrusu kendi halimize ama verilmeye çalışılan mesajın anlatımını abartılı buldum biraz. İbrahim Selim ve Gizem Erdem'i daha önce Öksüzler'de de izlemiştik, uyumları o zaman da harikaydı ama İbrahim Selim bu kez bambaşkaydı.

Ev Ekonomisi ve Bedel ayrıca videolarla destekleniyordu. Video desteğini son zamanlarda izlediğimiz oyunlarda daha çok görmeye başladık, hoşuma gidiyor. Ayrıca müzikleri söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle Bedel ve Köy'ün müzikleri muazzamdı. Makas Oyunları-1 kadar vurucu değil belki ama Makas Oyunları-2 de görülmeye değer...

Salı, Ocak 14, 2014

Ortaya Karışık #21

O kadar yorgunum ki, yorgunluktan mutluluğumu hissedemiyorum. FİNALLERİM BİTTİ. 1 dersim sallantıda, henüz geçip geçmediğim belli değil ama onun dışında gayet iyi bir final dönemi geçirdim. Umarım bütünlemelere kalmadan bitiririm bu dönemi. Sınavlar bitince yüksek lisans gözüme o kadar da kötü gelmemeye başladı doğal olarak. Sınav zamanları ruh hali kontrolü gerçekten çok zor.

Şimdi gelsin tiyatrolar, gitsin filmler, kitaplar. SONUNDA. Sınavlar bitmeden, bitince gidiceğimiz oyunları seçtik. Perşembe günü Dot Tiyatro'nun yeni oyunu Makas Oyunları-2'ye gideceğiz, premierin ertesi günü. Çok merak ediyorum. Cumartesi de Devlet Tiyatroları'nda Herkesin Bildiği Sırlar'ı izleyeceğiz. Günlerdir elimde sürünen Uygar Şirin'in Anne Tut Elimi'sini de bitireceğim hemen. Bir de milyon tane övgü alması sebebiyle başlamayı dört gözle beklediğim mini dizi 'Black Mirror' var. 3er bölümlük iki sezondan oluşuyor dizi. İzleyen herkes tüm bölümlerin bir günde bittiğini söylüyor ama bakalım. İnsanın boş zamanının olması haaa-ri-ka.

Her ne kadar sınavlarım vardı diye ağlasam da ders çalışmaktan ölmedim tabi. Cumartesi Zühre'yle kızlar gecesi yaptık. Çatlayana kadar yedik, içtik. Pazar da hep birlikte takıldık. Hatta Caos Theory diye bir film izledik. Yapacağı tüm işleri saati saatine listeleyen, her adımını bu listeye göre atan bir adamın, bi aksilik sonucu feribotu kaçırmasını ve hayatının seyrinin tamamen değişmesini anlatıyor. Planlar konusunda bu kadar olmasa da ben de takıntılı olduğum için çok sevdim filmi. İzlenebilir.

Şimdi sırada açık öğretim sınavları var. Bir hafta-on gün kadar paşa gönlümü dinlendirip, eğlendirdikten sonra sıkıntılı olan dersime çalışmaya başlayacağım. Sonra artık özlemekten öldüğüm Bursa'ya gideceğiz Barış'la. Hem ikinci dönem muafiyetlerim için belge toparlayacağım hem de kankaların kankası Persephone'la hasret gidereceğim. Bir an önce ay sonu gelmeli.

Bir blog klasiği olarak postu çemkirmeden kapatmak olmaz. Her ne kadar yakın arkadaşlarım olmasa da arkadaşım olarak nitelendirdiğim insanların alçak dağları ben yarattım havalarında gezmelerinden çok sıkıldım. Ben de bu sıkkınlığım sebebiyle bazılarıyla ilişkilerime ara vermeye karar verdim. Çünkü zaten fiziksel olarak o kadar yoruluyorum ki, mental olarak mümkün olduğunca sakin kalmaya çalışıyorum. Keşke bu kadar mükemmel olmasanız da, arada takılsak.



