Pazartesi, Aralık 01, 2014

Süper İyi Günler / Mark Haddon


Süper İyi Günler harika bir kitap. Aklıma başka bir tanım gelmiyor. Otistik bir çocuk olan Christopher'ın hayatını bazen komik bazen iç sızlatarak anlatıyor. Böyle söyledim ama kitap genel olarak keyifli bence. Christopher, inanılmaz zeki. Matematik ve fiziğe son derece düşkün ve beceriyor da. A seviye matematik sınavına hazırlanıyor, ileride matematik veya hem matematik hem fizik profesörü olmak istiyor. Bunun için de takıntı derecesinde düzenli çalışıyor. İnsanlardan kaçmak istediğinde aklından ileri seviye matematik problemleri çözüyor. Benim gibi matematiğe düşkünseniz ayrıca seveceğiniz bir kitap.

Kapağıyla ilgili hikaye kitapta var. Yazmıştım ama vazgeçtim, okuduğunuzda görmeniz çok daha tatlı olur.

Bizim için dünyanın en sıradan işleri olan bilet almak, sıra beklemek, toplu taşıma kullanmak ya da argo konuşmak gibi durumların otizmli bir çocuğun gözünden nasıl göründüğünü görmek çok ilginç. Bir de ne kadar az şükrettiğimizi hatırlatıyor. Otistik çocukları olan ailelerin neler yaşadığını da göstermesi açısından oldukça öğretici. Ayrıca ben, otizmle ilgili ne kadar az şey bildiğimi fark ettim bu kitabı okuyunca. Çok övdüm ama kesinlikle fazlasını hak ediyor. Sevdiğim kitapları genel olarak öneriyorum ama çok az kitap için böyle söylüyorum: N'OLUR OKUYUN.

Ben Mark Haddon'un diğer kitaplarını araştıracağım. Bir de galiba e-book reader almaya karar verdim.

Cuma, Kasım 28, 2014

KARIŞIK KASET / Film


Karışık Kaset için vakti zamanında yazdığım şu yazıda kitabın film gibi olduğunu söylemişim, haklı da çıktım. Karışık Kaset 21 Kasım'da vizyona girdi. Kitabı o kadar çok sevmiştim ki, filmi de ilk gün izledik hemen. Ben filmi de kitap kadar sevdim. Çok sıcak, tabiri caizse çok tatlı, müzik dolu bir romantik komedi. O kadar kıvamında senaryolaştırmışlar ki, sürekli 32 diş sırıtarak izledim. Sarp Apak da, Özge Özpirinççi de rollerine çok yakışmış. Bülent Emin Yarar'dan bahsetmeme gerek yok zaten. Kendisini Profesyonel'de izlemeyi bir türlü beceremedim, 3 defa bilet alıp hepsinde kaçırmak evrenin bana kumpası.

Kitabın yazarı Uygar Şirin için ayrı bir paragraf açmazsam olmaz. Kendisini twitter aracılığıyla biraz daha detaylı tanıma şansı buldum. O kadar çok seviyorum ki, o kadar olur. Yeni kitap bekliyorum sabırsızlıkla.

Umarım film gişede de dikkat çekmeyi başarır.

Bu arada ben de Mark Haddon'dan Süper İyi Günler adında MÜKEMMEL bir kitap okuyorum. Daha 50. sayfadayım ama bayıldım. Harika gidiyor. İmkanınız varsa, okuyunuz.

Perşembe, Kasım 13, 2014

Ortaya Karışık #24

Hello Blog!

Doğru dürüst yazmayalı yıl oldu farkındayım ama yetişemiyorum. Ancak fırsatım oldu. Hadi bakalım neleri hatırlayabileceğim.

Önce evlilikten bahsetmem lazım biraz galiba. Keyifli. İşe git, yemek yap, hafta sonu temizliği araya sıkıştır, pazara uğra daha taze/ucuz, çamaşır, sınavlar, ödevler falan biraz koşturmacalı ama kesinlikle keyifli. Kendi evi olunca insanın hiç zor gelmiyor, yorulsa da. Elinden geldiği kadar Barış da tutuyor ucundan. İdare ediyoruz. Akşamları eskisi kadar dışarı çıkmıyoruz doğal olarak. O play station veya fm oynuyor, ben kitap okuyorum ya da beraber film/dizi/ o ses izliyoruz, çay demliyoruz falan. Sakin, güzel.

Barışın doğum gününü kutladık ve hemen arkasından 6. yılımızın başlangıcını yaptık geçen ay sonunda. İkisi de hafta içine denk geldi. İkimiz de birbirimizden habersiz hediye olarak gezme planları yapmışız. Ben biraz nostaljiye kaçtım. Başladığımız yere dönelim dedim. Bursa'da çok şirin bir butik otelde rezervasyon yaptırdım. Hem arkadaşlarımızla özlem gidereceğiz hem de Mudanya, Merkez, Görükle nostalji yapacağız. Yıl dönümü yemeğimizi de orada yiyeceğiz. Barış daha turistik bir şeyler düşünmüş. Antep'e gideceğiz. Benim çok merak ettiğim bir şehir. Hem çoook çoook çok sevdiğim, adını duyunca titremeye başladığım katmeri bol bol yiyebileceğim hem de Zeugma Mozaik Müzesi'ni görebileceğiz. Amaç yavaş yavaş ülkede görmediğimiz yer bırakmamak. Bahara doğru Trabzon-Mardin hayal ediyoruz ama bakalım. Bu arada önceki hafta sonu Barış'ın ailesini ziyarete Hatay'a gittik. Mozaik Müzesi ve Uzun Çarşı'yı gördük. St. Pierre Kilisesi'ne de gittik ama tadilatta olduğu için göremedik. Künefeleri de gömdük.

Okul var tabi. Sınavlarım yeni bitti. İnanılmaz keyifli gidiyor. Çok güzel dersler seçmişim bu yıl farkında olmadan. Sınavlarım da hiç kasmadı. Finallere kadar 2 sınav, 2 de sunumum kaldı. Asla şikayet etmiyorum. İyi ki başlamışım. İş ve diğer her şeyin arasında nefes aldırıyor bana. Açık öğretim de bitti bu arada. Hiç zorlanmadan, onur öğrencisi olarak mezun oldum. Bu arada İş sağlığı ve güvenliği uzmanlığı sınavı Aralık sonunda. Henüz çalışmaya başlamadım. Bursa dönüşü başlayacağım. 120 liralık rekor sınav ücreti tekrar girme diye bağırıyor zaten. Tek seferde hallederim inşallah.

Barış'ın doğum günü sürprizlerinden biri çok sevdiği Hayko Cepkin konseriydi. Ben de seviyorum onun kadar olmasa da. Çok güzel bir konser oldu. Ayın 19'unda da kardeşim, liseden arkadaşlar, iş arkadaşları, stajyerler falan bayaa kalabalık bir grup olarak Hakan Altun-Hüsnü Şenlendirici konserine gidiyoruz. Efkar yapacağız biraz. Hakan Altun'u ne kadar çok sevdiğimden tekrar bahsetmeme gerek yoktur sanırım. Çok sabırsızlanıyorum.

Tiyatro sezonunu açamadık henüz koşturmaktan maalesef. Profesyonel'e 3. kez bilet aldık ve yine yetişemedik. Evren işi gücü bıraktı bize oyunu izletmemek için istanbul'un tüm trafiğini bizim güzergaha yığıyor 3. kez Kararlıyız ama. İzleyeceğiz. Dot henüz yeni oyun çıkarmadı, beklemedeyiz. Sezonu açmak için yeni oyun bakmaktayız.

Evde Çıraklarla Film Geceleri düzenliyoruz. Son zamanlarda, 10 Things I Hate About You, Gamer, Groundhug Day, Hitch filmlerini izledik. Hepsi güzeldi, Hitch ve 10 Things I Hate About You daha güzeldi. Keşke hepsini tek tek yazabilsem ayrıntılı olarak. Hepsi izlenebilecek filmler ama tavsiye ederim.

En son buraya hangi okuduğum kitabı yazdım bilmiyorum ama balayından beri kitap kurdu günlerime geri döndüm. Şu an elimde Tess Gerritsen'den Hasat var. Çok severek okuduklarım tabii ki Gone Girl ve Aylin Balboa/Belki Bir Gün Uçarız. Emrah Serbes'in Deli Duman'ı yarım  kaldı neden bilmiyorum. John Green Aynı Yıldız'ın Altında'yı da abartılı buldum. İnsanların delirdiği kadar sevemedim. Bir sürü çok güzel kitap aldım. Daha sık yazmayı becerebilirsem, ayrıntılı anlatmak istiyorum.

Eski gün aşırı yazma tempoma dönebilsem keşke. Unutmaktan nefret ediyorum çünkü. Yazacağım inşallah daha sık ama takip ettiğim bloglar da pek aktif değil bu ara. Siz de yazın hanımlar beyler. Görüşürüz.

Pazartesi, Kasım 10, 2014

Yoğun

İşler yoğun blog. Sınavlar, iş yeri, ev, yemek, kitaplar, filmler. Yazamıyorum pek. Yakında uzuuuun uzun anlatacağım.

Salı, Kasım 04, 2014

?

İÇİM SIKILIYOR, ÇOK SIKILIYOR, ACAYİP SIKILIYOR BLOG. BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ?

Pazar, Ekim 26, 2014

...

Ah be Galatasaray ne diyeyim ki, KALP KIRILSA DA SEVER de çok kızgınım onu ne yapacağız?

