Perşembe, Ekim 31, 2013

By the way

Flulaşan derslerin ve sınavların tüm netliğiyle geri geldiğini söylemezsem, üzülürüm. Ağız tadıyla mutlu bile olamıyoruz.

Pazartesi, Ekim 28, 2013

Sonsuza Dek Mutlu Yaşadılar'a 5 kala...

Haftada 5 gün çalışıp 1 gün okula gitmem, sınavlarımın yaklaşmış olması ve doğru düzgün derse gitmemiş olmam, boynumdaki düzleşme ve fıtığın beni gerçekten ger-çek-ten çok zorlaması bir yana, ben sevdiğim adama EVET dedim ve yukarıda saydıklarımın bir anda flulaşmaya başladığını gördüm. Hayatımın en heyecanlı ve mükemmel gecelerinden birini yaşadım 5. senemize girdiğimiz gece. Belki de en'i, bilmiyorum (Gelecekteki daha güzel geceler için açık kapı bırakıyorum.). Duyduğum en güzel soruya bildiğim en güzel cevabını verdim.

Evleniyorum millet.

Cuma, Ekim 25, 2013

CL / Galatasaray:3 - 1:FC Kobenhavn

Dün akşama kadar okulda telef olduğum için ancak bugün notlar yazacağım maçla ilgili.

  • Tabii ki çok mutluyum, özellikle ilk yarıda neredeyse eksiksiz bir Galatasaray izledik. Maşallah.
  • İlk yarı bi ara takım baya baya önde basmaya başlayınca gayri ihtiyari kafamı kulübeye çevirdim. Gözlerim Fatih Hoca'yı aradı resmen. Mancini'ye lafım yok, ama içim buruk.
  • Sezon başladığından beri en istikrarlı topçumuz Melo bence, hırsından ve iyi oyunundan asla taviz vermiyor. Sevmiyor, tapıyoruz.
  • Sneijder için sadece fangirl çığlıkları atmak geliyor içimden, nasıl seviyorum belli değil. Pasları, oyun zekası beni benden alıyor. Nasıl bu kadar tık diye tam yerine pas atıyor, keşke diğerlerine de öğretse biraz.
  • Drogba olmasa Fatih Hoca'nın son zamanları ve Mancini'nin ilk bir kaç haftasını olduğundan çok daha zor geçirirdik bence. Dün basketbol maçına da gelmişti (ölürüm). Daha çok sevmek mümkün değil diyorum, Her seferinde mümkün olduğunu görüyorum.
  • Hocanın Ceyhun ısrarını anlamadım ama vardır heralde bir bildiği.
  • Burak'a çok üzülüyorum. Canını dişine taktı tüm maç, bir tane atsa arkası gelecek hocanın dediği gibi ama resmen basireti bağlandı. Taraftar iyi ki arkasında durdu. ( Ben de insanlarla aynı fikirdeyim ama, geride veya berabere olsak kimse o kaçırdıklarından sonra alkışlamazdı.)
  • Tribün son ayların en iyisiydi destek olarak. Her seferinde ne kadar sevmediğimi söylediğim Ultraslan'ın hakkını yemeyeyim bu kez, sopalı pankartları çok çok iyiydi. Harika yazılar gördüm. Hatta bi ara gözüme HARRY KEWELL The Wizard Of Oz bile çarptı.(Tabi Ultraslan'ın gözümdeki iyiliği 1 gün sürdü. Dünkü basket maçında aynı 'Başarılar Gelir Geçer' rezilliğini yaptılar yine. Maçın bitmesine 2 dakikadan fazla zaman vardı daha ki, basketbol için ciddi bir süredir bu. Ondan sonra salondan insanlar çıkmaya başlayınca 'herkes gider, biz kalırız.' Yav he he demekten başka yorum yapamıyorum.)
  • Takım böyle devam etsin lütfen, çünkü Galatasaray kötüyken her şey olduğundan çok daha kötü sanki. Bu 3 puan ligde de bi seri başlatır umarım.
  • Ayrıca şu fotoğrafa ve Drogba'nın alçak gönüllüğüne ölürüm.

Salı, Ekim 22, 2013

Gravity


Dün akşam spora gidecektik aslında ama, son anda vazgeçip sinemaya, Gravity'e gittik. İyi ki de gitmişiz. Film konusunda ciddi şekilde iki zıt kutup var. Çok beğenenler ve hiç beğenmeyenler. Ben çok beğenenlerdenim. 3D inanılmaz kaliteli. Ciddi şekilde uzaydan dünyayı izlemek gibi ve çok keyifli. Filmi izlerken bazı bölümlerde çok gerildim, 3D'nin etkisiyle sanırım zaman zaman bende uzay boşluğunda savruluyormuşum gibi hissettim çünkü. Bu durum da beğenmemde büyük etken. Süreyi çok uzatmamaları ve kırılmalı-patlamalı-parçalanmalı sahneleri abartmamaları hoşuma gitti.

Kendimce ufak birkaç ayrıntı var beni rahatsız eden, biri George Clooney'nin filmde çok az süre alması. Başrolde görünce daha uzun bir performans beklemiştim. İkincisi de filmin sonunun hızlı şekilde bağlanması. Bir 10 dakika daha eklenerek net bir son belirleselerdi, çok daha fazla severdim ama bu hali de yetti. İzlenir.

Pazartesi, Ekim 21, 2013

Ortaya Karışık #Bayram Özel

9 olmasa da 8 günlük bayram tatilini yedim. Yine ofiste, odamdayım. İşimden nefret etmiyorum, hatta seviyorum bile diyebilirim ama çalışmak için ölmediğimi hayat her geçen gün daha çok çarpıyor yüzüme. Tatil dönüşü benim için çok zor oldu. Neyse bayram günlüğüne başlıyorum.

Cumartesi kardeşim askerden izine geldi. Daha önce yazdım mı bilmiyorum ama Sivas'a çıktı usta birliği. Doğu olmadığı için çok mutluyum. Pazar günü aile kahvaltısından sonra attık kendimizi dışarı. Zira kardeşim bizi batırmak için yemin etmiş gibiydi. Kırmadık. Aldık ne istiyorsa. Adam asker. Günün devamında Zühre'lerle gezmece yaptık. Arabanın camını bozduk, pazar pazar sanayilerde usta aradık falan. Gergin, bir o kadar da komikti. Araba, beyaz eşye vb. konularda usta olmak çok cool bence. Usta bizi kurtardı.

Arefe ve bayramın ilk günü anane, büyükbaba, akraba üçgeninde devam etti doğal olarak. Kavurmadan bahsetmek istemiyorum. Buaralar diyet, spor hak getire. Kilo almak korkulu rüyam oldu ama tabii ki farketmedi yemelerin dibine vurdum.

Bayramın ikinci günü artık özgürlüğümü ilan ettim. Barış, Zühre ve Ozi'yle yaşlılar gibi sauna, hamam, jakuzi, buhar banyosu, yağmur banyosu ve bilimum sulu eğlenceleri barındıran Divan Asya'ya gittik. Otelin kalitesinden bahsetmeme gerek yok. Ben daha çok nasıl saunada yaşamak istediğimden, yine 'yaşlılar gibi' kemiklerimin ısındığından, ilerde evime jakuzi yaptırmayı ne kadar çok istediğimden falan bahsetmek istiyorum. Herşey harikaydı. Kelimenin gerçek anlamıyla harika ama.

Balık sezonu açıldığından balık yemeye doymuyorum. Aslında benim için balıkçı, balığın kendisinden çok karides, kalamar ve midye tava üçlüsü demek. Bayram boyunca kavurmaların yanında balıkları da götürdüm yani. 'Screw you guys, obesity is coming :('

Bayramın 3. günü tüm yorgunluğa rağmen Justin Timberlake ve  Ben Affleck'in Büyük Kumar filmine gittik. Justin Timberlake gerçek Justin'in kim olduğunu tekrar gösterdi tabii. Çok beğendim filmi gerçekten. Hala vizyondayken görülmeli bence. Buarada herkes Gravity aşağı, Gravity yukarı geziyor. Sırada Gravity var o yüzden.

Son gün Barış'la bizim ev ahalisini kahvaltıya götürdük. Tüm tatil, birileriyle buluşup gezerek ve hasret gidererek geçti, gerçek anlamda harikaydı. Son 3 gün aklımın bir köşesinde sürekli tatil bitiyor diye fısıldayan bir sesle gezdim. Daha önce de dedim, paralel bir evrende, dilediğim zaman çalıştığım ya da evden çalıştığım; hayatımın diğer ayrıntılarının tamamen aynı olduğu bir hayat hayal ediyorum. Belki bir gün.

Cumartesi maç vardı. Şükür 3 puanı aldık. Kulubelerin değişmesi, teknik direktöre bakıp şaşırmak, oyunu izlerken yorulmak falan çok garip geliyor bana. Galatasaray'a kolay kolay küsmem tabii ki ama ben savunma Galatasaray'ını çok sevmiyorum. Beni yoruyor. Umarım iyi olur. Buarada fangirl çığlıklarımı engelleyemeyeceğim. Ben <3 Sneijder.

Maçtan önce tiyatroya gittik cumartesi. Kurban. Devlet Tiyatroları'nda polisiye izlemeye çok alışık değilim ama gerçekten çok sevdim. Hatta sırada Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar'ın birlikte oynadığı Profesyonel var. Bilet bulması oldukça zor olan bir oyun. 3 Kasım için kaptık biletleri.

Son olarak, perşembe Barış'ın doğum günü, pazar da 5. yıldönümümüz. O kadar ama o kadar çok heyecanlıyım ki, sözler yetmez. Çok güzel olsun diye dua ediyorum sadece.

Cumartesi, Ekim 12, 2013

Sıkkın vol 14561656

Zor günler geçiriyorum son zamanlarda. Haftada 1 gün okula gittiğim için cumartesileri geç saate kadar çalışmak durumundayım. Ayda yalnızca 1 cumartesi iznim var. Bu durum bana ciddi manada fiziksel yorgunluk olarak dönüyor. Bunun yanında okul da sürekli sorunlar üretiyor. Verdiğim muafiyet dilekçesi haftalardır işleme konulmuyor. Muafiyet alacağım diye gitmediğim derslerin ödevleri birikiyor falan. Yoğunum yani. Ama bunlar dışında enerjimi çekip götüren bi'şeyler var son 2-3 haftadır. Sürekli yorgun ve uykuluyum, işe-okula gitmek istemiyorum, kitap okumak ya da gezmek istemiyorum. Dışarı çıktığımda da hemen eve dönmek ve yatmak istiyorum. Evet son günlerimin özeti bu: 'sürekli yatıp uyumak istemek.

Dişimi sıkmamın ve bu depresif hallerin üzerine gitmememin tek sebebi de uzun bir tatilin beni bekliyor oluşu ve kardeşimin izne gelmesi. Nefesim daralıyor. Neye sabrediyorum emin değilim ama sabrım da tükeniyor sanki...

Çarşamba, Ekim 02, 2013

Ortaya Karışık #Kısa Kısa

  • Hoca gitti. Gönderiliş şekli yakışmadı. Milli takım yüzünden ben de kızgındım ama yapılacak şey hocayı KOVMAK DEĞİL, milli takımı bırakmasını istemekti. Beceremedik.
  • Mancini'yle ilgili iyi-kötü hiçbir şey hissetmiyorum ama antrenmanlarda falan görmek bir garip oluyor.Ne kadar sürer bilmem.
  • Kentsel dönüşüm zımbırtısı yüzünden ananemlerin binası yıkılıyor. Biz çok ev değiştirdik ben büyürken ama ananemler hep oradaydı dolayısıyla çocukluğum da. Karşılığında verdikleri 3 kuruşun hiçbir anlamı yok.
  • Okula başladım. Hocaları sevdim ama okulun bürokrasisi canımdan bezdirdi. Hayatımda bu kadar dilekçeyi arka arkaya yazdığım olmamıştı. Sonuçlansa bari, gam yemeyeceğim. Hala muafiyet sonucu bekliyorum.
  • Bursa'yı ve oradaki hayatımı HALA ÇOK ÖZLÜYORUM. Şimdi memnun değil miyim hayatımdan, gayet memnunum ama o zaman bir başkaydı. Sıkılmak bile ayrı bir tatlıydı, artık sıkılmaya ZAMAN YOK.
  • Kitap okuyamıyorum. Neden bilmiyorum. Elime alıyorum 2 sayfa okuyup bırakıyorum. Yeni kitaba başlayayım o zaman gaza gelirim diyorum ama yok, olmuyor.
  • Aynı durum diziler için de geçerli. Başlıyorum, sarmıyor. Günlerdir izlediğim tek şey Grey's Anatomy'nin 10. sezon 1-2. bölümü.
  • Geçenlerde Barış'la, klarnet ustaları Şükrü Tunar ve Mustafa Kandıralı için düzenlenen ustalara saygı konserine gittik farklı olarak. Harika bi geceydi. Sanat müziğini seviyorum.
  • Bayramda n'apcağımızın hala belli olmaması sinirime dokunuyor. Hem babaannemi görmeye gideceğim hem de Barış'la yakın biyerlere gideceğiz ama ikisi de kesin değil.
  • Akşama maç var, heyecanlıyım evet ama bir CL maçı heyecanı değil nedense. Hadi akşam olsun falan modunda değilim. İnşallah alırız da, takım bi silkelenir. Çok üzülüyorum.