Çarşamba, Ocak 08, 2014

Final Haftası Depresyonu

Ben de isterim her derse gideyim, sınav zamanları deliler gibi ders çalışayım, yüksek notlar alıp finallerde gerilmeyeyim, sınavdan çıktıktan sonra bir kaç saat uyuyup ertesi günkü sınav için enerji toplayayım böylece en ufak olumsuzlukta kendimi yemeyeyim AMA çalıştığım için derslere gidemiyorum, çok yoruluyorum dolayısıyla full performans çalışamıyorum, okul eve çok uzak olduğu için çok erken uyanıyorum, sınavdan sonra koşarak ofise gelmek zorundayım DOLAYISIYLA VE DOĞAL OLARAK motivasyonum düşük. Şöyle hap falan bi'şeyler yapsalar içsek uyumasak, içsek enerjik olsak falan. Of, çok yorgunum blog ama kendim ettim kendim buldum bi'şey diyemiyorum o yüzden...

Perşembe, Ocak 02, 2014

2013 Dökümü / 2014 Beklentileri

Yılbaşı arefesinde sınavım olması sebebiyle 2013 dökümünü 2014'ten yazıyorum. Biraz geç oldu ama, 2013'e girerken şöyle bir şeyler yapmışım bu yıl da aynı şekilde devam etmek istiyorum:

Barış: Harika bir yıl oldu 2013 bizim için. 4. yılımızın bittiği gece rüya gibi bir evlenme teklifi aldım. Bu kadar zamandır devam eden bir ilişki için böyle bir sürece girmek sürpriz değildi ama, hayatımın en mutlu gecesiydi belki de. Şimdi söz, nişan telaşı var. Kardeşim askerden gelince de düğün. 2014'ten bu konudaki tek beklentim bu süreci mümkün olduğunca sancısız ve kusursuz şekilde atlatmak. Seviyorum.

Galatasaray: 2013'ü de şampiyonlukla geçirdik. CL'de son 8, süper kupa, içerdeki Real Madrid maçı, deplasmandaki Schalke maçı, Selçuk'un Tsubasa golü, Sneijder, Drogba, Muslera... Fatih Hoca'nın gidişiyle biraz sallansak da geri dönüşümüz, Juventus maçı... 2013 güzel yıl oldu, takımı onlarca maçta canlı izleyip, harika anılar biriktirdik. Yine defalarca 'İyi ki Galatasaraylıyım' dedim. 2014'ten Galatasaray için önce Chelsea'yi elemeyi diliyorum, sonra şampiyonluk tabii ki. Umarım 2013'ün bir adım ötesine geçer yarı final, hatta final oynarız...

Aile: Artık ailemle yaşamaya alıştım. Zaman zaman yalpalasam da evde olmak bir çok açıdan gayet iyi. Kardeşim askerde. Geçen seneden dilediğim gibi, gayet sakin bir yerde. Bir an önce gelse. Annem ve babamın daha az çalıştığı ve hepimizin bir arada, sağlıklı olduğu bir yıl olsun 2014...

Eğitim: Problemsiz ve çok zorlanmadan YTÜ İşletme Yönetimi bölümünde yüksek lisansa başladım. Bi giren pişman bi girmeyen... Kayıt sürecinin zorluğu, iki vize bir final sınav sistemi ve bunlarla birlikte çalışıyor olmak beni çok zorladı. Okumayı, okulda olmayı seviyorum evet ama sarsılmadım dersem samimiyetsizlik etmiş olurum. Bir de bilim değil, bilimsel hazırlık sınıfında olmak da oldukça sıkıntılı. Herhangi bir dersim kalmazsa seneye bilim sınıfına başlayacağım. Bu da en az 2,5 yıl daha okula devam edeceğim demek. Çok isteyerek başladım yüksek lisansa ve keyif alıyorum ama süreç gözümü korkutuyor çünkü sallantıda olan derslerim var. Şimdilik tek istediğim final dönemini sorunsuz şekilde geçirmek ve ders bırakmamak, sonrası ikinci dönem... Diğer yandan açık öğretim tüm basitliğiyle devam ediyor. Bir ders dışında gayet iyi sonuçlar aldım vizelerden ki sorunlu olan dersimi de finallerde halledebilirim. Bu yıl sonunda da bitirmiş olacağım muhtemelen. Keşke hepsi aöf kadar kolay olsa. (Bu arada eğitimle ilgili 2013 dileğim Yıldız'a kabul almakmış, unutmuşum bile. Dileğim kabul olmuş meğerse. İçinde bulunmak zor olsa da hayal ettiklerine kavuşma hissi harika...)

