Pazartesi, Aralık 31, 2012

2012 Dökümü / Yeni Yıl Beklentileri

Uzun bir yazı olacak gibi görünüyor. Önemli olayları sıralamak yerine hayatımın bölümlerinin 2012 performanslarını yazacağım.

Barış: Bursa'da öğrenci olduğum dönemle, İstanbul'a dönüp çalışmaya başladığım dönem arasında büyük farklar olsa da, 2012 geçen diğer 3 yıl gibi bizim için ciddi manada güzel bir yıl oldu. 2013'ten bu konudaki tek beklentim 2012'yi aratmaması, daha çok birlikte tatil, daha çok plan, daha çok zaman...

Galatasaray: 2012 Galatasaray'ın zirve yıllarından biri oldu. 11/12 sezonunda bir çok maç izlememe rağmen kombinem yoktu Bursa'da olduğum için. Lig maçları, süper final, şampiyonluk... Her biri için milyon tane anı var kafamda. Galatasarayı o kadar yoğun yaşadık ki, hiç bir yıl 2012 olmazmış gibi geliyor artık. Barış'ın mezuniyet hediyesi kombine sayesinde takımı defalarca canlı izleme şansı buldum. Hem derbide hem şampiyonlar liginde. Her maç bambaşka heyecan ve mutluluktu. 2012 her zamanki gibi defalarca 'İyi ki Galatasaraylıyım' dedirtti bana. 2013'ten ilk olarak şampiyonluk, mükemmel transferler ve top 8'i istiyorum. Sırayla istemeye devam edeceğim.

Aile: Ailem olan ilişkim de doğal olarak Bursa ve İstanbul olarak 2 ayrı döneme yayıldı. Annemin yanına dönmek beni bir çok açıdan rahatlattı. Yalnız yaşamaktan aileli yaşama geçmek çok kısa bir sendelemeye neden olsa da çabuk toparladım. 2013'ten kardeşim için sakin bir askerlik, annem ve babam için de daha az iş daha çok dinlenme ve hepsi için sağlık istiyorum, mümkünse. Ha bir de iki adet daha kuzenim oldu bu yıl, sağlıklı ve mutlu büyüsünler.

Eğitim: Sorunsuz ve tam zamanında mezun oldum okuldan. Bir dönemlik bir aranın ardından eğitim hayatıma yüksek lisansla devam etmeyi umuyorum. Yeni başladığım açık öğretimi de unutmamak lazım. 2013te n'olur Yıldız'dan kabul alayım. İngilizce çalışayım da şu iş yerindeki sınava girme cesaretini göstereyim. Ha bir de mümkünse İspanyolca öğrenmeye başlayayım.

İş: Ağustos ayında ilk iş görüşmesi yaptığım yere kabul edilmemle başladı iş hayatım. Daha çok yeniyim o yüzden derin yorumlar yapamayacağım ama insanın kendi parasını kazanması mükemmel bir his. Yapmak istediklerime ayırdığım zaman azalsa da, yapabildiklerim için kaynak olan işimi seviyorum. 2013'ten de bol başarılı, zamlı bir iş hayatı bekliyorum.

Kitap: Geçtiğimiz yıllarla kıyaslandığında, işe başlamam dolayısıyla özellikle ikinci 6 aylık kısımda daha az okuduğum bir yıl oldu 2012 ama mükemmel kitaplar okumadığım anlamına gelmiyor tabii ki bu. Daha çok kitap, daha çok kitap...

Tiyatro: İstediğim kadar olmasa da bereketli bir yıl geçirdik bu konuda da. İzlediklerimin bir kısmının burada da yazıları mevcut. 2013'te izleyeceklerimizin programını yapmaya bile başladık. Dilekler aynı, daha çok zaman daha çok tiyatro.

Dizi - Film - TV: Dizi izlemekten filmlere çok zaman ayıramadık 2012'de. 2013'te çok güzel filmler gelecek daha çok izleriz umarım ama hala aklımın almadığı şey House MD nasıl biter? Nasıl?

Konser: Bülent Ortaçgil, Ezginin Günlüğü, Yeni Türkü... Binlerce kez daha gidebilirim bu konserlere. 2013'te Jason Mraz buralara uğrasa fena olmaz. Bi de Yaşar izleyemedik hiç, kısmet 2013'e.

Gez - Toz - Eğlen: Mezuniyetten hemen sonra çalışmaya başladığım için tatile çıkamadım bu yıl, tek eksiğim deniz ve kumdu. Büyük Ada ve İzmir'e yapılan tatillerde maalesef hava denize girmeye müsait değildi. Bu yüzden 2013'te ramazandan hemen sonra kızgın kumlara atmak istiyorum kendimi. Aklımda kalan eğlenceler genelde mezuniyet balosu, sonrası, kep töreni, şampiyonluk vs. Mezuniyetin tekrarı olmaz ama şampiyonluk 12345894 defa da kutlanabilir.

Hepsi bir yana, klasik olarak sağlık, huzur, mutluluk, para diliyorum herkese. Bir de bu yıl çözülsün düğümler. Olmadığı iddia edilen savaş bitsin. İyi seneler...


Perşembe, Aralık 27, 2012

Dot Tiyatro / Altın Ejderha

Dot Tiyatro'nun son oyunu Altin Ejderha'yı izlemek için bir ay önceden almıştık biletlerimizi. Dün akşam merak içinde gittik Maçka G-Mall'a. İzlediğim Dot oyunları içinde seyirci kapasitesi en az olan oyundu Altın Ejderha. Genelde sahnenin üç tarafı seyircilerle dolu olurdu ama bu kez seyirci sahneye sadece karşıdan bakıyordu.


