Salı, Şubat 26, 2013

Galatasaray 4-2 Orduspor


Barış iş çıkışı yetişemediği için maça gitmedik bu hafta. Gidemediğim her maç için üzülürüm ama bu maç için, geriye düştüğümüzde ayrı, öne geçtiğimizde ayrı üzüldüm. Geriye düştüğümüzde stat boş, tabi böyle olur gitmemiz lazımdı diye, öne geçtiğimizde Sneijder'in ilk golünü, böyle bir geri dönüşü nasıl kaçırırız diye. Sonra da Galatasaray için en çok üzüldüğüm şey bu olsun dedim.

Çok kızdım yalan yok. En çok hakeme, bu kadar yanlı, bu kadar kasıtlı, bu kadar bariz hatalı karar nasıl verilir anlamıyorum ama bizim oyunumuza da kızdım. Ben futbolla ilgili teknik, taktik herşeyi bilen esen gürleyen biri değilim,  kendime yetecek, izlediğimi anlayacak kadar biliyorum, bu konuda ahkam kesmek haddime de değil zaten. Futbol kadar, hatta futboldan daha fazla Galatasaray'ı, Galatasaraylılığı ve Galatasaray'a ait olmayı seviyorum. Bu yüzden, devre arasında oyuncu, taktik vs hepsini bırakıp dedim ki: 'Sakin olun biraz, biz Samsun maçını gördük, bu maç da döner.' Öyle de oldu. Galatasaray bize yine harika bir gece hediye etti. Takımı öyle kenetlenmiş görmek, istediğimizde neler yapabildiğimizi görmek beni çok mutlu etti. Daha iyi maçlarımız olacak.

Hem Drogba, hem Sneijder takıma öyle yakışıyor ki gördükçe hala inanamıyorum. Maçtan sonra hastanede David Barral'ı ziyaret eden Drogba'yı, en basit pozisyondan sonra bile rakibine gidip sorun olmadığını anlamaya çalışan Sneijder'i, Türkiye'nin hatta Avrupa'nın en iyi forveti Burak'ı, Selçuk'u, Muslera'yı sevmeyen ölsün!

Pazartesi, Şubat 25, 2013

Ortaya Karışık #14

Anlatmak istediğim o kadar çok şey ve o kadar az zaman var ki. Haftasonu yine sadece yorgunluk bıraktı bünyemde.

Cumartesi iş çıkışı Trump Towersda buluştuk Barış'la. Kendimize harika kitaplar aldık ve koştura koştura Kelebeğin Rüyası'na gittik. Bu aralar sadece Türk filmleri izliyoruz. Özellikle tercih etmesek de o şekilde denk geliyo ve ben sonuçtan gayet memnunum. Kelebeğin Rüyası gerçekten çok güzel olmuş. Başı, sonu, içeriği bence kulp takılacak hiç bir yeri yok. Gidin, görün derim.

Haftaiçi cumartesi akşamı için Devlet Tiyatroları'ndan Aşkımız Aksaray'ın En Büyük Yangını oyununa bilet almıştık. Geçen sefer bilet almamıza rağmen gidememiştik. Keşke de gitmeseymişiz. Kelebeğin Rüyası uzun sürdüğünden  koştura koştura yetiştik bu oyuna, yemek bile yemeden ama ben pek de sevmedim açıkçası.

Pazar günü güzel havayı gördük attık kendimizi sokaklara. Dışarıda yaptık kahvaltımızı. Benim gitmekten ısrarla kaçındığım Celal ile Ceren'i izlemeye gittik. Filme bayılmadım ki Şahan Gökbakar'ı hiç sevmem ama eleştirilerin çok acımasız olduğunu düşünüyorum ben. Film her yerde, olduğundan çok daha kötü anlatılmış gibi geldi bana.

Kış Günlüğü'nü okuyamıyorum. Paul Auster'ı çok seviyorum ama ikinci defa başlamama rağmen bu kitap gitmiyor. Sürekli araya başka kitaplar giriyor. Israrla çantamda taşıyorum, yanımda gezdiriyorum ama yok. Ben de hemen Barış Bıçakçı'nın Aramızdaki En Kısa Mesafe'sine başladım. Diğer tüm Bıçakçı kitapları gibi bu da mükemmel gidiyor.

Direksiyon sınavında yaptığım aşırı gereksiz heyecan bana Kuşadası tatiline patladı. Yazılı sınavı çok rahat geçmiştim ama direksiyondan kalınca, sınava mecburen tekrar gireceğim. Hiçbir işim ayarladığım gibi gidemediğinden, sonraki sınav İzmir tatil planı yaptığım zamana denk geldi, şaşırmadım. Biz de o haftasonunu başka şekilde değerlendirmeye karar verdik. Umarım bu iş uzamaz da başka problemler çıkmaz. Korkuyorum.

Haftasonu, haftaiçi, her gün, her saniye çok kadar hızlı geçiyor ki. Yorgunluğumu ve halsizliğimi anlatmak da kelimeler kifayetsiz. Tek ihtiyacım olan uzun bir tatil ama ona da daha çok zaman var. Birlikte çalıştığım arkadaşım işten ayrıldığı için, yoğunluğum da iyice arttı. Ne kadar dayanabileceğim bilmiyorum. Sabah erken kalkmak ve cumartesi çalışmak dışında hayatımdaki her ayrıntının aynı olduğu bir hayat hayal ediyorum!

Cumartesi, Şubat 23, 2013

Game Of Thrones-Sezon 1


Sonradan takip etme huyum House M.D'nin ardından Game Of Thrones'la devam ediyor. 3 günde ilk sezonunu izledim. Henüz 2 sezonu yayınlandığından yeni sezona kadar yakalayacağım, hatta bekleyeceğim sanırım. Çok iyi gidiyor dizi. Aslında ben fantastik öğeler içeren kitapları ve filmleri pek sevmem, bu diziyi de Persefon izleyip bayıldığı ve mutlaka izle dediği için izlemeye başladım ama sonuçtan gayet memnunum.

Dizi yeni olduğu ve izlemeyenler olabileceği için (aslında şurada kaç kişiyiz di mi?) ayrıntılı bilgiye girmek istemiyorum ama favori karakterlerimi de belirteceğim. Daenerys Targaryen(Dragon Girl) kesinlikle benim favorim, güzelliği, asaleti, merhameti diye sıralayabilirim. Gerçekten çok sevdim. İkincisi Tyrion Lannister, sebebini şimdilik çok kestiremesem de. Son olarak da Arya Stark. Bakalım ikinci sezon bittiğinde neler düşüneceğim kendileri hakkında.

Son bölümlere doğru diziye katılan bir kadın var, ne kadar Sibel Kekilli'ye benziyor diye düşündüm dün akşam meğer Sibel Kekilli'ymiş zaten. Akıbetini ayrıca merak ediyorum.

Haftasonu için yine 1 milyon planım olduğundan 2. sezona pazartesi başlayacağım. Çok merak ediyorum neler olacağını...

Çarşamba, Şubat 20, 2013

İlklerin ve Enlerin Takımı


İlklerin ve enlerin takımı duyduğum en güzel sıfat olabilir. Sneijder geldiğinde aldı bu formayı Barış. Kırmızı formadan son anda parçalıya döndü. İlk kez Beşiktaş maçında giydim, 2 attık. Sonra Antalyaspor maçında giydim 2 attık. Bugün de giyeceğim ve gönlümden yine 2 geçiyor, her vurduğumuz gol olsun o ayrı ama, 2-0 olsun bizim olsun.

(kaynak @cerenbayindir)
Şu fotoğrafı da twitter'da gördüm, hislerim daha net anlatılamazdı. Dağlar duvar olsa önüme, Cimbom çağır yeter! Daha 11 saat 12 dakika var maça, çağır artık!

Pazartesi, Şubat 18, 2013

Galatasaray MP 77:70 Anadolu Efes


Barış bileğini burktuğu için maça gidip gitmemek konusunda kararsız kalmıştık ama, bu yıl basket maçlarını salonda izleme şansımız benim cumartesi çalışmam sebebiyle çok azaldığı için bu fırsatı kaçırmayalım dedik. Pazar öğleden sonra attık kendimizi Abdi İpekçi'ye.

