Pazartesi, Nisan 29, 2013

ŞİKEYAPSANA!

  • Bu haftasonu Barış'ın üniversiteden arkadaşları Türkiye'ye geldi. Daha önce hiç Koreli arkadaşlarım olmamıştı. İnanılmazlar. Çok çok sevdim.
  • Buluşur buluşmaz ilk iş kebap yemeye gittik tabii ki. Daha önce çok defa yemişler. Gerçek kebaba hatta burada yedikleri diğer herşeye bayıldılar.
  • Dün akşam Galatasaray maçı için Nevizade'ye gittik hep birlikte, persefon da katıldı bize. Tek isteğimiz şampiyonluğumuzu ilan etmekti. Bizim için zaten bayram, onlar için de şölen olurdu.
  • Aslanım tezahüratlarla inledikçe onlar da havaya girdi. Gol geldiğinde neredeyse bizim kadar sevindiler. Keşke içerde maç olan bir hafta gelebilselerdi.
  • İyi bir oyun oynamamıza rağmen maçı almasını bildik. Her zaman iyi oynamak zorunda değiliz ama 3 puanı almasını bilmek güzel.
  • Golden sonra telefondan Fener maçını televizyondan Galatasaray maçını izlemeye başladık, ama olmadı. Olsun, kupamızı evimizde alırız.
  • Evimiz demişken, dün taraftarlar sahaya girince olayın sebebini öğrenemediğimiz için ilk önce önümüzdeki hafta sahanın kapanacağını falan düşündük. Sonra rezilliğin daha büyük olduğunu, biber gazının bulunduğu adı herneyse o şişenin patladığını duyduk. O küçücük çocukların suratlarındaki dehşet ifadesini asla unutmayacağım. Biber gazı dünyadaki en ilkel şey. Kullanılması zaten çok aptalcayken bir de kontrolü kaybetmek durumu iyice içler acısı hale getiriyor. Yazık.
  • Maçlar bitince Aslanım şike yapsana, şike yapsana, Aziz Yıldırım şike yapsana diye inledi. Baktım bizim Koreliler de bağırıyor. Hem de birebir söylüyorlar. Sorunca anladık ki Korece'de şikeyapsana diye bir cümle varmış ve 'SAATİM YOK' demekmiş. Dün gecenin belki de en unutulmayacak anları misafirlerimizin bizimle şike yapsanaaaaa diye bağırmalarıydı.
  • Turistleri pek sevmem aslında çünkü 'biz turistiz, canımız ne isterse yaparız' davranışından nefret ediyorum ama dün gördüm ki turist olduğun her an dünyanın en mutlu insanısın. Boğazı ilk gördüklerindeki heyecanlarını ve mutluluklarını görmenizi gerçekten çok isterdim. Resmen dipleri düştü. Yalnız her köprü geçişimizde, ki bahsettiğim köprüler şehirin içindeki köprüler, şimdi burası Asya mı, Avrupa mı diye sordular. Her seferine Avrupa'da olduğumuzu öğrenip bir daha şaşırdılar.
  • İçinde Galatasaray'ın olduğu her gün gibi dün de çok güzel bir gündü. Bu hafta çok gereksiz. Hadi hemen Sivas maçının olduğu güne geçelim.

Cumartesi, Nisan 20, 2013

Galatasaray 3:1 Elazığspor

  • Dünyanın en güzel cumaları Galatasaray'ın 3 puanı aldığı maç cumaları. 3 puanı alıyoruz, haftasonuna pamuk gibi yumuşacık giriyoruz.
  • Takım şampiyonluğa yürüyor hem de 'terliklerle'. Kaldı 4.
  • persefon 'a selam ederim. 10 gol göreceğimiz maçlar da olsun İN-ŞAL-LAH!
  • Keşke 3 gol atınca oyunu rölantiye almasak, daha çok gol, gol sevinci görsek.
  • Melo harikalar yaratıyor, artık bonservisini falan alsak.
  • Telefonumdan Drog yazınca önerilerde büyük harflerle DROGBA çıkıyor. Ben de bunlara seviniyorum falan ama sevmek böyle bir şey. Sevmiyoruz ki tapıyoruz.
  • Aydın'ı özlediğimi farkettim. Takım öyle bir hale geldi ki; kim oynamasa aklın kalıyor, özlüyorsun.
  • Hakemlere söyleyecek çok şey var ama 33. haftayı bekliyoruz.
  • Bir de çok seviyoruz.