Cuma, Ekim 10, 2014

Ne, evlendim mi?

Merhaba Blog,

Ben evlendim. O yüzden ne zamandır buralara uğrayamayışım. Kınaydı, nikahdı, tekneydi derken bu curcuna bitti gitti. Nasıl güzel, nasıl mutluluk dolu. Düğün ertesi de Adam & Eve'e balayına gittik. 1 hafta boyunca kafamızı dinleyip, bayramın 2. günü döndük.

Dünyanın en mutlu gelinlerinden biri oldum ben; kocam, ailem ve arkadaşlarım sayesinde. Hayallerimdeki gibi şahane bi evim oldu hem. Kocaman değil ama işten çıkıp eve gittiğimde içimin huzurla dolmasına yetiyor. İnsan daha ne ister ki?

Söylemezsem olmaz, düğün koşturması yüzünden okulu ihmal ettim biraz. Dün oraya da bir el attım, bir sorun yok şükürler olsun fakat, ev işleri ve yemeklerin de eklenmesiyle birlikte adeta bir Superwoman'a falan dönüşsem harika olacak. Söylemezsem olmaz iki, işe döndüğüme hiç sevinmiyorum. Evden çıkmak istemiyorum ben.

Çarşamba, Eylül 17, 2014

CL / GS:1 - 1:RSCA

Maçla ilgili çok şey söyleyesim yok, çoğunlukla kızgınım. En çok da Selçuk ve Burak hayal kırıklığına uğratıyor. Dün yarım göz izledim tüm maçı. Kalbim kaldırmıyor.

Salı, Eylül 16, 2014

Hayırlı Uğurlu...

Hazırlık koşturması biterken, okul başladı blog. Nasıl özlemişim. Her dönemki ders seçimi çilemizi doldurup başladık. Güzel dersler seçtim bu dönem. Hem de 4 tanecik. Şu devam işi ayağıma dolaşmazsa, ev, tatil, evlilikle ilgili ayrıntılarla birlikte dünyanın en mutlu insanı olma ihtimalim yüksek. Hak ettim ama di mi?

Salı, Eylül 02, 2014

İşler Güçler...

Çalışmak çok zor. Çok klasik olacak ama, insanlarla uğraşmak çok zor. Yeni işimde ortalama 45-50 kadar üretim personelinin sorumluluğunu üstlendim. Bir kısmı yaşlı-usta bir kısmı çok genç-öğrenci,  her birinin gönlünü yapmak, çalıştırmaya uğraşmak bir de üzerine işinle alakası olmayan angaryalar üstlenince bazen o paralel evrende kendi işini yapan Tuğba'ya çok özeniyorum.

İşimi seviyorum evet, hayatımdan memnunum ama patron kaprisi, gereksiz emrivakiler, saçma sapan tavırlar beni işimden de çalışmaktan da inanılmaz soğutuyor. Şimdi neyse ama tüm hayatımın bu şekilde geçmesi ihtimali beni çok korkutuyor. İşin kötüsü aynı sorunları daha önce çalıştığım iş yerimde de yaşadım, yani bunlar çalışanların evrensel sorunları. Nereye gitsem aynı, iş değiştirmek de çözüm değil...

Pazartesi, Eylül 01, 2014

Hazırlık Güncesi Vol 23625548

Bu aralar maalesef başka atraksiyon yok hayatımda. Yine hazırlık, yine hazırlık...

Küçük ayrıntılar dışında eksiğimiz yok gibi. Eşyalarımız yarın tamamlanacak. Perşembe sabah Barış Amerika'ya gidiyor. Biraz zor geliyor; hem işler bekliyor, evi annem ve kızlarla ben yerleştireceğim hem de zamanlama kötü,10 gün yalnız kalacağım. Bir yandan da küçük eksiklerle ilgileneceğim. Hemen geçecek ama, zira zaman uçuyor bu ara. Düğüne 27 gün kaldı.

Evime gittiğimde canım çıkmak istemiyor. Çiçeklerim var onları suluyorum, yerleştireceğimiz eşyaları yıkıyorum, kutuları açıyorum yavaştan. Acayip değişik bir duygu. Böyle olacağını düşünmüyordum ama evin her köşesi içime kazınıyor sanki. Sabırsızlanıyorum. Hayaller de o kadar büyük değil aslında. Akşam yemeğinden sonra beyaz yemek masasında kahvesine tavla oynamak, Behzat Ç. izlemek falan. Ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya kelimeler yetmez ama. Bu sevgi kelebeği halime ben de alışkın değilim ama şikayetçi de değilim. Ben iyiyim blog, biz iyiyiz...

Çarşamba, Ağustos 13, 2014

Bitkin

Bu ara hazırlıklar dışında anlatabileceğim pek bir şey yok blog. Evimizin anahtarlarını aldık, boya seçtik, davetiyeler tamam, eşyalar tamamlandı... Büyük kalemler hemen hemen bitti ama ben de bittim. İşten çıkıp amaçsız bir şekilde evde takılmayalı ne kadar oldu hatırlamıyorum.Yorgunluktan bahsetmiyorum bile. Az kaldı ama...

Buraya yazmayı unuttum, bayram tatili ve ertesinde Marc Levy'nin 2 kitabını okudum. İlk Gün ve devam kitabı olan İlk Gece. Marc Levy, lisede Keşke Gerçek Olsa kitabıyla tanıştığım ve bayılarak okuduğum bir yazar. Kitaplarını D&R'ın 5 TL indiriminde görünce, kaçırmadım. Yine hayal kırıklığına uğratmadı beni. İlk Gün'ü bir günde İlk Gece'yi 2-3 günde okuyup bitirdim. Şimdi de yine indirimden aldığım Gelecek Sefere'sini okuyorum. Kitaplarında genelde bilim ve sanatı aksiyonla bir araya getiriyor, bitmeden elinden bırakamıyor insan. Şiddetle tavsiye ederim. 

Çarşamba, Ağustos 06, 2014

Hazırlıklar bitmiyordu...

Evlilik günlüğü devam ediyor blogcum. Dün tamamen tesadüf ve şans eseri evimizi bulduk. Hem de sahibinden. O kadar çok masraf yaptık ki, her harcamamızı düşünmek zorundayız mecburen. O yüzden çok mutluyum bugün. İçindeki kiracı çıkar çıkmaz tutacağız, yeri de çok güzel. (Çok sevgi kelebeği biliyorum ama bu aralar böyle, idare edelim.)

Bir yandan da diğer hazırlıklar devam ediyor. Bugün davetiyeyi hallediyoruz. Cumartesi kına organizasyonunu halledeceğiz. Maşallah diyeyim, her şey o kadar istediğim gibi oluyor ki korkuyorum sonradan bi'şeyler ters gidecek diye. Neyse çağırmıyorum kötü enerjiyi. Bu arada gelin çiçeğim de hazır gibi. Çok yorucu, çok masraflı ama hep aynı şeyi söylüyorum, o kadar keyifli ki, gözümü her kapattığımda gülümsüyorum.

Koşturmanın arasında açık hava konserlerine başladık. İndirimli olunca 1 yerine 3 bilet aldık bu ay için. İlki Hakan Altun, Hüsnü Şenlendirici, Cengiz Kurtoğlu ve kıl olduğum Kutsi'nin birlikte verdiği Aşka Dair Şarkılar konseriydi. Barış'ın liseden arkadaşı ve eşiyle gittik. İnsanlar ıııyyy kıro falan diyebilir ama ben Hakan Altun'u çoooook çok severim, sesinde iliklerime kadar işleyen ve başka kimsede olmayan bi'şey var. Hatta o gecenin gazıyla cuma günü için çıktığı mekanda yer ayırttık. Harika olacak. Diğer konserleri de gittikçe yazarım artık. Çok uzun yazamıyorum artık. 

Evlenenlere not: para biriktirin.


Salı, Ağustos 05, 2014

Çeyiz never ends...

Çok iş var blog. Yazmaya üşeniyorum, sen bi de yapmayı düşün. Özet geçeceğim. Boş kaldığım her gün annemle bir çeyiz mağazasında alıyoruz soluğu fakat çeyiz dediğimiz şey alarak bitmiyor.Eksikler var hala, koşturuyoruz. 

Biraz da hallettiğimiz ve gülümseten kısımlardan bahsedelim. Kütüphanemizi aldık, bir de TV ünitesi. Gelinliğimi seçtim, dikiliyor. Nikah sonrası eğlence için, çok şirin bir tekne kiraladık. Annem ve teyzemin çok istediği kına gecesi için de mekan ayarladık. Bana kalsa evde olacaktı ama hazırlık evresinde felsefemkimseyi üzmemek ve hayal kırıklığına uğratmamak. Davetiyemizi seçtik, yarın görüşmeye gideceğiz. Hala ev arıyoruz, hafta sonu son kararımızı verip mobilyaları okeyleyeceğiz. Bunlar evlilik curcunasının kaba kısımları arkadaşlar. Daha boya, badana, temizlik var; halı, kilim, tül, perde var. Var da var. Ama o kadar keyifli ki ve ben o kadar sabırsızlanıyorum ki. Hepsine değer...

Çarşamba, Temmuz 23, 2014

?

Öfke kontrolü sıkıntım var blog. Ramazandan yani açlıktan mı, yoksa denk mi geldi bilmiyorum ama bir nokta var oraya dokunulduğu zaman yer, zaman, mekan, kişi fark etmiyor. Kendimi kaybediyorum. Söylediklerimin, yaptıklarımın kontrolü bende olmuyor sanki. En sevdiğim insanları kırıyorum bazen.İlk yalnız kaldığım, üzerine düşündüğüm anda da pişman oluyorum. Bayram tatiliyle birlikte üzerimdeki olumsuz enerji ya da adı her neyse onu atmak tek isteğim. Evlilik stresi değildir di mi?

