Pazartesi, Kasım 25, 2013

...


26 yaşında çok eğlenceli, zehir gibi akıllı, inanılmaz cömert, hayat dolu bir arkadaşınız olduğunu düşünün. Önceki hafta sonunun tamamını birlikte geçirmişsiniz, birlikte kahvaltı yapmış, akşam yemeği yemişsiniz, gelecekten konuşmuş hatta sırf birbirinizi kızdırıp eğlenmek için didişip durmuşsunuz. Tüm bunların üzerinden daha bir hafta bile geçmeden o dağ gibi arkadaşınızın ölüm haberini aldığınızı düşünün bir de. Metroda fenalaşmış, yığılmış kalmış. duruvermiş kalbi. O değildir diyorsunuz, başkasıdır. Sapasağlamdı. Hem o kadar genç insan ölemez ki. Ölmemiştir diyorsunuz, çok şakacı ya sizi korkutuyordur. Adli tıpa gidiyorsunuz sonra ama hala inanmıyorsunuz. Otoparkın kapısında Şahin diyorsunuz, Şahin adı. Güvenlik boynunu büküyor. Buyurun park edin arabanızı diyor. İşte o an anlıyorsunuz gittiğini...

Biz çok yakın bir arkadaşımızı kaybettik. Geçen hafta sonu düğünü nasıl yapsak, düğünde ne takacaksın, sağdıç olacaksın battın oğlum, bak sen sadece erkek tarafı değilsin bana da bilezik almak zorundasın diye başını yediğim, yediğimiz arkadaşımıza veda etmek için Adana'ya gittik dün. Bir kere daha ne kadar kısa olduğunu, ne kadar anlık olduğunu, ne kadar yalan dolan, ne kadar anlamsız olduğunu gördük. Varlığımızın ne kadar anlamsız olduğunu...

Nasıl zor anlatamam, nasıl aldığım nefes içime sığmıyor tarif edemem, bir an unutup güldüğümde ya da acıkıp iştahla yemek yediğimde nasıl bir vicdan azabı yaşıyorum bilemezsiniz ve hala anlamıyorum 26 YAŞINDA BİR İNSAN NASIL ÖLÜR?

İsyan da edemiyorum ki, ömrü o kadarmış demek ki sadece daha mutlu bir yerdedir diye avutuyorum kendimi. Burada yaşayamadan gittiği her mutluluğun telafisi olacak kadar güzel, ışık dolu bir yer. Umarım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder