Cumartesi, Mart 30, 2013

Cuma, Mart 29, 2013

DOT TİYATRO / Overspill / Yüksek


'Baron, Pıt, Çakı. Üç çocukluk arkadaşı. Aynı okula gitmiş, aynı mahallede büyümüşler, aynı takımı tutuyor, aynı müzikleri dinliyor, adeta tek vücut olmuş gibi yaşıyorlar.

Her cuma gecesi birlikte dışarı çıkıp, o mekandan bu mekana geçer, kalabalığa karışır, içer, eğlenir, sarhoş olurlar...

O gece 'hikayeleri' yine her zamanki gibi devam ederken, şehirde patlamalar başlar. Üç 'panpa''nın gittikleri ve hatta içinde bulundukları mekanlar teker teker yok olur. Şehirde paranoya artmaktadır. Baron, Pıt ve Çakı suçlunun peşine düşer, istedikleri tek şey onu yakalamak ve hikayelerini eski haline döndürmektir.

Kahramanlarımız 'hikaye''yi değiştirmeye çalıştıkça geri dönüşü olmayan bir yola girer, büyür, ağırlaşır ve derin bir karanlığa doğru gider...'


Dot'un oyunlarını çok sevdiğimi ve yakından takip ettiğimi artık anlatmama gerek yok sanırım. 27 Mart'ta Prömiyer yapan oyunu, seyirciye açık ilk gününde yani dün akşam izledik. Sıfır dekor, sıfır kostüm ve mükemmel bir oyun.

Dot oyuncularının dekor olmadan sadece sahnede koşarak, dans ederek, 2 dakika içinde 3 farklı kişiye dönüşerek ne kadar güzel hikayeler anlatabildiğini bir kez daha görme şansı bulduk. Oyuncular sahnede bir an durmuyor, izleyiciler asla dikkatini kaybetmiyor. Enerjilerine mi oyuna mı daha çok hayran kalmalıyız karar veremedim ben.

Dot'un bu sezon için hazırladığı oyunların hepsini izleme şansı bulduk. Hangisini daha çok sevmeliyiz bilemiyorum, ayırdedemiyorum. Umarım bu sezonun son oyunu değildir Yüksek.

Çarşamba, Mart 27, 2013

Flashforward


Sebebi anlaşılamayan bir olayla tüm dünya 2 dakika 17 saniyeliğine bilincini kaybediyor. Bu sürede herkes 29 Nisan 2010 tarihinde, nerede ve ne yapıyor olduğunu yani geleceğini görüyor. FBI Ajanı Mark Benford, gördüklerinden hiç de memnun değil. Hem bu global bilinç kaybının nedenini araştırmaya hem de olacakların seyrini değiştirmeye çalışıyor. Kendisini 29 Nisan'da bu araştırmanın ortasında gören Benford, gördüklerini başka insanların gördükleriyle bu tarihten önce birleştirmekte oldukça kararlı.

Flashforward 1 sezon ve 22 bölümden oluşan inanılmaz sürükleyici bir dizi. Bir hikaye hem polisiye hem de bilim-kurgu olunca sürükleyici olmaması imkansız zaten. Her bölüm sonunda yok artık diyerek hemen bir sonraki bölüme başladım. Beni en çok meraklandıran da olayın kuantum fiziğiyle alakalı kısmıydı.

17-18. bölüme kadar mükemmel ilerlemesine karşın sonraki bölümler ve final aceleye gelmiş gibiydi. Finalde ucu açık bırakılmış ve cevaplanmayı bekleyen bir çok soru kaldı. Yeni bir sezon çekilmeyecekse bile birkaç bölüm daha çekilerek sorular cevaplanmalı ve öyle bitirilmeliydi bence. Yine de çok sevdim özellikle Ajan Noh, Lloyd Simcoe, D. Gibbons ve Ajan Hawk favori karakterlerim oldu.

Buaralar çabuk biten diziler izlemek istediğimden bahsetmiştim. Bu isteğim hala devam ediyor, sırada büyük hayranı olduğum Kevin Spacey'nin henüz 1 sezonu çekilmiş House of Cards'ı var.