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

Kalpler kalpler...

( mesela<3 )
Evlilik dolayısıyla bu ara biraz vıcıklaşacak burası baştan uyarayım gençler.

Ev dekore etmek dünyanın en yorucu ama en eğlenceli işi. İkea-Koçtaş-Bernardo-Karaca-Esse vb. yüzlerce mağazanın müdavimi oldum. Aldıklarımı gördükçe, düşündükçe çıldırıyorum. Gerçekten inanılmaz güzeller, nasıl sabırsızlanıyorum kullanmak için belli değil. İş yerinde fırsat buldukça istediklerimi araştırıp, akşamları gidip almak için annemi ve Barış'ı darlamakla meşgulüm bu aralar velhasıl...

Eskiden evlenecek olanlara neye ihtiyacın var, ne alalım sana diye sorarlarmış. Eeee neden hala sormadınız bakayım?

Pazartesi, Temmuz 14, 2014

Pazartesi Sendromu

Size de aynı şey oluyor mu bilmiyorum ama, hafta sonu harika geçince pazartesi işe gelmek çok daha zor oluyor. Duble sendrom.

Hemen konuya giriyorum. Yaşar konseri mükemmel ötesiydi, biraz seviyorsanız Yaşar'ı bir kez canlı izlemelisiniz. Kesinlikle büyük bir fanı olursunuz. Rahatsızlanmama rağmen inanılmaz eğlendim.

Pazar günü de, evlilik artık kapıda olduğu için çılgınlar gibi ev alışverişi yaptık, indirimleri kovaladık. O kadar harika şeyler aldık ki evimiz için kullanmaya sabırsızlanıyorum. Geceyi teyzemlerde aile iftarı ve dünya kupası finaliyle tamamladık. Aileyle bir arada olmanın huzuru ve keyfi hiçbir şeyde yok cidden. Özellikle kendi ailesini kurmaya hazırlanırken insan, kıymetini daha iyi anlıyor.

Dünya kupası sırasında buralara pek uğrayamadığımdan rengimi belli etmemişim. Ben Hollanda'yı destekliyordum, dolayısıyla benim için mevzu Hollanda'nın ve Sneijder'in elenmesiyle bitmişti. O yüzden herhangi bir taraf tutmadan çok da kendimi kaptırmadan gayet serbest izledim finali.

Bazı hafta sonları, hayat çok güzel...

Cumartesi, Temmuz 12, 2014

Dream Weekend

Ramazan yoğunluğu sebebiyle cumartesileri de çalışıyorum. 2 cumartesi daha çalıştıktan sonra cumartesi çilem dolacak. Peki bugün çalışmama rağmen bu hafta sonunun bu kadar mükemmel olmasının sebebi nedir? Grey's Anatomy'nin izleyemediğim bir kaç bölümüyle birlikte son sezonunu izleyeceğim. 2 aydır spoiler yememek için verdiğim savaşı da kazanmış oldum. Sonra, ani alınmış bir kararla bu gece Yaşar konserine gidiyoruz ki Yaşar en en eeen sevdiğim şarkıcılardan biri. Önce iftar, sonra konser. Son olarak yarın Dünya Kupası finali var. Bugün bitse...

Pazartesi, Haziran 23, 2014

Ortaya Karışık - Bayaaaa Karışık

Merhaba sevgili blog. Ben de seni özledim. Ortalık yeni yeni durulmaya başladı, ben de ancak şimdi yazabiliyorum. Kısa olmayacak biliyorum ama elimden geldiğince kısa bir özet geçeceğim.

Nişandan 2 hafta önce sürpriz bir şekilde işten ayrıldım. Herhangi bir plan veya alt yapı çalışması yapmadan çıktım gitti. Çok bile dayandım. O zamandan geçen haftaya kadar yani 1,5-2 ay kadar bir süre iş görüşmesinden iş görüşmesine koşturarak geçti. Geçtiğimiz hafta yeni işime başladım. Sürpriz bi şekilde hafta sonları çalışmıyorum, evime yakın ayrıca mezun olduğumdan beri mesafeli durduğum üretime de giriş yapmış oldum. Keyifler yerinde sayılır. Okulumu da dondurmama gerek kalmadığı için, sonu ne olur bilmiyorum ama bir süre buradayım.

Gelelim okula. Yüksek lisansın ilk yılı kazasız belasız bitti. Bütünlemeye bile kalmadan hallettim çok şükür. Şimdi sıra bilim sınıfında. Şimdilik tezi düşünmeden bir yıl kaldı diyerek kendimi avutuyorum. Bu arada açık öğretimi de bitirdim, mezun oldum. Yüksek lisansa başlamadan önce boş kaldığım yılda girmiştim ve çabuk bitsin diye 2 yıllık tercih etmiştim ama belki gaza gelip 4 yıla tamamlarım.

Ve nişan. Mükemmel ötesi bir nişan oldu. Sadece en sevdiklerimizle, tam istediğimiz gibi, inanılmaz eğlenceli bir tören yaptık. Elbise, saç baş, makyaj, pasta, tören, hediyeler hepsi uğraştığıma değdi. İşten çıkmam o arada beni baya rahatlattı. Her yere rahat rahat koşturdum. Şimdi sırada nikah, düğün işleri var. Bir aksilik olmazsa 28 Eylül'de evleniyorum. Balayı, eşya, ev, çeyiz. Gözümde büyüdükçe büyüyordu ama hepsi inanılmaz keyifli gidiyor.

Nişandan sonra boş kaldığım zamanı da evde yatarak geçirmedim tabi ki. Direksiyon dersleri alıp trafiğe çıkabilir hale geldim. Ehliyetimi almıştım ama pratikte eksiklerim vardı, çözdüm. O arada bir de 'iş Sağlığı ve Güvenliği' eğitimine katıldım. Sınavı aralık ayında olacak, daha zaman çok ama boş kalmışken aradan çıkardım onu da. İlerleyen süreçte başımıza ne geleceği belli olmaz, çalışmak lazım.

Özetle, işten çıktım 2 aydır buralara pek uğramadım ama yatıp dinlendiğim söylenemez pek, koşturdum durdum. Geri döndüm buralardayım artık. Bu arada güzel kitaplar okumadığımı sanmayın. Mahir Ünsal Eriş okusanız keşke. Birbirinden güzel iki kitabı var. Belki bi ara buraya da yazarım. Eee siz neler yaptınız?

Çarşamba, Mayıs 07, 2014

Kayıp

İşten ayrıldım, nişanlandım, iş sağlığı ve güvenliği uzmanlığı eğitimine başlıyorum falan. Çok değişiklik var ve buraya bakmaya bile fırsatım olmuyor. Şimdi de sınavlar başlıyor. Bir ara uzuuuun uzun yazacağım...

Perşembe, Nisan 03, 2014

Öleyazdım.

 
 
40 çarşamba bir araya geldi diye bir söz var ya, hah! işte tam onu yaşıyorum. İş yerinde hiç beklemediğim şekilde bana verilen oldukça ayrıntılı ve zaman alan bir iş var. Pazartesine yetiştirmem gerekiyordu, an itibariyle yani 3 gün önceden bitirdim. Pazartesiden beri soluksuz çalışıyorum. Şükür kurtuldum. Diğer yandan yarın taşınıyoruz. İş yoğunluğuna bir de koşarak eve gidip eşyaları toplamaya çalışmak eklendi. Kitaplar, kıyafetler, ıvır zıvırlar... Delirmemek mümkün değil. Evin ayak işlerini hiç söylemiyorum bile ama YETMEEEEZ önümüzdeki pazartesi de sınavlarım başlıyor. Yeni taşınmış olacağız, eşyalarımızın bir kısmını değiştirdiğimiz için evde bir kaç gün koltuk bile olmayacak ve benim sınav haftam. Şaşırdım mı? Tabii ki hayır. Eksik ders notlarını, hakkında hiçbir fikrim olmayan dersleri falan söylemiyorum hiç...

Bu yoğunluk ay sonuna kadar azalarak devam edecek. Sınavlarımın bittiği hafta ofis arkadaşlarımdan biri, ertesi hafta Barış'ın lise arkadaşlarından bir evleniyor. Kına, düğün gezmek durumundayız yani. Aynı hafta açık öğretim vizeleri de var. Hatta aynı hafta bi ara, nasıl fırsat bulacağız bilmiyorum ama nişan alışverişi de yapacağız. Aslında düşündüm de azalarak falan değil, aynı tempoda devam ediyormuş yoğunluğum. Nişan kıyafetimin provalarından bahsetmediğimi de fark ettim an itibariyle. Evet o da var. Bu 3 haftalık koşturmanın arkasından gelen 27 Nisan hafta sonunda ALLAHA ÇOK ŞÜKÜR, hiçbir plan program yok. İnşallah da olmaz. Zira 4 Mayıs'ta nişanım var, azıcık soluklanmak istiyorum. Ben düşünürken yoruldum, içindeyken nasıl bitecek bu iş güç... Hemen Mayıs'a atlayabiliyor muyuz ya?

Çarşamba, Mart 26, 2014

Non-Stop


Haftasonu, Need For Speed'den önceki fragmanlarda görüp merak ettiğimiz Non-Stop'u izledik. Filmi sevdim. Hikaye de, kurgu da oldukça güzeldi. Bill, uçuşlarda gizli güvenlik görevi yapan bir hava polisidir. İngiltere uçuşu sırasında, güvenli telefon ağından verilen hesap numarasına 150 milyon dolar yatırılmaması halinde her 20 dakikada bir uçaktan birinin öldürüleceğine dair bir mesaj gelir. Bill, hem Amerikan hükümetini uçağı kendisinin kaçırmadığına ikna etmeye hem de mesajı gönderen kişiyi bulmaya çalışır... Sanırım biraz spoiler vereceğim. Filmde beni rahatsız eden tek şey, filmdeki baş kadın rolünün (Julianne Moore) hiçbir numarası olmaması oldu. Sürekli bir atak bekledim ama pek bir şey çıkmadı. Onun dışında Liam Neeson, gayet başarılıydı. Beni pazar günümü şenlendirdi, izlemeye değer...

Cumartesi, Mart 22, 2014

DOT TİYATRO / Dövüş Gecesi

 

Dövüş Gecesi Dot Tiyatro'nun en yenisi. Benim için de sezonun en iyi üç oyunundan biri, hatta zirveye en yakını şu an. Bu kez imkanınız varsa demiyorum, yoksa bile bir imkan bulup mutlaka ama mutlaka bu oyunu izleyin. Ayrıntılı anlatıp büyüsünü bozmak istemiyorum. Sitesindeki tanıtım şöyle:

'Dövüş Gecesi, seyircinin oylarıyla yol alan ve yön değiştiren bir 'demokratik sistem simülasyonu'.
Modern seçim sisteminin çetrefilli yapısını ve tuzaklarını keşfetmeye çalışan oyun, 'neye göre oy veririz?', 'bizi belli bir adaya oy vermeye iten şey nedir?', 'seçmen ve adaylar arasındaki ilişkinin derininde ne yatar?' gibi seçim sürecine dair kritik sorulara cevap arıyor.
Oyun, seçmenin çoğunluk ve azınlık fikirleriyle olan ilişkisini kurcalarken, çoğunluğun kurmaya meyilli olduğu tahakküme dair de söz söylüyor.
Hanımefendiler ve beyefendiler, Dövüş Gecesi başlıyor!

Oyunu elinizdeki kumandalarla siz yönlendirdiğiniz için, seçimlerinizin nelere yol açabileceğini görme şansınız oluyor. Seçimlerden önce görmek özellikle harika oldu bizim için. Her Dot oyunundan ağzım beş karış açık, hayran hayran çıkıyorum. Böyle güzel işler yapan insanlar olduğunu bilmek harika. Umarım bu sezon bir tane daha yeni oyun gelir...

Oyunun bilgisi ve tarihler şurada, gidin...

Çarşamba, Mart 19, 2014

En Çok...

An itibariyle dünyada en çok ama en en en çok bulunmak istediğim yer, şu otelin Lotus Odası'dır. Otel ayrıca, en en en en çok görmek istediğim Yunan Adası olan Simi'ye de günü birlik turlar düzenliyor. Her şey o kadar muazzam ve mükemmel görünüyor ki, ÖLEBİLİRİM. Yaşasın balayı otelini buldum derkeeeen fiyatlara çarpıyor gözüm, yıkılıyorum ama umudumu kaybetmiyorum. Belki bir mucize olur, kim bilir?

Pazartesi, Mart 17, 2014

Jack Ryan: Gölge Ajan / Need For Speed-Hız Tutkusu

Bloğa dün izlediğim Need For Speed / Hız Tutkusu'nu yazmak için girdiğimde daha Jack Ryan: Gölge Ajan'ın taslak halinde durduğunu gördüm. Filmi unutmuşum neredeyse. İkisini birlikte yazacağız demek ki...
Jack Ryan, Amerikan Hava Kuvvetleri'nde görevleri bir komutandır. Yaşadığı bir saldırıdan sonra ordudan ayrılarak, ekonomi doktorasına devam eder. Rusların Amerika dolayısıyla da dünya ekonomisini çökertmek için hazırladığı bir plan olduğunu ve ordunun ondan görev beklediğini öğrenir. Bu planın işlemesini engellemek için Rusya'ya gönderilir. Olaylar gelişir. Hakkında hiçbir şey bilmeden gittik bu filme, genel olarak güzel bir aksiyon filmiydi ama çok da aklımda yer eden bir film olmamış.
Need For Speed /Hız Tutkusu'na da tabi ki, Barış için gittim. Genelde filmleri ben seçerim ama arada doğal olarak daha çok ona hitap eden filmler de izliyoruz. Benim araba tutkum ya da hız aşkım falan yok ama filmi çok sevdim. Sadece Mustanglerin, Bugattilerin motor seslerinin biraz baş ağrısı yaptığını fark ediyor insan film çıkışı. Her ne kadar araba tutkum yok desem de tabi filmdeki arabalara kayıtsız kalmak imkansız. Harika ötesi harika arabalar vardı. Tabi bunda filmin 3D olmasının da büyük etkisi var. Sonuç olarak ben bu filmi sevdim, özellikle arabalara merakınız varsa gidin görün derim. Yalnız 3D filmlerdeki gözlük kullanım bedelini protesto etmeden de yazıyı bitirmek istemiyorum. Gerçekten ayıp, sanki bilet parası vermiyoruz...

Cumartesi, Mart 15, 2014

Daha / Hakan Günday


Burada daha önce defalarca söylediğim gibi, Hakan Günday'ı çok severim. Hatta çok çok çok severim. Kitap çıkardığı seneler, mutlaka diğer senelerden farklıdır. Her kitabının yeri bende çok ayrıdır. Daha'yı diğerleri kadar sevdim diyemem ama. Kendisi Yeraltı Edebiyatı diye bir türün varlığını reddetse de yazdıkları baya baya yeraltı ve bu kez beni pek sarmadı. Okuduğum başka kitaplarla kıyaslamam gerekirse tabii ki, yine çok iyi ama kendisiyle kıyasladığımızda bi'şey eksik.

Rahatsız etmeyi, rahatsız hissettirmeyi özellikle amaçladığını biliyorum. Bu durum Az'da da vardı ama Daha'da abartmış gibi geldi biraz. Gaza'nın hayatının 9 yaşından 20'li yaşlarına kadar olan kısmını anlatıyor. Zaman zaman hissettiğim kopukluklar yüzünden, normal HG kitaplarını okuduğumun 3 katı falan sürdü okumam. Yine yazsa yine okurum o ayrı. İnanılmaz anlamlı, parçalayan cümleler elbette vardı ama Daha benim kitabım olmadı. Hakan Günday severlerin en az sevdiği kitap Piç'tir ama benim için zirvedir, hala da öyle. Kinyas ve Kayra da dahil herhangi bir kitap geçemedi benim gözümde.

Dergi yazar gibi, her ay kitap yazsa alır okurum gocunmam, sevemediğim bir kitap soğutmaz beni kesinlikle. Okuyun, kararı siz verin. Bu arada Piç'in filmi çıkacaktı ne oldu o iş?

Salı, Mart 11, 2014

Can Berkin...


Vicdanınız, devletiniz, hırsınız, iktidarınız, paranız, destanınız batsın. Memleket hala nasıl üstümüze çökmüyor, ya da bizimle birlikte yerin dibine batmıyor, şaşıyorum. Gitti. BERKİN GİTTİ.

Pazartesi, Mart 10, 2014

Ortaya Karışık #23

23 yazı olmuş bununla birlikte. Arada okuyorum, neler yapmışım bakıyorum ve mutlu oluyorum. O yüzden ne zamana kadar bilmiyorum ama bu seriye devam...

Şanslı olduğum anlar nadirdir benim. Belki de ilk kez bu kadar şanslı hissettim. İlk dönem kaldığım ve yaz okulunda alamazsam okulumu bir dönem uzatacak olan dersin yerine, ikinci dönem başka bir ders vermeyi kabul etti okul. Yüksek lisansa başladığımdan beri, her küçük ayrıntıyla beni o kadar çok uğraştırdılar ve o kadar çok dilekçe yazdırdılar ki hiç beklemiyordum bu talebimin gerçekleşmesini. Bu işte çok az tanımama rağmen inanılmaz sevdiğim Halil Emre Hoca'nın da etkisi büyük tabi. Bu dönem yeterince dikkatli olur da ders bırakmazsam, harika olacak.

Açık öğretim ikinci dönem kaydımı da yaptım bu arada. İlk dönemden dersim kalmamıştı, bu dönem de kalmazsa, açık öğretim maceram bitiyor. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Ayrıca hiç bir şey katmadı dersem de haksızlık etmiş olurum. İyi yapmışım yazılarak.

Cumartesi iş çıkışı Barış'la bowling turnuvası yaptık. Ezici üstünlüğüm devam ediyor. Uzun zamandır oynamadığımız için hamlamışım; kollarım, bacaklarım ağrıdı biraz ama çok iyi geldi. Özlemişim. Hem de küçücük bir şey bile olsa kazanmanın hazzı harika.

Bowlingten sonra stada attık kendimizi tabi. Nasıl harikaydı anlatmama gerek yok sanırım. Sneijder için kelimeler kifayetsiz zaten, Drogba ve Burak için de kişisel olarak çok ama çok mutlu oldum. Silkenebilmeleri için lazımdı bu. Anadolu takımı maçlarını ayrı seviyorum. Tribünler çok kalabalık olmuyor, laf salatası yapanlar olmuyor. Yayıla yayıla izliyoruz hem de çok eğleniyoruz. Hava sağlam soğuktu ama özellikle ikinci yarıda hiç dokunmadı. İzlemek istediğimiz Galatasaray, görmek istediğimiz kazanma arzusu bu. Umarım içerdeki Fenerbahçe maçına  kadar böyle devam ederiz. Bu arada artık 28. hafta gelse hiç fena olmayacak.

Geçen sefer geldiğinde görmeyi çok istediğim bir sergi vardı 'The Human Body Exhibition'. Pazar günü görme şansımız oldu, çok çok sevdim. Ayrıca bir yazı yazacağım o sergi için, aklımdaki ayrıntıları unutmadan. Şimdiye kadar gitmemek büyük hataymış.

Dot'un yeni oyunu geliyor, Fight Night. Her zamanki gibi tarih belli olur olmaz kaptık biletleri. Barış'ın toplantısı sebebiyle erteleme ihtimalimiz var ama, en geç önümüzdeki çarşamba izlemiş olacağız. Tam gündeme, seçime, karar verme mekanizmalarına dair bir oyun. Çok merak ediyorum.

Hakan Günday'ın Daha'sını çıkar çıkmaz almama rağmen, ancak başlayabildim okumaya. Yarıladım sayılır. Fena gitmiyor ama, rahatsız eden bir şeyler var. Bittiğinde de aynı hisse sahip olursam o zaman yazacağım. Özlemişim HG okumayı. Yeni kitaplar da aldım kendime: Mahir Ünsal Eriş'ten Olduğu Kadar Güzeldik ve Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde, Ahmet Ümit'ten Kar Kokusu ve çok çok çok sevdiğim İhsan Oktay Anar'dan Galiz Kahraman. İhsan Oktay roman yazmayı bırakacakmış gibi bir şeyler okudum geçenlerde. Umarım doğru değildir. Çok üzülürüm. Daha bitsin dizeceğim hepsini sıraya, çok merak ediyorum.

Söz-nişan hazırlıklarını bitirdik sayılır. En çok düşündüren, zaman alan kısım gitti. Geriye sadece alışveriş kaldı. Nasıl heyecanlı, nasıl keyifli tarif edemem. Bir de o kadar güzel düşünülmüş ayrıntılar var ki, insan şaşırıyor hangisini seçeceğini. Çok güzel oldu ama, içim çok rahat. Az kaldı.

Çok oldu. Gittim.

Çarşamba, Mart 05, 2014

Şehir Tiyatroları - Vakti Geldi / Bi Küçük Eylül Meselesi

Şehir Tiyatroları'nın Vakti Geldi oyununu Biraz Şöyle Biraz Böyle'de görüp merak etmiştim. Daha önce hiç gitmediğimiz Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde oynanıyormuş, programın devamını da göremeyince cumartesi akşamına aldık bileti. İyi ki de almışız. Bir kaç abartılı sahne dışında oyunu çok sevdim. Üniversite yıllarında yaptıkları bir hata sebebiyle görüşmeyi bırakan üç arkadaş, yıllar sonra birer mektup alıyor. Diplomat, zengin bir iş adamı ve profesör olan arkadaşlara aynı gün aynı saatte eski tren istasyonuna gelmeleri söyleniyor, olaylar gelişiyor. Dekor, oyunculuklar, abartılmamış oyun süresi, güzel hikaye... Çok sevdim.

 Bi' Küçük Eylül Meselesi'ni önceki hafta sonu izledik, ancak fırsatım oldu yazmaya. Çıktığından beri çok merak ediyordum. Kaç zamandır da söz, nişan hazırlıkları vs. yüzünden gündelik programlar yapamaz olmuştuk. İlaç gibi geldi. Filmi izleyen herkes gibi, ben de yazı özledim. Deniz, kum, güneş, kokulu domatesli kahvaltılar, incecik elbiseler...

Zengin ve şımarık Eylül arkadaşlarıyla Bozcaada'ya tatile gidiyor ve orada yaşayan karikatürist Tekin'le tanışıyor. Bambaşka bir hayatın mümkün olup olmadığını sorgulamaya başlarken buluyor kendini. Ana mevzu böyle ama, kurgu biraz daha farklı ve hoş, anlatırsam çok spoiler olacak. Ben sevdim, filmi de soundtrackini de. Yaz gelsin...

Perşembe, Şubat 27, 2014

CL/ GS: 1-1 :CFC


Şükür. Skor kötü değil ama avantajlı da değil. Maça Hajrovic'le başlamak ve Semih'le başlamamak kötü tercihlerdi bence. Eboue de kaç maçtır oynamıyor, formsuzluğun dibindeydi. Burak kenarda tutmadı, Selçuk avareydi. Dolayısıyla ilk yarı kötüydük. İkinciyi yemeden devre oldu şükür. Nasıl sinirlendiğimi anlatmaya kelimeler yetmez ama ikinci yarı iyi toparladık. Semih'in oyuna girmesi, Yekta'nın inanılmaz katkısıyla oyuna ortak olduk. Tribünün etkisini de unutmamak lazım. Galatasaray tribünleri gerçekten istediğinde takıma gol attırabiliyor, dün bir kez daha gördük.

Londra'da gol yemeden atacağımız bir gol veya golsüz eşitlik dışında tüm beraberlikler bizi üst tura taşıyor. Tek isteğim ikinci yarıdaki gibi isteyerek ve hırslı oynamamız. Yetecektir.

Dakika 85 olduğunda, maç 1-1'ken, takımın ciddi bir destekle bir gol daha atabileceği durumda, stadı terk eden adama, kimse kusura bakmasın ama ben taraftar demem. 10 dakikalık metro çilesine razı değilsen gelme ki maça zaten. Bu tipler yüzünden takımı gerçekten desteklemek isteyen onlarca adam bilet bulamıyor, maça gelemiyor. Deliriyorum.

Bu arada Mourinho'yu seviyorum. Isınmada Semih'i tebrik etmiş, maçtaki hareketinden dolayı. Basın toplantısında da gayet açık ve dürüst konuştu. Umarım bir gün bizim teknik direktörümüz de olur.

Dün stattan mutsuz ayrılmadım ama, her zaman söylüyorum yine söyleyeceğim: 'Evet başarılar gelir geçer, ama mümkünse gelsin ve geçmesin. Tek başına asalet de bana yetmiyor.' Ben evimizde Chelsea'yi eze eze yendiğimizi görmek istiyorum. Son olarak güzel gol, harika gol sevinci.

Çok seviyorum be Galatasaray. Hep ondan...

Pazartesi, Şubat 24, 2014

Galatasaray: 2-1 :Beşiktaş

(Görsel de doğum günü şerefine olsun.)

Daha önce de söyledim, Beşiktaş maçları beni hiçbir zaman Fenerbahçe maçları gibi derbi havasına sokmuyor. Sadece birazcık inleyen nağmeler ruhumu sarıyor. Cumartesi de aynen öyle bir gündü.
Son zamanlarda izlediğimiz en iyi Galatasaray olmadığı kesindi ama dakika 30-50 arası fena değildik bence. Penaltı karşı kalede olduğu için birebir şahit olamadım pozisyona ama sonradan öğrendik ki, doğru kararmış.

Açıkçası ben herkes gibi Cüneyt Çakır'ın harika bir maç yönettiğini falan düşünmüyorum. Çok fazla atladığı pozisyon oldu ama biz istediğimiz skoru aldık, gerisi teferruat. Takımın formsuzluğunda CL arefesi olmasının da etkisi var bence, yani umarım vardır. Böyle oynarsak Chelsea maçı bitmek bilmez çünkü.

Bugün bir şeyler okudum. Beşiktaş Tolga'nın penaltı sırasında lazer tutulduğu için topu çıkaramadığını, bu yüzden hükmen galip olma talebinde bulunduğunu falan yazıyorlardı. Umarım yalan haberdir, çünkü hayatımda bu kadar komik çok az şey duydum. Sanki dünya futbol tarihinde ilk kez bir kaleciye lazer tutuluyor ALLAH AŞKINA YAPMAYIN. Hani çirkeflik yapmak için bile fazlası gerekir. Lütfen.

Son olarak Galatasaraylı kime denir sorusunun cevabı olan Semih Kaya'dan bahsetmezsem olmaz. Gerçek bir futbolcu, gerçek bir Galatasaraylı. İnşallah uzun yıllar boyunca armayı taşır ve idolü olan Bülent Korkmaz gibi efsane bir kaptan olur. Bir de bugün doğum günüymüş. İyi ki doğmuş, iyi ki Galatasaraylı olmuş...

Perşembe, Şubat 13, 2014

GALATASARAY: 3-0 : ESKİŞEHİRSPOR


Dün akşam Antalyaspor maçı oynanmışken benim daha Eskişehirspor maçı için bir şey dememiş olmam tamamen tembelliğimden. Ayrıca Antalyaspor maçını aile yemeği sebebiyle full konsantre izleyemediğim için Eskişehirspor maçını yazmak istiyorum.

Bursaspor maçına gidemediğim için çok üzülmüştüm geçen hafta. Bu hafta maçtan iki saat önce yola düştüm Eskişehirspor maçını izleyebilmek için ama o kadar alışılmadık bir trafik vardı ki, maça 15. dakikasında girebildim. Burak'ın golünü göremedim. Geçen yıl da Elazığspor maçına geç kalmıştım, ben giremeden Burak bir gol atmıştı yine (merhaba yeni totem).

Son zamanların en güzel tribünüydü. Seni sevmeyen ölsün'le ve tribünlerin karambolüyle inanılmaz eğlendim. Melo'nun adanmışlığı, Melo'nun hırsı, Melo'nun her şeyi. MELO. Sonra Sneijder var tabi. Böyle bir sevmek yok. Takım inanılmaz toparlandı bu arada. Eskişehir ve Bursaspor maçlarını gol yemeden geçmek cidden büyük başarı. Bu yılın fikstürünün ilk 5 haftası cidden tehlikeli, 3 gitti kaldı 2. Puan farkının da kapanmasıyla kazandığımız ivme bizi taşıyacak gibi geliyor bana. Fark 10 puana çıktığında ne yalan söyleyeyim biraz umutsuzluğa kapılmıştım ama klasik erken havaya giren Fenerbahçe travmasıyla, fark 4 puana düştü. Şimdi en önemli viraj Beşiktaş maçı, ki içerde oynuyoruz. Alır, yürürüz. O değil de Chelsea maçı geldi çattı.

Yürüyedur...

Salı, Şubat 11, 2014

DT / Kalpak

 

Ofisten arkadaşlarla uzun zamandır bir tiyatro organizasyonu yapmak istiyorduk. Cuma iş çıkışı Küçükçekmece Devlet Tiyatrosu Sahnesi'nde Kalpak'ı izledik. Oyun Hitler Almanya'sında kocası savaşa giden bir kadının Elsbeth'in, evine Rus esir Kalpak'ın sığınmasıyla gelişen olayları anlatıyor. Bir yandan savaşın gündelik hayatta ortaya çıkardığı zorluklarla boğuşan Elsbeth, diğer yandan da kendisiyle savaş veriyor.

Mine Tüfekçioğlu Elsbeth'i, Kutay Şahim Kalpak'ı, İpek Büyükakın da Elsbeth'in kızını canlandırıyor. Oyunda bir çok yardımcı rol de var. Köy ya da kasaba bilemiyorum ama meydanda geçen sahneler çok keyifliydi. Ben en çok İpek Büyükakın ve Kutay Şahin'in oyunculuklarını sevdim. Suna Selen'i de unutmamak gerek tabi. Bu yıl izlediğim Devlet Tiyatrosu oyunlarında en beğendiklerimden biri oldu Kalpak, oyun kadar Dekorunu da çok beğendim. Çok taze bir oyun, Aralık 2013'de prömiyer yapmış bu yüzden elbette ufak pürüzler var ama izleyin derim...

Çarşamba, Şubat 05, 2014

Ortaya Karışık #22

Ortaya karışık yazılarını gündem kalabalık olduğunda, günlerimi unutmamak için yazıyorum hep. Gündem yine kalabalık...

Yüksek lisansta ilk dönemimi bitirdim. Sıkıntılı bir dersim var. Onun dışında gayet iyi bir dönem geçirdim. 2. dönem ders sayım azalacak, daha rahat edeceğim diye umuyorum. 10 Şubatta ikinci dönem başlıyor. Açık öğretimin 3. dönemi de bitti bu arada. Sıkıntılı bir dersim de orada vardı ama sanırım onu kurtardım. Henüz açıklanmadı. Bu dönemden dersim kalmazsa (umarım) bahar döneminde bitireceğim.

Bir yandan da evlilik hazırlıkları devam ediyor tabi. Çok büyük arayışlara girmeden nişan yerimizi seçtik, bugün gidip tarihi netleştireceğiz. Alyanslarımızı aldık hatta evimiz için televizyon bile aldık. Sıkıntılı geçeceğini düşündüğüm bu hazırlık dönemi inanılmaz keyifli geçiyor. Kıyafet, davetiye, mekan, yüzük... Tabi arkadaşların katkılarını unutmamak lazım. Güzel telaşlar...

Sonunda geçen hafta sonu Bursa'ya gidebildim. Hasret bitecek diye uçarak gittim ama özlediğim hiçbir şeyi yerinde bulamadım. Yemek yediğimiz, çay kahve içip muhabbet ettiğimiz, eğlendiğimiz ne kadar yer varsa bir şekilde hepsi kapanmış. Ne kadar üzüldüm anlatamam. Yaşlıların hayatlarında minimum değişiklik yapma isteğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Tabi ki Fransa Fatihi persefon'u ve diğer arkadaşlarımı, okulumu görmek çok iyi geldi ama hayal kırıklığına uğramadım dersem yalan olur. Bursa'ya gitme maksadım ikinci dönem bazı derslerden muaf olmak için belge almaktı, onu da hallettim.

Dün akşam DT Cevahir Sahnesi'nde Profesyonel oyununu izleyecektik Barış'la. Oyuna ikinci kez bilet aldık ama sanırım bu oyunu izlemek benim kısmetimde yok. Trafik çilesi sebebiyle yetişemedik. İkinci kez kaçırdık. Geçen sefer de aynı sebepten kaçırmıştık. Ne kadar üzüldüm anlatamam. Biz de oraya kadar gitmişken, Eyyvah Eyvah-3'ü izleyelim dedik. Ben oyunu kaçırmanın moral bozukluğuyla pek istemesem de film bittiğinde iyi ki gelmişiz dedim çünkü gerçekten çok eğlenceliydi. Ata Demirer bu serinin her filmini bir şekilde daha eğlenceli hale getiriyor. Çok çok sevdiğim Demet Akbağ'ı da unutmamak lazım. Çok sevdim kısacası.

Pazartesi Bursa'da olmam gerektiğinden ve hafta sonu planını çok önceden yaptığımdan Bursaspor maçına gidemedim. İçerde Bursa ile maç varken benim Bursa'ya gitmem kaderin cilvesi tabii. Evde izledik maçı ve gitmediğim her maç gibi bu maç da efsane oldu. Sneijder ve Melo'ya olan sevgimi anlatacak söz yok. Uzun zamandır böyle bir oyun izlemeye hasrettik, bunu bekliyorduk, arkası gelir inşallah. Neyse ki cumartesi günü Eskişehir maçı yine içeride de özlem uzun sürmeyecek. Bu arada o kadar çok transfer yaptık ki, antrenman fotoğraflarına bakarken başka takımın fotoğraflarına bakar gibi hissediyorum bazen. Umarım hepsinin tek tek faydası olur.

Profesyonel'i kaçırdığıma çok üzüldüm ama tiyatro planları bitmiyor tabii ki, ofisteki kızlarla Kalpak'ı izleyeceğiz cuma günü. Bu kez ofise yakın olan Küçükçekmece Sahnesi'nde olacağımız için kaçırmayacağız umarım.

Şu an memnun olmadığım iki şey var. İlki çok az kitap okuyor olmam. Haftada bir kitabı geçtim, 2 hafta oldu elimdeki kitap hala bitmedi. Bu hafta azcık toparlanmam lazım. Diğeri de 1-1,5 kg kadar kilo almam. O kadar gezip tozmanın sonucu normal tabi ama bugün diyet başladım ve diyet yapmaktan nefret ediyorum.

Son olarak bugün Hagi'nin doğum günü. 49 oldu. Geçen sene 148 olsun demişim doğum gününde gelenek bozulmasın 49 değil 149 hatta 1049 olsun. Var olsun. İyi ki doğmuş. Çok seviyorum...


Salı, Ocak 28, 2014

DT / İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı


Cumartesi akşamı Taksim Küçük Sahne'de izledik İkinci Dereceden işsizlik Yanığı'nı. 2001 yılında anayasa kitabının fırlatılmasıyla başlayan kriz döneminde Meteoroloji Mühendisliği bölümünden mezun olan bir gencin iş arama hikayesini, çoğunlukla mizahi bir dille anlatıyor oyun. Askerden döner dönmez iş aramaya başlayan genç, mesleğiyle alakalı alakasız bir çok iş için görüşmelere gidiyor, mülakatlara katılıyor, çalmadığı kapı kalmıyor. Tabi bu süreçte bir yandan aile ve eş dosttan gelen 'ee ne zaman çalışmaya başlayacaksın?', 'İş bakıyor musun?', 'Bak mutlaka sigortalı bir iş olsun.' gibi sorularla, önerilerle boğuşmak zorunda kalıyor diğer yandan da tüm bunların arasında delirmemeye çalışıyor.

2 perdeden oluşan tek kişilik oyun toplamda 1,5 saat kadar sürüyor. Oldukça komik sahnelerin yanında, komik olmaya zorlanmış sahneler de vardı. Berkay Tulumbacı rolüne genel olarak hakim ve sevimli bir imaj çizdi. Ezberinde küçük hatalar yaşadı ama bu kadar uzun ve tek kişilik bir oyun için kabul edilebilir bir durum bence. Genel olarak beğendiğim bir oyun oldu, kesinlikle izlemelisiniz diyemem belki ama vaktiniz varsa ve izlerseniz boşuna izlemiş olmazsınız. Sonuçta tiyatrodur, iyidir.

Çarşamba, Ocak 22, 2014

Eleos

Barış'ın iş yaptığı dil okullarından birinde çalışan dünya tatlısı Amerikalı bir arkadaşımız var, Parrish. Yaşı bizden biraz büyük ama birlikte vakit geçirmekten en çok hoşlandığım insanlardan biri. Bu gelişinde yanında Meksikalı nişanlısını da getirdi. 2 gün boyunca nereye götürsek, ne yedirsek diye düşünüp durduk. Sonunda internetteki araştırmalarımdan sonra Taksim Eleos'a karar verdik.

Dün akşam hep birlikte gittik Eleos'a. Şimdiye kadar yediğim en güzel mezelere, bir balıkçıda olabilecek en iyi servise ve mükemmel bir manzaraya sahip mekan. Akşam uzo shot ikramıyla başladı. Biz alkol kullanmadığımız için misafirlerimiz seve seve içti bizim payımızı da. Mezeler geldiğinde kendimi kaybettim. Sipariş ettiğimiz mezelerden daha fazla mezeyi onlar ikram etti. Özellikle istiridye mantarı ve kabak kızartması harikaydı. Ben ki kalamar hastasıyım İstanbul'un hiçbir yerinde öyle bir kalamar yemedim, dayanamadım ikinci kalamarı söyledim. Sıra balığa geldiğinde çatlayacak durumdaydım ama hem sunumu hem de tazeliği görünce hiç kaçırmadım. Yemek bittiğinde 3 günlük yediğimi falan düşünüyordum ki, portakallı likör ve meyve ikramına geldi sıra, daha sonra yine ikram olarak dondurmalı irmik ve çikolatalı sufle geldi. Ölüyorum diye diye onları da götürdüm tabi.

Burada yiyip içtiğim yerlerle ilgili bir şeyler yazmıyorum pek ama Eleos es geçilebilecek gibi bir yer değil. Bu kadar ikrama, iyi hizmete göre ödediğimiz hesap da makul sayılabilecek miktardaydı. Özel günler veya misafir ağırlamak için her zaman gidilebilecek harika bir mekan. Son zamanlarda yediğim en iyi yemeğe, çok eğlenceli bi sohbet de eklenince inanılmaz mutlu bir akşam oldu benim için. Artık bizimde müdavimi olacağımız bir balıkçımız var...

Salı, Ocak 21, 2014

Haftasonu

Babaannem çok yaşlı ve bacaklarından da rahatsız olduğu için Tokat'tan İstanbul'a olan mesafeyi gelmiyor yıllardır, uçağa da binmek istemiyor dolayısıyla hep köyde. Ben de yıllardır köye gitmiyorum. Kandilde adet olduğu üzere babaannemi aradım, ağladı telefonda. Hakkını helal et kızım, ben seni daha göremem, ben iyi değilim gibi şeyler söyledi. Dayanamadım tabi. Ben ki uzun yoldan nefret ederim, 3 saatlik yol bile bana işkence olur. Cuma günü iş çıkışı atladım otobüse 12 saat yoldan sonra Tokat'a gittim. 1 gece kaldıktan sonra ertesi gün uçakla dönerim hesapları yaparken, pazar günü bizim köyden havaalanına gitmenin imkansız olduğunu öğrendim. Pazar akşamı tekrar otobüse binip 12 saat daha yoldan sonra ölerek döndüm eve.

En son köye gitmemin üzerinden uzun zaman geçmişti ama köyde 'doğal olarak' hiçbir şey değişmemiş. Kısa bir tur, sevilen köy yemekleri, mezarlık ziyaretleri, babaannenin gönlünü almaca derken geçiverdi 2 gün. Şansıma harika bir hava vardı. Beni mutlu etse de ekinlerle ilgili sıkıntı yapıyormuş, bu mevsimde kar altında olması gerekirmiş aslında köyün ama yağmur bile düşmüyormuş. Bir an önce yağar umarım.

Ben hiçbir zaman köy insanı olmadım, burada doğup büyüdüğüm için, büyükbabamlar gibi oranın özlemini de çekmedim. Mecburiyetim olmadıkça da gitme ihtiyacı hissetmiyorum ama, çocukluğumun yazlarını hatırlamak güzel oldu. Çok, gerçekten çok yoruldum ama olsun artık ben göremeden babaanneme bi'şey olursa korkusu yok içimde...

Cuma, Ocak 17, 2014

DOT TİYATRO / Makas Oyunları-2

 (Kaynak: twitter.com/dottiyatro) 
Makas Oyunları-2'yi izledik Barış'la dün akşam. İlkinin yazısında ( şurada ) ne kadar beğendiğimden ve ikincisi için ne kadar heyecanlı olduğumdan bahsetmiştim. Bloğumu okuyan 3-5 kişi Dot Tiyatro'yu ne kadar sevdiğimi ve her oyunları için ayrı ayrı ne kadar sabırsızlandığımı anlamıştır artık. Benzerlerine veya diğer tiyatroların işlerine göre çok yukarılarda bir oyun olmuş Makas Oyunları-2. Beğenmedim dersem haksızlık olur ama ilkiyle veya son bir kaç yıldır oynanan Dot Oyunları'yla kıyasladığımda en az beğendiğim oyun oldu. Bunları söylerken haklarını yemek istemediğim iki isim var ama: İbrahim Selim ve Pınar Töre. Bu iki muhteşem insan her oynadıkları oyunda insanı büyülüyorlar.

Makas Oyunları-2, 3 kısa oyundan oluşuyor: Ev Ekonomisi, Bedel ve Köy.

Ev Ekonomisi: Borçları sebebiyle oldukça zor durumda olan bir kadın ve onu bu durumdan kurtarmak için yüzdüğü denizin %20'lik bir kısmını bile satmayı teklif edebilecek muhasebecisi... Kapitalizmin daha ne kadar yüzsüzleşebileceğini soruyor. Esin Harvey borçlu kadını, Ezgi Bakışkan muhasebeciyi, Deniz Türkali de kadının ananesini canlandırıyor.

Bedel: Pınar Töre ve Mert Öner'in karı-kocayı oynadığı oyun bir markette geçiyor. Sıradan bir market değil ama akla gelebilecek en sıra dışı şeylerin bile satıldığı bir market. Bedelinin ödenmesi karşılığında istediğiniz her şeyi satın alabilirsiniz. Pınar Töre'ye hayran olmamak imkansız. 3 oyun içinde en çok beğendiğim oldu Bedel.

Köy: Küçük bir köy karakolu. Köyde her şey yolunda, suç oranları düşmüş öyle ki insanlar arabalarını kilitlemiyor bile... Gizem Erdem ve İbrahim Selim bir çavuş ve komiseri canlandırıyor. Tam nöbet değişimi sırasında köyde işler çığırından çıkıyor. Avrupa'yı iki kez çıplak olarak dolaşan ve bu sürede 6 yıl hapis yatan Çıplak Adam'ın kabilesi köyün etrafını sarıyor. Kurallar, kanunlar, emniyet çemberinde yetişmiş komiser adeta sudan çıkmış balığa dönüyor. Köy'de çok güldük komiserin haline, daha doğrusu kendi halimize ama verilmeye çalışılan mesajın anlatımını abartılı buldum biraz. İbrahim Selim ve Gizem Erdem'i daha önce Öksüzler'de de izlemiştik, uyumları o zaman da harikaydı ama İbrahim Selim bu kez bambaşkaydı.

Ev Ekonomisi ve Bedel ayrıca videolarla destekleniyordu. Video desteğini son zamanlarda izlediğimiz oyunlarda daha çok görmeye başladık, hoşuma gidiyor. Ayrıca müzikleri söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle Bedel ve Köy'ün müzikleri muazzamdı. Makas Oyunları-1 kadar vurucu değil belki ama Makas Oyunları-2 de görülmeye değer...

Salı, Ocak 14, 2014

Ortaya Karışık #21

O kadar yorgunum ki, yorgunluktan mutluluğumu hissedemiyorum. FİNALLERİM BİTTİ. 1 dersim sallantıda, henüz geçip geçmediğim belli değil ama onun dışında gayet iyi bir final dönemi geçirdim. Umarım bütünlemelere kalmadan bitiririm bu dönemi. Sınavlar bitince yüksek lisans gözüme o kadar da kötü gelmemeye başladı doğal olarak. Sınav zamanları ruh hali kontrolü gerçekten çok zor.

Şimdi gelsin tiyatrolar, gitsin filmler, kitaplar. SONUNDA. Sınavlar bitmeden, bitince gidiceğimiz oyunları seçtik. Perşembe günü Dot Tiyatro'nun yeni oyunu Makas Oyunları-2'ye gideceğiz, premierin ertesi günü. Çok merak ediyorum. Cumartesi de Devlet Tiyatroları'nda Herkesin Bildiği Sırlar'ı izleyeceğiz. Günlerdir elimde sürünen Uygar Şirin'in Anne Tut Elimi'sini de bitireceğim hemen. Bir de milyon tane övgü alması sebebiyle başlamayı dört gözle beklediğim mini dizi 'Black Mirror' var. 3er bölümlük iki sezondan oluşuyor dizi. İzleyen herkes tüm bölümlerin bir günde bittiğini söylüyor ama bakalım. İnsanın boş zamanının olması haaa-ri-ka.

Her ne kadar sınavlarım vardı diye ağlasam da ders çalışmaktan ölmedim tabi. Cumartesi Zühre'yle kızlar gecesi yaptık. Çatlayana kadar yedik, içtik. Pazar da hep birlikte takıldık. Hatta Caos Theory diye bir film izledik. Yapacağı tüm işleri saati saatine listeleyen, her adımını bu listeye göre atan bir adamın, bi aksilik sonucu feribotu kaçırmasını ve hayatının seyrinin tamamen değişmesini anlatıyor. Planlar konusunda bu kadar olmasa da ben de takıntılı olduğum için çok sevdim filmi. İzlenebilir.