Oktay Mahmuti'nin Galatasaray Basketbol Takımı'nı getirdiği noktalar herkesin malumu zaten, resmen yoktan bir takım çıkarttı. Kendisine olan sevgimi anlatmaya kelimeler yetmez, takımdan ayrıldığını öğrendiğimde yaşadığım üzüntüyü anlatamam. Bu yıl gittiğim ilk maçın da Mahmuti'nin Efes'i olması baya manidar oldu aslında. Oktay Hoca'yı rakip benchte gördükçe inanamadım resmen. Kendisini ne kadar çok sevsem de, maç sırasında verdiği abartılı tepkiler beni çok şaşırttı. Sonradan izlemedim görüntülerin tekrarını ne kadar haklıdır değildir bilmiyorum ama; %100 haklı olsa bile bu kadar büyük tepki vermesi gereksizdi bence.

Hocanın tepkilerinden hemen önce maç kopma noktasındaydı zaten. Takım hiç kopmadan iyi bir performansla götürdü maçı ama özellikle son çeyrekte Anadolu Efes toparlandı biraz. Bunun bizimkilerin yorgunluğuyla da ilgisi vardı sanki sakatlar, cezalılar vs yüzünden çok az değişiklik yapılabildi çünkü... Nihayetinde iyi bir sonuç aldık geçen haftaki moral bozukluğunun üzerine.

Geçen yıllla kıyaslandığında, tanıdık oyuncuların azlığı, hocaya yabancılık vs. yüzünden adapte olmak zor olsa da, Galatasaray'ın içinde olduğu her şey gibi basketbol da mükemmel ve özlenesi. Yılın kalan kısmında daha çok maça gitme şansımız olur umarım...

Cumartesi, Şubat 16, 2013

Akhisar 1:2 Galatasaray


Her maç nasıl bir öncekinden daha mükemmel oluyor bilmiyorum. Drogba oyuna girene kadar işler hiç iç açıcı değildi ama sanki bir sihirli değnek dokundu o anda tüm takıma. Sneijder içinde aynı şey geçerli, Drogba'dan zeka tabiri caizse akıyor. Adamların oyun zekasına hayran olmamak imkansız ve o adamlar bizim. Rüya değil. Drogba-Sneijder-Burak-Selçuk-Melo...


Çok isterdim dün akşamki maçta olabilmeyi, Drogba'nın selamladığı tribünde olabilmeyi. Daha ilk maçtan bir gol bir asist. Nazarlardan korusun Allah. Cumadan aldık 3 puanı kafamız rahat, harika bir haftasonu bizi bekliyor. Sırada çarşamba 21:45 var. Daha güzel goller, o güne...

Çarşamba, Şubat 13, 2013

Hikayem Paramparça / Emrah Serbes


Kış Günlüğü'nü okumaya devam ederken başladım Hikayem Paramparça'ya. Kitabı dün aldım daha. Dün gece o kadar uykum vardı ki, 25-30 sayfa okur bırakırım diye düşünerek başladım. Bir bölüm, bir bölüm daha derken, yarısından fazlasını okudum kitabın. Tüm sayfalar dolu değil zaten, bazen fotoğraflarla sadece bir cümleden oluşuyor bölümler. Ama su gibi akıyor.


Neredeyse kitabın tamamının altını çizdim. En çok sevdiklerimden biri de bu paragraf oldu. Hislere tercüman cinsinden.

Emrah Serbes'in Afilli Filintalar'da yazdığı yazılar ve yeni bir hikayeden oluşuyor kitap. Yeni hikayeye kadar gelemedim henüz ama bugün bitiririm sanırım. Çok çok sevdim. Daha önce alıp bırakmıştım, keşke ilk çıktığı gün alsaymışım. Okuyun derim ben.

Salı, Şubat 12, 2013

10.02.2013 / Pazar

10.02.2013, bu tarihi unutmak istemiyorum. Haftasonu açıköğretim sınavları vardı yine. Pazar günü de bu yüzden sabahın dibinde uyandım, Barışla sınava gittik. Mükemmel gün de sınavdan sonra başladı.