İş: Mezun olduğumdan beri aynı iş yerinde çalışıyorum. Hatta küçük de bir terfi aldım. Çalışmak gerçekten çok zor. Hele de altı gün olunca daha da zor. İşime aşık değilim ama seviyorum. Ofis, arkadaşlarım, kendi paramı kazanmak, ayaklarımın üzerinde durmak. Güzel. Yeni yılda çok güzel yollar açılır işle ilgili umarım, bana ve ihtiyacı olan herkese...

Kitap: 2013'de beklediğim / umduğumun gerisinde kaldığım tek kulvar kitap. İş, okul, sınav derken geçmiş yıllara kıyasla az kitap okudum. Çok güzel kitaplar da okudum tabi ama yetmedi. Beni bekleyen harika kitaplarım var. Bu yıl arayı kapatacağım. Kitap hedefim 40 kitap bakalım yetişebilecek miyim?

Tiyatro: İnanılmaz oyunlar izledik. Özellikle de özel tiyatrolar harika işler çıkardı 2013'de. Yılın sonuna doğru izlediğimiz Makas Oyunları ve Garaj muazzamdı. sene başından akıllara kazınanlar da Yokuş Aşağı Emanetler, Yüksek, İki Kişilik Bir Oyun, Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi... Özel tiyatrolarla birlikte DT oyunlarını da takip ettik. Hedef daha çok DT ve Şehir Tiyatrosu oyunu görmek tabii ama zaman...

Film-Dizi: Bu yıl delirmiş gibi Grey's Anatomy izledim. Bıkmadan usanmadan son sezona gelene dek izledim ve çok sevdim. Yanında Game of Thrones, Lost Room, Lost in Austen, Flash Forward  izlediğim diziler arasında. Lost Room ve Flash Forward' da çok sevmiştim. Film konusunda o kadar verimli bir yıl olduğunu söyleyemem ama bu yıl planım daha çok sinemaya gitmek...

Konser: 2013'den bir dileğim de Jason Mraz'in İstanbul'a gelmesiydi ki o da gerçek oldu. (Şanslı mıyım nedir?) Bir çok plan yapmamıza rağmen başka kimseyi canlı dinleyemedik. Bu konudaki ilk isteğim çok acil bir Yaşar konseri o olmadı çünkü geçen yıl... (Edit: Annemle ve perseyle gittiğimiz Orhan Hakalmaz konserini unutmuşum.) (Edit 2: İstanbul Klarnet Festivali'nde Ustalara Saygı Konseri'ne de gitmiştik Barış'la, sanat müziği şarkıları söylemişti ünlüler, harikaydı.)

Gez-Toz: Yıllık izinlerde  çok güzel planlar yaptık. 1 hafta Kapadokya bölgesini ve Batı Karadeniz'i gördük, bir hafta da deniz, kum, güneş dedik Marmaris'e attık kendimizi. Bursa'ya, Ankara'ya, ananemlerin yazlığına Bandırma'ya gittik. Hoş olmayan sebeplerden de olsa Adana'ya gittik ve ben Adana'yı inanılmaz sevdim. 2014'den isteğim yeni şehirler görmek tabii ama daha öncelikli dileğim, yeni bir ülke görmek.

Karışık: Çok güzel şeyler oldu 2013'de evet ama hatırlamanın canımı yaktığı şeyler de yaşadım. Gencecik bir arkadaşımı cennete gönderdim. İnanmak hala çok zor. Bi de Gezi var, iyi desem gönlüm razı değil, kötü desem hiç razı değil ama unutulmaz kesinlikle.
UNUTMAYIZ.

Medeni Yıldırım - 18
Ali İsmail Korkmaz - 19
Mehmet Ayvalıtaş - 20
Abdullah Cömert - 22
Ahmet Atakan - 22
Ethem Sarısülük - 26
Mustafa Sarı - 27

Herkese sağlık, mutluluk, şans, huzur, başarı, aşk ve doğal olarak para diliyorum. Umarım hedeflere ulaşılan, hep güzel hatırlanacak, unutulmaz bir yıl olur 2014!