Perşembe, Nisan 18, 2013

Hande Altaylı

Hande Altaylı'nın Kahperengi'sini okuduğumdan ve sevdiğimden bahsetmiştim burada. D&R'da bahar indirimini ve Hande Altaylı'nın diğer kitaplarının (Maraz ve Aşka Şeytan Karışır) da indirimde olduğunu görünce siparişlerime onları da ekledim. İçlerinde en çok Kahperengi'ni beğendiğimi söylemeliyim, diğer iki kitap tarz olarak birbirine fazlasıyla benziyor.

Neredeyse liseden beri içinde bu kadar çok aşk, ihanet, ayrılık, arkadaşlık tarzı durumlar barındıran kitaplar okumuyordum. Kendimi Kanal D'de dizi izler gibi hissetsem de iyi geldi çünkü ağır kitapların arasında debelenecek, üzerine düşünecek, kafa yoracak enerjide hissetmiyorum kendimi. Hem değişiklik oldu hem de kafamı meşgul etti. Son günlerde içimde bir sıkıntıdır gidiyor. Gündüz çalışmak istemiyorum, akşam eve gidiyorum, yapacak bir şey bulamıyorum, canım yemek istemiyor, uykusuzluktan ölüyorum, uyumak istemiyor. Ben de 2 günde 2 kitap şeklinde bu kitapları okudum, zaman geçti.

Bu kitapları başka bir zamanda başka bir ruh haliyle okusam yarım bırakacaktım belki, pişman olacaktım aldığıma biliyorum. Kahperengi'ni daha çok sevmiş olsam da diğer kitaplar için niye okudum demedim. Her kitabın doğru zamanı var bence. Hande Altaylı kitapları bana doğru zamanda geldi...

Salı, Nisan 16, 2013

Ortaya Karışık #17

İnternetten kitap alma olayına ısınıyorum sanırım. 2. siparişim dün geldi. Beklemenin çaresini de elimdeki kitaplar bitmeden sipariş vermekte buldum. Tabii ki, kitapçıda dolaşıp, kitap kokusu alarak satın almakla kıyaslanamaz ama inanılmaz indirimler yakalayabiliyorum ve bulamadığım kitaplara ulaşabiliyorum. Bu nedenle bi süre böyle devam edeceğim.

Önceki haftasonu Sapanca'daydık. Gayet keyifli bir haftasonu geçirdik. Bolca yürüyüş, dinlenme. En çok gölün içine doğru kurulmuş olan restoranı sevdim, hem yemekleri ve servisi hem de manzarayı çok sevdim. Sapanca konusunda küçük bir hayal kırıklığı yaşadığımı söylemeliyim. O kadar küçük, güzel ve turist çeken bir yerin insanları nasıl o kadar kaba, umursamaz oluyor anlayamadık pek. Sevsem de tekrar gideceğimizi sanmıyorum.

Bu haftasonu da iş çıkışı Bursa'ya gittik. Bursa'yı çok seviyorum ve özlüyorum. Bu gezi hiç ilaç olmadı özlemime çünkü ne okuluma ne de eskiden oturduğum evin yakınlarına gidebildik. Daha turistik bir gezi oldu bu kez. Cumalıkızıkta kahvaltı, Mudanya'da balık şeklinde. Yetmedi. Cumalıkızık'a daha önce gitmiştim ama kahvaltı için ilk kez gittik. Mükemmele yakın bir kahvaltıydı ve inanılmaz ucuzdu. Çok sevdik.

Annem Ankara'ya, Barış Hatay'a ailesinin yanına gidiyor. Bu haftasonu yalnızım yani. Cuma günkü Galatasaray-Elazığspor maçına persefon 'la gideceğiz. Kızlar haftasonu organize etmeye karar verdik. Bol bol dedikodu yapıp, yemek yiyeceğiz diye tahmin ediyorum. Rüya haftasonu denilebilir.

Bir yandan Ruhi Mücerret'i bir yandan da Hande Altaylı'nın Aşka Şeytan Karışır'ını okuyorum. İki kitap birden okumayı genelde beceremem ama bu kez oluyor sanırım. Çabuk ilerleyen, kafa yormayacağım kitaplar okuyorum bu ara, iyi geliyor.

Her haftasonu işe gitmek için uyandığım saatte uyanıp, tekrar uyuyamamaktan inanılmaz bıktım. Zamanım olsa da dinlenemiyorum. Sürekli uykusuz hissediyorum ama boş olduğum sabahlarda da uyuyamıyorum. Berbat bir his.

Açıköğretim sınavları yaklaştı ve ben hiç oralı değilim. İlk dönem kadar şanslı olmayı umuyorum sadece.

Çarşamba, Nisan 10, 2013

CL / Galatasaray 3:2 Real Madrid

 
' Ben oyuncularıma her zaman söylediğim gibi kaybetmekten korkmamalarını söyledim. Dünyada yenilmeyecek takım yoktur, atlanmayacak tur da yoktur. Yeterki doğruları doğru yerde yapalım ve öyle yaşayalım. Yapabiliriz, olabiliriz daha evvel içimizde yaşayacağız ve konsantre olacağız. Şu ikinci yarıda oynadığımız oyunu orada ilk yarıda oynamıştık. Onlar bugün deplasmanda gol atmasa oyun uzuyordu.

Hakem son düdüğü çalmadıkça ben bırakmam oyunu, oyuncularımda bırakmıyor. Bundan memnunum. Seyircilerimize taraftarlarımıza teşekkür ediyorum. Keyifle oynayınca, onlar da keyif alınca mutlu oluyoruz. Dünyanın en iyi takımlarından birini yendiğimiz için oyuncularımla gurur duyuyorum.  Belki turu alamadık ama dünyanın takdirini kazandık. Geldiğim zaman tüm Galatasaraylıların gurur duyacağı bir takım sözü vermiştim. Bu sözü tutmanın mutluluğunu yaşıyorum.' İmparator Fatih Terim.

Gurur duyuyorum.
Galatasaraylı olduğum için, takımımı dün gönülden alkışlayabildiğim, onlara teşekkür edebildiğim için, asla umudunu kaybetmeyen, terinin son damlasına kadar savaşan, geldiği yeri sonuna kadar hakeden bu takımı tüm kalbimle sevebildiğim için...

İnanılmaz bir umutla  gittim stada. Galatasaray varsa umut da vardır. İlk golü yedikten ve oyunu gördükten sonra kahroldum. İlk yarıda resmen kalbim acıdı üzülmekten, bir şekilde bitti ve ikinci yarı başladı. Eboue ilk golü attıktan sonra, her zaman bizim sırada maç izleyenlerden biri: 'Dakika 60, acaba 4 gol daha atar mıyız diye kendi kendimize umutlanıyoruz, Galatasaraylılık böyle bir şey.' dedi. Haklıydı. Derken 2 oldu, 3 oldu. Drogba 4.'yü attığında ofsayt bayrağının kalktığını tabii ki görmedim. Dizlerimin bağı çözüldü. Kendimi koltuğa bıraktım. 2-3 dakika kendime gelemedim.4. gol gelseydi, 5 bir şekilde gelirdi. Olmadı. Olmuş kadar oldu ama.

Sonuç her ne olursa olsun, Fatih Terim dediği gibi gurur duyacağımız bir takım ortaya çıkardı. Real Madrid'in acaba 2 gol daha atarlar mı diye tedirgin olduğunu, hissettikleri korkunun hareketlerine yansıdığını görmek mükemmel bir his. Herkese kolay lokma olmadığımızı ve dünya standartlarında bir takım olduğumuzu gösterdik.

Orada bir gol eksik yeseydik, Drogba'nın golü ofsayt olmasaydı, ilk golü yemeseydik, Sneijder kaçırmasaydı gibi bin tane şey söylüyoruz akşamdan beri. Faydası yok evet ama insanın içine oturuyor. Sonra bakıyorsun, Real Madrid'e 5 değil 3 attık diye üzülüyoruz, deyip gülümsüyorsun.

Maçtan sonra şereftir seni sevmek çalmaya başlayınca bıraktım artık kendimi, başladım hüngür hüngür ağlamaya. İlk maçta yapılan haksızlıklar, verilmeyen penaltılar, oynamayan Burak, bizim hakkımız olan tur diye diye ağladım. Kendime geldim.

Şampiyonluk şarkısı yarım kalmayacak, seneye yine geleceğiz. Sonraki sene yine...

Galatasaraylı olduğum için, Fatih Terim olduğu için, takımın tamamı için, bu yıl için ne kadar şükretsek az kalır. İyi ki Galatasaray var, iyi ki Galatasaraylıyım.

Pazartesi, Nisan 08, 2013

Sanane?

Galatasaray maçının devam ettiği 2 saatlik sinir harbi ve sonrasında twitter'da takip ettiğim / beni takip eden bir kaç insanın saçma çıkışları dışında mükemmel bir haftasonu geçirdim. Maçla veya haftasonuyla ilgili hiçbir şey yazmayacağım. Fatih Terim sonuna kadar haklıydı bunu kimseyle tartışmam hatta üzerine konuşmam bile. Bugün buraya birazcık iç dökmek için yazacağım. Çok sinirliyim çünkü, gerginlik istemeyenler okumasın. Zaten şurada 3-5 kişiyiz. Amaç kendimi rahatlatmak.

Öncelikle şu Galatasaray'a bok atarak, Fenerbahçe kazandığında 'Bravo Fenerbahçemmmm!!!' diye twit atarak prim yapmaya çalışan insanlardan tiksindiğimi söylemek istiyorum. Herkes fanatik olsun, sürekli takımını desteklesin falan demiyorum, kimseye taraftarlık adabı da öğretecek değilim, elbette haddime düşmez ama taraftarlıkla çirkefliği ayırmak istiyorum artık. Ortalık birbirine girmiş, biz sinirden kuduruyoruz, adam isim vermeden, hiç bir dayanağı olmadan laf sokmaya çalışıyor. Kim olursa olsun sallamıyorum artık, beğenmiyorsan okuma, takip etme ya da adam gibi eleştir, konuşalım. Bu sadece futbol için değil, konuşulan her konu için geçerli. 2 kelime edemeyecek kadar gerizekalı insanlar değiliz diye düşünüyorum. En azından ben değilim.

İkinci konu da terbiye. Normalde ağzı bozuk bir insan değilim. Konuştuklarıma dikkat ederim ama Galatasaray maçları sırasında kendime hakim olamıyorum. Deniyorum, gerçekten uğraşıyorum ama durduramıyorum. Benim bu konuda kendimi durduramıyor olmam kimse için bana terbiye verme hakkı doğurmaz. Aynı noktaya çıkacağım, beğenmeyen okumaz, takip etmez. Kaldı ki, ben sürekli küfür ediyor, öyle konuşuyor da olabilirim. Kimseyi ilgilendirmez.

Çok sinirleniyorum. Normalde böyle şeyleri hiç kafama takmam ama üst üste geldi. Ayrıca insanların kendini bu kadar önemli hissetmesi sinirime dokunuyor. Sanki herkes tertemiz, pembe bir dünyada yaşıyor da benim konuştuklarım ahengi bozuyor. Tiksiniyorum hepsinden, samimiyetsiz insanlar.

Cuma, Nisan 05, 2013

Ortaya Karışık #16

Neredeyse bir aydır ortaya karışık yazısı yazmamışım, başlıyorum.

Maç yazısı yazmadım çünkü çok sinirliyim. 2 çok net penaltı, haksız sarı kartlar, gereksiz çalınan fauller derken bu durumdan nefret etsem de hakem farklı olsa sonuç da farklı olurdu demekten kendimi alamıyorum. Hıncımı nereden alsam onu da bilmiyorum.

Uzun zamandan sonra yarın İstanbul'dan biraz uzaklaşabileceğiz. Buna o kadar çok ihtiyacım vardı ki vakit geçmiyor. Aylar sonra haftasonu benim için cuma gününden başlayacak. fotoğraf çekmek, dinlenmek, kitap okumak, uzun yürüyüşler yapmak istiyorum sadece.

Son zamanlarda o kadar dolu geçiyor ki günlerim, kendime şaşırıyorum nasıl yetişiyorum diye. İş yerini zaten saymıyorum 6 gün geliyorum diye ama tiyatro, spor, akşam gezmeleri, uzun uzun kitap okumalar derken son 15-20 gün çok yoğun olsa da mükemmel geçti. Keşke enerjim ve tabii ki param yetse de günlerim hep böyle geçse.

Haftada bir kitap olayıma ortalama olarak devam ediyorum. Okumaya devam ettiğim 'Karaköy'de Gün Batımı' beni ciddi şekilde hayal kırıklığına uğratsa da az kaldı bitireceğim. Boş Koltuk ve Ruhi Mücerret beklemeye devam ediyor. Sapanca'ya ikisinden birini götüreceğim.

Ehliyetimi de uzun süren adli sicil kaydı, randevu almaya çalışma gibi sinir bozucu işlerden sonra SONUNDA alabildim. Sırada araba alabilecek duruma gelmeyi beklemek var, umarım olabildiğince kısa sürer çünkü ÇOK İSTİYORUM.

Saatlerin ileri alınması her sene olduğu gibi 1 saat az uyuyacağız, işe/okula 1 saat erken gideceğiz gibi saçma muhabbetlere sebep olsa da ben inanılmaz mutluyum. İşten çıkıp eve gidiyorum, yemek yiyorum, biraz kitap okuyup spora gidiyorum hava ancak kararmaya başlıyor. Baharı çok sevin bence.

Pazartesi, Nisan 01, 2013

Barış Bıçakçı / Veciz Sözler - Hande Altaylı / Kahperengi

Önceki hafta hayatımda ilk defa internet üzerinden kitap sipariş ettim. Siparişimi D&R üzerinden verdim, kargo gelene kadar çatlasam da fiyatlar inanılmaz uygundu. İnternetten sipariş vermekten geri durmamın en önemli sebebi kargo beklemek zorunda kalmaktı, haklıymışım. Elimde okuyacak kitap olmasına rağmen, gözüm hep kapıdaydı.

Sipariş verdiğim kitaplar, Murat Menteş - Ruhi Mücerret, J.K. Rowling - Boş koltuk, Alain De Botton - Havaalanında Bir Hafta, Barış Bıçakçı - Veciz Sözler, Hande Altaylı - Kahperengi, Baki Can Ediboğlu - Karaköyde Gün Batımı. Bu siparişi vermekteki asıl amacım en sevdiğim kitaplar sıralamasında zirveye en yakın duran seri olan Harry Potter'ların yazarı olan J.K. Rowling'in yetişkinler için yazdığı Boş Koltuk'u ve her kitabını bayılarak okuduğum Murat Menteş'in Ruhi Mücerretini almaktı ama, kitapları görünce kendimi kaybettim ve ancak 6. kitaptan sonra durabildim. Kitaplar geldikten sonra, dört gözle beklediğim iki kitabı en son okumaya karar verdim çünkü onları bir an önce okumak için diğer kitapları okuma sürecini hızlandıracağımı biliyordum ama bu kadarını ben bile tahmin etmemiştim.


Okumaya Barış Bıçakçı'dan Veciz Sözler'le başladım. Barış Bıçakçı'yı gerçekten çok severim. Hiçbir kitabını 'Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra' kadar sevip benimseyemem ama her kitabı bambaşkadır ve çok özeldir. Elimde kalem olmadan asla okuyamam. Her an not alacak, altını çizmemi gerektirecek bir şey söyler çünkü. Her sabah bir kelime belirleyip, dinleyicilerinden o kelimeyle ilgili veciz sözler söylemelerini isteyen bir radyo programının müdavimlerinden olan Sulhi'nin hayatını anlatıyor kitap. Her kelime, her veciz söz insanın içinde bir yerlere dokunuyor. En çok da Sulhi'nin yalnızlığı. Barış Bıçakçı'yı hala tanımayan varsa, ki umarım tanıyanların sayısı patlama yapmaz da Bıçakçı hep bizim kalır, Veciz Sözler iyi bir başlangıç olabilir.

Cumartesi günü, Veciz Sözleri bitirmemin ertesi günü yani Hande Altaylı'dan Kahperengi'ye başladım. Twitter'da Doğan Kitap o kadar çok reklamını yaptı ki ve ciddi bir de indirim vardı alayım gitsin diyerek aldım bu kitabı. Kitabın Merhamet Dizisi'nin hikayesi olduğunu okumaya başladıktan sonra anladım. Dün de spora giderken çantama attım dedim ki spordan sonra açıkhava biyerlere gideceğiz belki birkaç sayfa okurum. Kitap öyle bir sardı ki, gece 2'de bitirdikten sonra bırakabildim elimden. Okurken kendi kendime kahkahalar da attım, gözlerim de doldu. Ne yalan söyleyeyim bu kadar seveceğim bir kitap beklemiyordum. Bir kadının hikayesi bu kadar mı güzel anlatılır. Tek can sıkıcı nokta ise, televizyonda diziye birkaç kez denk geldiğim için karakterleri dizideki kişiler olarak hayal etmek zorunda olmaktı ama o bile çok dokunmadı.

Sırada Baki Can Ediboğlu'ndan Karaköy'de Günbatımı var...