Hava soğuktu ama, önce açık havada denize karşı mükemmel bi kahvaltı yaptık. Oturduk uzuuun uzun, tatil planları yaptık. Sonunda pasaportuma kavuştuğum için planların çapı büyüyor tabii. Tatil için planlar, araştırmalar yapmak, tatilin kendisinden daha güzel sanki...

Öğleden sonra 3te GSMP-FBÜ Türkiye kupası finali vardı, maça kadar bir film izleyelim dedik ama istediğimiz filmler için seans denk getiremedik. Lincoln veya Django Unchained izleyelim diyorduk, Mutlu Aile Defteri'ni izlemek zorunda kaldık. İlker Aksum'u ciddi anlamda çok severim ama böyle saçma bir işin içinde görünce üzüldüm resmen, film tek kelimeyle kötüydü çünkü.

Filmden çıktığımızda neredeyse maç saati olmuştu, soluğu Nevizade'de aldık. Maça gayet iyi başladık, neredeyse emindim kupanın bize geleceğine ama hakemi unutmuşum, bu kadar bariz şekilde böyle kasıtlı kararlar verilmez. Hele de son saniyelerde göre göre verdiği kararlar çileden çıkardı. Zaten Lig TV'nin anlatıcıları bile olayı anlamaya yetiyor. Sonuç hüsran...

 
(Kaynak: twitter @nankatsuspor)

Vee esas kısıma geldik. Basket maçından sonra direk stada geçtik Antalyaspor maçı için. Burada daha önce de yazmıştım. Antalyaspor'dan nefret ediyorum ve hep söylerim keşke Samsunspor yerine onlar küme düşseydi. Tribünün her zamankinden farklı olacağı daha futbolcular tribüne çağırılırken belliydi. Hepimiz bir ümit Drogba sahaya çıkar, görürüz diye bekledik ama, uzaktan görmekle yetinmek zorunda kaldık. Bence gayet iyi oynadık bu hafta. Sabri'yi pek seven birisi değilim ama kendi taraftarımızın bile 'kaleyi tutturdu hahahaha' gibi saçma sapan esprileri beni her zaman delirtiyordu. Keşke hep böyle oynasa da millet sussa artık. Sneijder'in oyun zekası bizi bizden aldı maç boyunca, bir kez daha hayran oldum, her hafta daha çok seveceğim biliyorum. Bu kadroya bir de Drogba'nın ekleneceğini bilmek inanılmaz. Burak'ın 2 golü, özellikle 2. golü ve Sneijder'le gol sevinci harika değil de ne? 75. dakikadan itibaren maçı izlemedim zaten. Tribünde eğlence başladı. Her gittiğim maç benim için çok özel, hepsinde çok mutlu oluyorum ama bu hafta özellikle iyi ki oradaydım dedim. Işık şov, tribünde bi sağa bi sola koşturmak, sonsuza kadar bağırabilirim dedirten sarı-kırmızı-şampiyon-cimbom, maçın bitiminde tribüne gelen takım, ani giren fener ağlama. Gittiğim maçları genel olarak hatırlıyorum ama bu maçın yeri ayrı bir özel artık. Devam eden liderlik, açılan puan farkları ve daha yüksek sesle şampiyonluk yakın meşaleleri yakın.

Maç arkası yemeğinden sonra eve gittiğimde hissettiğim 2 duygu vardı ölümüne yorgunluk ve safi mutluluk. Galatasaraylı olduğuma şükrederek yattığım bir uyku daha. İyi ki...

Pazartesi, Şubat 11, 2013

GS 2:0 AS

Dün hayatımın en güzel günlerinden ve tribünlerinden birini yaşadım. Her anı ayrı ayrı hafızamda. Zamanım olursa yarın uzun uzun yazacağım buraya. O zamana kadar söyleyeceklerim şu kadar:

Çarşamba, Şubat 06, 2013

Yakala


Yapmak istediğim ve haftalara sığdırmaya çalıştığım bu kadar çok şey ve bu kadar az zaman varken, ne yapmam gerektiğine bir türlü karar veremiyorum. Görmek, izlemek, okumak, öğrenmek istediklerimi azaltmaya çalışsam içim elvermiyor, aksi durumda da yetişmek ve enerji toplamak imkansızlaşıyor. Şimdilerde neyse ama daha ortalama 35-40 sene bu şekilde yaşayacak olmak biraz korkutucu sanki.