Pazartesi, Mart 25, 2013

Yokuş Aşağı Emanetler / 6'dan Sonra Tiyatro - Lokstoff


Yokuş Aşağı Emanetler, 6'dan Sonra Tiyatro ve Alman tiyatro topluluğu Lokstoff'un birlikte gerçekleştirdiği bir proje. Kentsel dönüşüm kapsamında yaşadıkları mekanların anahtarlarını teslim edip, İstanbul'u terketmek zorunda kalan seyirciler, yaşamlarına devam edecekleri yere nakledilmek üzere toplanırlar.

(-Bi sebze ismi söyler misiniz? +Pırasa -Rumeli Hisarı....)
 
Beyoğlu Gönül Sokak'ta başlayıp Kumbaracı Yokuşu'nda devam eden ve Kumbaracı50'de son bulan oyun, izlediğimiz en ilginç oyunlardan biriydi. Oyunu size verilen cihazlar ve kulaklıklarla takip etmek zorunda olduğunuz için sokağa biraz erken gitmeniz gerekiyor. Gönül Sokak'ta başlayan oyun, İstiklal Caddesi'nde devam ediyor. Kumbaracı Yokuşu'nda sokakta oturarak izliyorsunuz oyunu. Kumbaracı50'de tamamlanıyor.


Tadı damağımda kaldı diyebilirim. Nasıl başladı, nasıl bitti anlamadım. Özellikle Kibrit'i o kadar çok sevdim ki anlatamam. Oyun sırasında kibrit satmaya devam ediyor, saklamak için ben de aldım. '5 tanesi 1 lira.'

Daha önce hiç Sokak Tiyatrosu izlememiştim. Bu yıl izlediğim oyunlar bana gerçekten çok farklı deneyimler yaşatıyor ama Yokuş Aşağı Emanetler içlerinde en farklı olanı. Oyun çok nadir sahneleniyor bildiğim kadarıyla, kaçırmayın derim.

Çarşamba, Mart 20, 2013

Yorgun

Çalışmaya başlayalı 8 ay oldu. Ömrümden 8 yıl gitmiş gibi hissediyorum. Çalışmak bedensel yorgunluktan çok daha öte bir şey. Yorulmak zaten her daim var da, zihinsel yorgunluk artık tahammül sınırlarımın etrafında.

Kullanmam gereken 15 günlük izni hem Barış'la hem de iş yoğunluğumun az olduğu bir haftayla denk getirecek bir dönem bulmakta zorluk çekiyorum. Uygun gördüğüm tarihleri patronum uygun bulmuyor, onun olsun dediği tarihler bize uymuyor. Sabahtan beri, karın ağrısı çekiyorum. Bir an önce tatil planı, otel rezervasyonu yapmak, uçak bileti almak vs. istiyorum. Bunun bu kadar zor olmaması gerekiyor ama zor. Böyle olması sinirlerime dokunuyor. Bir tarih belirledim ve verdim. Sonuç yarın belli olacak.

İnsanın en basit ihtiyaçlarının bile (senelik izin, haftasonu tatili, hastalık izni...) çalışırken bu kadar problem olması, tam anlamıyla berbat. Hiçbir zaman işine aşık bir insan olmadım. Sadece yaptığım işten hoşlanıyorum o kadar ama böyle zamanlarda bambaşka bir hayat hayal ediyorum hatta hiç sahip olmadığım, belki de hiçbir zaman olamayacağım o hayatı özlüyorum.

Biliyorum, tatil planı yapmak yerine deliler gibi iş arayan, gerçekten çaresiz olan ve benim durumumda olmak isteyen bir sürü insan var, binlerce şükür halime ama insan bir durumu kanıksadığı anda sahip oldukları sıradan şeyler haline geliyor ve bambaşka problemler üretiyor. Şımarıklık gibi görünüyor belki ama değil. Sadece artık yoruldum, devam etmekte zorlanıyorum.