Şimdi sırada açık öğretim sınavları var. Bir hafta-on gün kadar paşa gönlümü dinlendirip, eğlendirdikten sonra sıkıntılı olan dersime çalışmaya başlayacağım. Sonra artık özlemekten öldüğüm Bursa'ya gideceğiz Barış'la. Hem ikinci dönem muafiyetlerim için belge toparlayacağım hem de kankaların kankası Persephone'la hasret gidereceğim. Bir an önce ay sonu gelmeli.

Bir blog klasiği olarak postu çemkirmeden kapatmak olmaz. Her ne kadar yakın arkadaşlarım olmasa da arkadaşım olarak nitelendirdiğim insanların alçak dağları ben yarattım havalarında gezmelerinden çok sıkıldım. Ben de bu sıkkınlığım sebebiyle bazılarıyla ilişkilerime ara vermeye karar verdim. Çünkü zaten fiziksel olarak o kadar yoruluyorum ki, mental olarak mümkün olduğunca sakin kalmaya çalışıyorum. Keşke bu kadar mükemmel olmasanız da, arada takılsak.



Çarşamba, Ocak 08, 2014

Final Haftası Depresyonu

Ben de isterim her derse gideyim, sınav zamanları deliler gibi ders çalışayım, yüksek notlar alıp finallerde gerilmeyeyim, sınavdan çıktıktan sonra bir kaç saat uyuyup ertesi günkü sınav için enerji toplayayım böylece en ufak olumsuzlukta kendimi yemeyeyim AMA çalıştığım için derslere gidemiyorum, çok yoruluyorum dolayısıyla full performans çalışamıyorum, okul eve çok uzak olduğu için çok erken uyanıyorum, sınavdan sonra koşarak ofise gelmek zorundayım DOLAYISIYLA VE DOĞAL OLARAK motivasyonum düşük. Şöyle hap falan bi'şeyler yapsalar içsek uyumasak, içsek enerjik olsak falan. Of, çok yorgunum blog ama kendim ettim kendim buldum bi'şey diyemiyorum o yüzden...

Perşembe, Ocak 02, 2014

2013 Dökümü / 2014 Beklentileri

Yılbaşı arefesinde sınavım olması sebebiyle 2013 dökümünü 2014'ten yazıyorum. Biraz geç oldu ama, 2013'e girerken şöyle bir şeyler yapmışım bu yıl da aynı şekilde devam etmek istiyorum:

Barış: Harika bir yıl oldu 2013 bizim için. 4. yılımızın bittiği gece rüya gibi bir evlenme teklifi aldım. Bu kadar zamandır devam eden bir ilişki için böyle bir sürece girmek sürpriz değildi ama, hayatımın en mutlu gecesiydi belki de. Şimdi söz, nişan telaşı var. Kardeşim askerden gelince de düğün. 2014'ten bu konudaki tek beklentim bu süreci mümkün olduğunca sancısız ve kusursuz şekilde atlatmak. Seviyorum.

Galatasaray: 2013'ü de şampiyonlukla geçirdik. CL'de son 8, süper kupa, içerdeki Real Madrid maçı, deplasmandaki Schalke maçı, Selçuk'un Tsubasa golü, Sneijder, Drogba, Muslera... Fatih Hoca'nın gidişiyle biraz sallansak da geri dönüşümüz, Juventus maçı... 2013 güzel yıl oldu, takımı onlarca maçta canlı izleyip, harika anılar biriktirdik. Yine defalarca 'İyi ki Galatasaraylıyım' dedim. 2014'ten Galatasaray için önce Chelsea'yi elemeyi diliyorum, sonra şampiyonluk tabii ki. Umarım 2013'ün bir adım ötesine geçer yarı final, hatta final oynarız...

Aile: Artık ailemle yaşamaya alıştım. Zaman zaman yalpalasam da evde olmak bir çok açıdan gayet iyi. Kardeşim askerde. Geçen seneden dilediğim gibi, gayet sakin bir yerde. Bir an önce gelse. Annem ve babamın daha az çalıştığı ve hepimizin bir arada, sağlıklı olduğu bir yıl olsun 2014...

Eğitim: Problemsiz ve çok zorlanmadan YTÜ İşletme Yönetimi bölümünde yüksek lisansa başladım. Bi giren pişman bi girmeyen... Kayıt sürecinin zorluğu, iki vize bir final sınav sistemi ve bunlarla birlikte çalışıyor olmak beni çok zorladı. Okumayı, okulda olmayı seviyorum evet ama sarsılmadım dersem samimiyetsizlik etmiş olurum. Bir de bilim değil, bilimsel hazırlık sınıfında olmak da oldukça sıkıntılı. Herhangi bir dersim kalmazsa seneye bilim sınıfına başlayacağım. Bu da en az 2,5 yıl daha okula devam edeceğim demek. Çok isteyerek başladım yüksek lisansa ve keyif alıyorum ama süreç gözümü korkutuyor çünkü sallantıda olan derslerim var. Şimdilik tek istediğim final dönemini sorunsuz şekilde geçirmek ve ders bırakmamak, sonrası ikinci dönem... Diğer yandan açık öğretim tüm basitliğiyle devam ediyor. Bir ders dışında gayet iyi sonuçlar aldım vizelerden ki sorunlu olan dersimi de finallerde halledebilirim. Bu yıl sonunda da bitirmiş olacağım muhtemelen. Keşke hepsi aöf kadar kolay olsa. (Bu arada eğitimle ilgili 2013 dileğim Yıldız'a kabul almakmış, unutmuşum bile. Dileğim kabul olmuş meğerse. İçinde bulunmak zor olsa da hayal ettiklerine kavuşma hissi harika...)

İş: Mezun olduğumdan beri aynı iş yerinde çalışıyorum. Hatta küçük de bir terfi aldım. Çalışmak gerçekten çok zor. Hele de altı gün olunca daha da zor. İşime aşık değilim ama seviyorum. Ofis, arkadaşlarım, kendi paramı kazanmak, ayaklarımın üzerinde durmak. Güzel. Yeni yılda çok güzel yollar açılır işle ilgili umarım, bana ve ihtiyacı olan herkese...

Kitap: 2013'de beklediğim / umduğumun gerisinde kaldığım tek kulvar kitap. İş, okul, sınav derken geçmiş yıllara kıyasla az kitap okudum. Çok güzel kitaplar da okudum tabi ama yetmedi. Beni bekleyen harika kitaplarım var. Bu yıl arayı kapatacağım. Kitap hedefim 40 kitap bakalım yetişebilecek miyim?

Tiyatro: İnanılmaz oyunlar izledik. Özellikle de özel tiyatrolar harika işler çıkardı 2013'de. Yılın sonuna doğru izlediğimiz Makas Oyunları ve Garaj muazzamdı. sene başından akıllara kazınanlar da Yokuş Aşağı Emanetler, Yüksek, İki Kişilik Bir Oyun, Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi... Özel tiyatrolarla birlikte DT oyunlarını da takip ettik. Hedef daha çok DT ve Şehir Tiyatrosu oyunu görmek tabii ama zaman...

Film-Dizi: Bu yıl delirmiş gibi Grey's Anatomy izledim. Bıkmadan usanmadan son sezona gelene dek izledim ve çok sevdim. Yanında Game of Thrones, Lost Room, Lost in Austen, Flash Forward  izlediğim diziler arasında. Lost Room ve Flash Forward' da çok sevmiştim. Film konusunda o kadar verimli bir yıl olduğunu söyleyemem ama bu yıl planım daha çok sinemaya gitmek...

Konser: 2013'den bir dileğim de Jason Mraz'in İstanbul'a gelmesiydi ki o da gerçek oldu. (Şanslı mıyım nedir?) Bir çok plan yapmamıza rağmen başka kimseyi canlı dinleyemedik. Bu konudaki ilk isteğim çok acil bir Yaşar konseri o olmadı çünkü geçen yıl... (Edit: Annemle ve perseyle gittiğimiz Orhan Hakalmaz konserini unutmuşum.) (Edit 2: İstanbul Klarnet Festivali'nde Ustalara Saygı Konseri'ne de gitmiştik Barış'la, sanat müziği şarkıları söylemişti ünlüler, harikaydı.)

Gez-Toz: Yıllık izinlerde  çok güzel planlar yaptık. 1 hafta Kapadokya bölgesini ve Batı Karadeniz'i gördük, bir hafta da deniz, kum, güneş dedik Marmaris'e attık kendimizi. Bursa'ya, Ankara'ya, ananemlerin yazlığına Bandırma'ya gittik. Hoş olmayan sebeplerden de olsa Adana'ya gittik ve ben Adana'yı inanılmaz sevdim. 2014'den isteğim yeni şehirler görmek tabii ama daha öncelikli dileğim, yeni bir ülke görmek.

Karışık: Çok güzel şeyler oldu 2013'de evet ama hatırlamanın canımı yaktığı şeyler de yaşadım. Gencecik bir arkadaşımı cennete gönderdim. İnanmak hala çok zor. Bi de Gezi var, iyi desem gönlüm razı değil, kötü desem hiç razı değil ama unutulmaz kesinlikle.
UNUTMAYIZ.

Medeni Yıldırım - 18
Ali İsmail Korkmaz - 19
Mehmet Ayvalıtaş - 20
Abdullah Cömert - 22
Ahmet Atakan - 22
Ethem Sarısülük - 26
Mustafa Sarı - 27

Herkese sağlık, mutluluk, şans, huzur, başarı, aşk ve doğal olarak para diliyorum. Umarım hedeflere ulaşılan, hep güzel hatırlanacak, unutulmaz bir yıl olur 2014!