Salı, Şubat 05, 2013

İYİ Kİ DOĞDUN!


Hagi, en sevdiğim futbolcular listesinde zirveye en yakın duran isimdir hatta futbolcu demek yetmez, insanlardan birisidir. Sevgimi kelimelerle anlatmaya çalışsam da yetmez. İyi ki doğmuş, iyi ki Galatasaraylı olmuş. 48 yaşına gelmiş. 148 olsun inşallah! Bin yaşasın. Daha güzel Galatasaray diyen kimseyi tanımıyorum.

Pazartesi, Şubat 04, 2013

Ortaya Karışık #13

Haftaiçi uykusuzluğuna daha çok uykusuzluk eklediğim bir haftasonu daha bitti. Çok yorulsam da hatırlamak isteyeceğim bir haftasonuydu. Başlıyorum:

Cumartesi sabahın köründe kalkıp ehliyet sınavına çalışmaya devam ettim, zahmet edip hiç derse gitmediğim için ancak yetiştirebildim. Etrafımdaki herkesin aksine en rahat motor sorularını çözdüm. İddialı olmasın açıklanmadan ama oldukça iyi geçti motor bölümü, gerisi de kısmet. Hafta içi ilk kez direksiyon dersi aldım, önceleri korkutucu sonrası eğlenceliydi, ayağım sadece gazda kalsın istedim hep. Bakalım kalan dersler nasıl geçecek?

Ankaradan kuzen geldi cumartesi gece ve sabaha kadar hiç durmadan konuştuk. Uyuduğumuzda saat 6 falandı sanırım, hala gözler açılmıyor.

Cumartesi aslında Zühre'nin doğum günüydü ama malum sebepler dolayısıyla görüşme şansımız olmadı. O yüzden dün kendisine küçük bir sürpriz hazırladık Barış'la ve kutladık doğum gününü. Çok sevindi. Birilerini mutlu etmenin dayanılmaz mutluluğu... Zühre'nin doğum gününü kutlarken inanılmaz bir kavga çıktı buarada, kırılan burunlar falan. Kan gövdeyi götürdü resmen. Güvenlik milleti joplayarak ayırabildi ancak şok geçirdik.

Hükümet Kadın'a da gittik dün. Belki gideriz belki gitmeyiz diyorduk bu film için ama Sermiyan Midyat'ın NTV'de katıldığı bir programı izledikten sonra kesin gitmeliyiz dedik. Gerçekten akıllı bir adam olduğunu düşündüm o programdan sonra. Demet Akbağ'ı da çok severim zaten. Sonuç oldukça manidar, yer yer komik bir film ama klişe bir son. Filme kötü diyemem, izlerken çok eğlendim ama sonunu sevmedim. Sırada Tarantino'nun Django Unchained'i var. Çok merak ediyorum.

Fırsat bulup yazamadım buraya ama hala okumayan varsa Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ını okusun kesinlikle. Nerde görsem utanıyordum okumadığıma, okudum, bitirdim ve çok sevdim kitabı. Arada açıp altını çizdiğim yerleri okuduklarım listesine giriş yaptı biter bitmez. Şu cümle bile yeterli tekrar tekrar okumak için: 'Gerçek olan içimdeki bu boşluk mu? Değil. Bir şey var ama eksile eksile var.'

Saçlarımı şok bir kararla kısacık kestirdim. Şimdilik gayet de memnunum halimden. Zaten çok çabuk uzuyor saçım bahanesiyle kandıracaktım kendimi beğenmesem. Gerek kalmadı.

Açıköğretim vizeleri açıklandı bir de. Sonuçlar gayet iyi geldi, önümüzdeki hafta sonu da finaller var. Çalış, çalış, çalış...