Salı, Mart 19, 2013

Lost Room / Mini Dizi


Sunshine Motel'de, 60'lı yıllarda meydana gelen garip bir olaydan sonra 10 numaralı oda ve odadaki nesneler, zamanı durdurma, ısıyı engelleme, inasnları dünyanın diğer ucuna gönderebilme, anıları geri getirme gibi inanılmaz özellikler kazanır ve yok edilemez hale gelirler. Hatta bazı nesneler birlikte kullanıldıklarında çok daha güçlü bambaşka özellikler kazanır. İnsanlar bu durumu farkettiklerinde nesneleri ele geçirmek ve onların gücünden yararlanmak için birbirleriyle mücadele etmeye başlar.

Dedektif Joe Miller ise bu olaylara, nesneler sebebiyle ortaya çıkmış davaların birinde şüpheli olan bir gencin kendisine 10 numaralı oda'nın anahtarını vermesiyle dahil olur. Kızını odada kaybeden Miller, onu geri getirebilmek için diğer nesnelere de  ihtiyacı olduğunu anlar. Tarak, saat, kutu, makas, göz, bilet daha bir çok nesne ve tabii ki esas nesne. Bir yandan kızını geri getirmeye çalışırken, diğer yandan 'toplayıcılar'la mücadele etmeye çalışır.

Son zamanlarda neden bilmiyorum, mini dizi izlemek istiyorum. Ne izlesem diye bakınırken rastladım Lost Room'a da. 6 bölümlük bir mini dizi olan Lost Room'un 5 bölümünü bir günde izledim. Kendimi tutmasam gece 2'den sonra son bölümünü de izleyecektim. İnanılmaz akıcı.

İzlerken, onu aslında şöyle yapabilir elinde şu nesne var sonuçta dediğiniz andan itibaren, maksimum 2-3 dakika içinde aslında olayın o şekilde olamayacağını anlıyorsunuz. Mantıksal açıdan (tabii ki dizi içi mantıktan bahsediyorum.) inanılmaz açıklar yok dizide. Beni tek rahatsız eden şey, sanırım mini dizi olması kaynaklı bazı olayların ucunun açık bırakılması ve bir kaç olayın geçiştirilmesi oldu ama diziyi o kadar çok sevdim ki hiç sorun etmedim.

En büyük sürprizi ise, House MD'de çok sevdiğim karakterlerden birini Chris Taub'u canlandıran Peter Jacobson'a bu dizide hiç beklemediğim bir anda rastlamak oldu. Uzun zamandır görmediğim, çok sevdiğim bir tanıdığa rastlamış gibi oldum. Çok çok sevindim.

İzlenmeye değer bir bilim-kurgu, gerilim dizisi Lost Room. Şiddetle tavsiye edilir.

Pazartesi, Mart 18, 2013

One


Senelerdir hiç bıkmadan dinlerim. Dünyanın en güzel 3-5 şarkısından biri, hatta bazen en iyisi.

I can't remember anything 
Can't tell if this is true or dream 
Deep down inside I feel to scream 
This terrible silence stops me 

Now that the war is through with me 
I'm waking up, I cannot see 
That there is not much left of me 
Nothing is real but pain now 

Hold my breath as I wish for death 
Oh please God, wake me 

Back in the womb it's much too real 
In pumps life that I must feel 
But can't look forward to reveal 
Look to the time when I'll live 
Fed through the tube that sticks in me 
Just like a wartime novelty 
Tied to machines that make me be 
Cut this life off from me 

Hold my breath as I wish for death 
Oh please God, wake me 

Now the world is gone, I'm just one 
Oh God help me 
Hold my breath as I wish for death 
Oh please God, help me 

Darkness imprisoning me 
All that I see 
Absolute horror 
I cannot live 
I cannot die 
Trapped in myself 
Body my holding cell 

Landmine has taken my sight 
Taken my speech 
Taken my hearing 
Taken my arms 
Taken my legs 
Taken my soul 
Left me with life in hell


Kayserispor 1:3 Galatasaray

 
Şu oyunu oynamaya devam edersek, şampiyonluk cepte zaten de. 'Merhaba CL yarı finali naber?' demekten kendimi alamıyorum.

Cuma, Mart 15, 2013

CL / Çeyrek Final Kura

Herkes gibi biz de dün kendi kuramızı çektik ofiste. Borussia Dortmund çekmiştik biz. Malaga veya PSG gelsin istiyorduk veya Juventus. En zorlu rakiplerden biri geldi. Fark eder mi? Tabii ki hayır.

Barış söylemişti Real Madrid diye, ofisteki arkadaşlardan biri de demişti ama ben beklemiyordum nedense. Şimdiye kadar nasıl inandıysak bundan sonra da aynı şekilde inanmaya devam edeceğiz. Baharda Avrupa maçı izlemeyi özlemiştik. Özlem bitiyor. Daha önce nasıl yendiysek yine aynı şekilde yeneceğiz Real Madrid'i ve yarı finale de Galatasaray yazdıracağız.

Bir kez daha binlerce şükürler olsun bugünümüze.

Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi

 
"Bugünün dünden farksız olduğu bir coğrafyada, varoluşunun tehdit olarak algılandığı bir kadının tek kişilik gösterisine hoşgeldiniz. Hep büyük bir hayatın figüranı olan Umut, bu kez anılarını paylaşmak için sahnededir. Aile bağları, 'madilik', hayal kırıklıkları, çocukluk düşleri, muhatabını bulamadığından insanın dilini ekşiten herşey..."

"Dün de insandım, bugün de insanım. Sadece insanım. Beraber şarkı söylemek varken, dans etmek varken... Neden bunları giydiriyorsunuz bana? Neden beni hizaya çekiyorsunuz? Neden? Bak, gözlerim gözlerinden farksız, kahkaham şen şakrak... Ben Umut, sen? Bu oyun, insanlığımızın trans bir kadınla imtihanıdır..."

"Annen yok, baban yok, kardeşin yok, erkek değilsin karın yok, kadın değilsin kocan yok, çocuğun yok..."

Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi, Sumru Yavrucuk'un insan boğazına tam manasıyla bir yumru bıraktığı bir oyun. Umut'un hikayesini zaman zaman kahkahalar atıp, zaman zaman hıçkırıklara boğularak ve Sumru Yavrucuk'a bir kez daha hayran kalarak izledik dün gece.

Hikayeyi biliyorduk oyuna gitmeden önce ama yalan yok bu kadar sarsılacağımı düşünmemiştim. Özellikle annesiyle yaptığı konuşma, dualarından bahsettiği bölüm ve final sahnesi kelimenin tam manasıyla önünde saygıyla eğilinecek cinstendi.

Transeksüellerin yaşamına bir de onların gözünden, bu kadar gerçek bir şekilde bakmak çok değişik bir deneyim oldu. Farkında olarak veya bazen olmayarak ne kadar acımasız olabildiğimizi bir kez daha anlama fırsatı bulduk.

6'dan Sonra Tiyatro'nun, Altı Üstü Oyun Projesi kapsamında hazırladığı oyunlardan biri Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi. Sumru Yavrucuk hayat dersinin yanında tam bir oyunculuk dersi veriyor. Fırsatınız varsa mutlaka görün, yüzleşin...

Perşembe, Mart 14, 2013

Lost in Austen / Mini Dizi


Amanda Price, Jane Austen'ın Pride and Prejudice romanını ergenliğinden beri inanılması güç bir tutkuyla okuyan, son derece modern hayatının tüm gerginliklerinden aynı kitabı okuyarak uzaklaşan hayatı pek de yolunda gitmeyen genç bir kadın. Bir akşam evinde yine Pride and Prejudice okurken garip bir şekilde kitabın geçtiği döneme geçiş yapıyor. Günümüz İngiltere'sinden 18. yüzyıl İngiltere'sine giden Price, hem şaşkın hem mutlu hem de evine nasıl döneceğini bilmiyor, olaylar gelişiyor.

4 bölümlük bir mini dizi olan Lost in Austen'ı ben çok sevdim. İkişer bölüm izleyip 2 günde bitirdim. Kusursuz değil ama kesinlikle sevimli bir dizi. Dizi bittikten sonra kitabı merak etmeye başladım. Merak ettiğim bir diğer konu da başroldeki Jemima Rooper'ın (Amanda Price) o kadar güzel gülmeyi nasıl başardığı...

Lost in Austen'dan sonra Girls'e başladım ama sevmedim hiç, devam edeceğimi sanmıyorum. Yeni diziler aranıyor.

Çarşamba, Mart 13, 2013

Schalke04 2:3 Galatasaray / CL

Bu yazıyı nasıl bir ruh haliyle yazdığımı, şükredecek kelimeleri nasıl bulamadığımı, bir takımın ve o takımda oynayan aslında tanımadığın ama çok da iyi tanıdığın insanların nasıl bu kadar çok sevilebileceğini sadece dün akşamki maçı benim gibi yüreği pırpır atarak izleyenler anlar.

Dün gün boyunca, önceki maç görüntülerini izlediğim anlar dışında oldukça sakindim. Maçı evde izleyecek olmanın sakinliğidir belki bilemiyorum ama özellikle işten çıktıktan sonra vakit geçmek bilmedi. Dizi izle, mutfakta oyalan falan derken vakit geldi.
 
Maça gayet iyi başladık, golü yediğimizde hiç ses çıkarmadım, (ki bence Drogba'ya faul yapılmıştı.) hatta Barış gol atmamız gerekiyordu, hala gerekiyor sakin dediiii ve sahneye Hamit çıktı. Bu yıl özellikle ligin ikinci yarısından beri en çok gol atmasını istediğim adam Hamit. O kadar anlamlı, o kadar mükemmel bir gol attı ki, adeta direklerden hıncını aldı.

Daha kalbim normal atışına dönemeden Kral çıktı ortaya. O top nasıl önüne düştü, nasıl o kadar hızlı koştu, nasıl bir top takibi yaptı anlayamadan ikinci gol geldi ama Krallık böyle bir müessese ve Krallık Burak'a çok çok yakışıyor.
 
İkinci yarı başladığında sebebini anlamadığım bir şekilde ben inanılmaz rahattım, Barış ecel terleri dökerken ben acaba kurada kimi çekeriz falan hesapları yapıyordum. 55. dakikadan sonra zaman durdu sanki neden o kadar kapandık anlayamadım, saçma sapan bir gol daha yedik. Her türlü beraberlik bize yarasa da o gerginlik yetti. Bitsin artık diye kendimizi parçalarken 3. gol ve binlerce şükürler olsun tur geldi.
 

Hiçbir mutluluk Galatasaray'ın yaşattıklarına benzemiyor. Hiçbir sevgi Galatasaray sevgisine benzemiyor. Bu takım, Fatih Hoca, her zaman en güzelini hakediyor. İnancım hala tam, sırada yarı final var. Ne dedi Kral: 'Kim gelirse gelsin aslan gibi çıkar oynarız.'

Pazartesi, Mart 11, 2013

Ortaya Karışık #15

Ehliyeti kaptığımın müjdesiyle başlıyorum bu sefer. Cuma günü aldığım son direksiyon dersinden sonra, cumartesi gayet sakin bir şekilde girdim sınava ve başardım. Bu yükten de kurtuldum. Ay başında alacağım ehliyetimi inşallah.

Geçtiğimiz hafta açıköğretim sınavları da açıklandı. Beklediğimin çok üzerinde bir başarıyla geçmişim ilk dönemi. Başarımın sebebi çan sistemi tabii ki. Bu kadar az ve üstünkörü çalışmayla nasıl bu kadar iyi sonuçlar aldığıma şaşırmadım desem yalan olur. Bugün de ikinci dönem kaydımı yaptım. Umarım bu dönem de ilk dönem kadar kolay ve rahat geçer.

Pazar günü havanın güzelliğini fırsat bildik, Zührelerle kendimizi attık boğaza. Gezdik dolaştık, ne zamandır  oynamıyoruz dedik oturduk okey oynadık falan. Hatta okey bize sinema bileti bile kazandırdı.

Uzun zamandır dünkü kadar çok uyuduğum ve dinlendiğim bir pazar geçirmemiştim. Sabah işe gelmek için saatim çalmadan uyandım.Şaşkınım.

Dot'un yeni oyunu Overspill/Yüksek için biletlerimizi almıştık, bu Perşembe ilk gününde izleyecektik ama oyunculardan biri sakatlandığı için iki hafta ertelenmiş oyun, biz de onun yerine Sumru Yavrucuk'un Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi oyununa bilet aldık. Kendisini çok severim, sabırsızlanıyorum.

Yarın maç var, her nedense henüz maç havasına giremedim. Bu sakinlik iyi mi kötü mü bilmiyorum ama bir an önce olup bitsin istiyorum. Bir üst tura çıkalım, burası yine bayram yerine dönsün istiyorum. Hem maç için bizim evde toplanacağımız için daha bir güzel olacak yarın akşam.

Dipnot: Günler bu kadar hızlı geçerken ay başı neden bu kadar geç gelir hiçbir zaman anlayamayacağım sanırım.

Cuma, Mart 08, 2013

Karışık Kaset / Uygar Şirin

 
Kapağına vurularak kitap almak çok doğru bir seçim değil biliyorum ama bazen kapağın çekimine karşı koyamıyorum. Özellikle Kırmızı Kedi'nin kapakları gerçekten çok çekici.
 
Uygar Şirin'in Karışık Kaset'i de beni kapağıyla yakalayan kitaplardan. Kitap yeni çıkmış ama hiç karşılaşmadım tanıtımlarıyla falan. Kitapçıda dolaşırken dikkatimi çekti, arkasını okudum ve aldım. Şimdiye kadar okuduğum kitapların içinde müzikle bu kadar içiçe geçmiş tek kitap Elif Şafak'ın Araf'ıydı. Ona da bayılmıştım ama Karışık Kaset bambaşka çünkü anlatılan bizim müzik tarihimiz.
 
Kitap için film gibi tanımlaması cuk oturuyor aslında zaten Uygar Şirin senaryo yazarlığı da yapıyormuş. Öyle sardı ki bırakamadım elimden, ofiste öğle tatilinde 2-3 sayfa da olsa okumaya devam ettim. 2 akşamda okudum, bitti. Ulaş'ın çocukluğuna, gençliğine, gençliğinin son dönemlerine tanık olmak, aynı zamanda İrem'i çok merak etmek, bilmediğin şarkıları hatırlamaya çalışmak, çok sevdiğin şarkılara rastlayıp gülümsemek derken kitap bitiveriyor zaten.
 
Elimdeki kitaplar biter bitmez, Uygar Şirin'in diğer kitaplarını da alıp okuyacağım. Kafa dağıtmak, sadece kitaba konsantre olmak, meraklanmak istiyorsanız Karışık Kaset'i okuyun derim...
 
Ne zamandır merak ettiğim Cemil Kavukçu'nun Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak'ıyla devam edeceğim ben de...

Perşembe, Mart 07, 2013

Game Of Thrones-Sezon 2



Game Of Thrones'un ikinci sezonunu dün akşam bitirdim. İnanılmaz gerçekten, çok beğendim. İyi ki ilk başladığı zamanlarda izlememişim yoksa 31 Mart'a kadar beklemem çok zor olacaktı.

Favori karakterlerim, aynı şekilde favorim olmaya devam ediyor, aralarına Shae'yi (Sibel Kekilli) de ekledim rolü o kadar büyük olmasa da. Özellikle sezon finali gerçekten dillere destan denilen cinsten olmuş. Robb Stark, Jon Snow, Sansa Stark özellikle de Valar Morghulis ve Daenerys Targaryen harikalar yaratmış. Hele son sahnesini ağzım 1 karış açık kalarak izledim. İnsanlar bir televizyon dizisi için neler yapıyor, nasıl sahneler çekiyor falan diye...

Aslında yabancı dizileri bölüm bölüm izleyip beklemeyi sevmiyorum. Elimin altında sezon sezon bulunsun istediğim zaman, istediğim kadar izleyebileyim istiyorum ama şimdi bekleyebileceğimi hiç sanmıyorum. O zamana kadar izlemek için Lost in Austen (mini dizi) ve Girls'ü indirdim. Bakalım onlardan neler çıkacak.

Son 24...