Altın Ejderha, diğer tüm Dot oyunları gibi benzeri olmayan bir komedi. Oyun 70 dakika sürüyor, nasıl geçtiği anlaşılmıyor bile. Kadınlar erkek, erkekler kadın oluyor, oyunu oynayan 5 kişi ortalama 10-15 kişiyi canlandırıyor sanırım, o kadar renkli. Altın Ejderha isimli bir Thai-Çin restoranında ve bu restoranın bulunduğu binada yaşananları anlatıyor oyun.


Ece Dizdar'a İki Kişilik Bir Oyun'da hayran olmuştum zaten, bu oyunla hayranlığım zirve yaptı. O nasıl bir ses tonudur, o nasıl bir oyunculuktur anlayamadım. Oyundaki diğer oyuncular: Köksal Engür, Deniz Türkali, Enis Arıkan ve Saim Karakale. Benim oyundaki bir diğer favorim de Köksal Engür ve muhteşem spor ayakkabıları.


Bu sezon Dot'da izlediğim 3. oyun Altın Ejderha. Bildiğim kadarıyla 2013'te bir oyun daha gelecek. İzlediğim 3 oyun içinde en az etkilendiğim oyun oldu diyebilirim bu oyun için ama başka oyunlarla kıyaslandığında yine zirveye çok yakın yerlerde olur kesinlikle. Oyunla ilgili çıtamı düşüren nokta son 10 dakikasındaki bana abartı gelen sahneler ama ağustos böceği üzerinden verilen mesaj daha bariz verilemezdi sanırım.

Gidin görün serimize devam etmiş oluyoruz bu durumda. Dot Tiyatro'da izleyip de görmezseniz bir şey kaybetmezsiniz dediğim oyun olmadı henüz zaten.

Salı, Aralık 25, 2012

Ortaya Karışık #10

Ligin ilk yarısı bitti. Trabzonspor maçını koskoca Bursada izleyecek bir yer bulamadığım için izleyemedim. Özette gördüm ama neler kaçırdığımızı. Trabzon deplasmanı her zaman zor olmuştur benim gözümde. Yenemediysek de yenilmedik diyip ligin 2. yarısına ve şampiyonlar ligine bilenmeye başlarım.

Sonunda Bursa'ya gittim. O kadar özlemişim o kadar özlemişim ki, yetmedi.Nasıl gittim nasıl döndüm bilmiyorum. Okulumda hiçbir değişiklik yok. Sevgili hocamı gördüm, sohbet ettim. Evraklarımı da tamamladım. Öğrenci işlerinin klasik triplerini de çektim kendime geldim.

Bursa'da tüm öğrencilik hayatımın geçtiği, mükemmel ötesi yemekler yapan bir cafe var. Dünyalar tatlısı bir çift işletiyor burayı ve yemekleri de kendileri yapıyorlar. Persefon 'la birlikte gittik hem karnımızı doyurduk hem hasret giderdik. Sanki hiç dönmemişim Bursa'dan, çalışmaya başlamamışım, hala öğrenciymişim gibiydi herşey. En kısa zamanda bir kez daha gitmeyi umuyorum.

Yılbaşının gelmesi beni insanları heyecanlandırdığı kadar heyecanlandırmıyor ama benim de dileklerim yok değil. 2012 benim için her açıdan mükemmel bir yıldı öncelikli dileğim 2013'ün 12'yi aratmaması gerisi için ayrı bir post hazırlayacağım.

Yüksek lisans başvuru zamanı geldi. İlk kez okula gidecek gibi heyecanlıyım. Yeni yıl nasıl başlarsa öyle gider, ben de yüksek lisansa kabul edileyim de tüm yılım başarılı geçsin rica ediyorum.

Son olarak, belirtmek istiyorum ki yağmur, kar vb. benim tarzım değil. Geçen yaz hava soğusun asla yaz gelmesini istemeyeceğim demiştim ama şimdiden sözümü yedim, yaz değilse bile bahar gelsin lütfen zira bu kadar soğuk yeterli bence.

Cuma, Aralık 21, 2012

Sözün Bittiği Yer

Buraya yazdığım belkide en dehşet verici ve üzücü şey bu olacak, canını sıkmak istemeyen okumasın diyeceğim ama zaten kaç kişiyiz ki şurada.

Bir tanıdığımızla ilgili olay. Bu tanıdığımızın, 40'lı yaşlarının başında bir yeğeni varmış (Varlığından olayla birlikte haberdar oldum.). Bu kadın, geçen yıl eşinden boşanmış ve annesiyle birlikte Tokatta yaşıyormuş. Eşinden boşandığından beri o kendisini niteleyecek sıfat bile bulamadığım adam rahatsız ediyormuş bu kadını. Sürekli takip etmeler falan. Geçen günlerde kadın, sobada yakacak kömür almak için kömürlüğe giderken adam gelmiş, kadının üzerine benzin dökmüş ve kibriti üzerine atıp gitmiş. İnsanlar yardım edene kadar kadın diri diri, ateşler içinde yanarak ölmüş.

Olayın sarsıcılığı bir yana, bir insanın başka biri için böyle şeyler yapmayı düşünebilmesini aklım almıyor. Düşünsenize, kadın en geç 20 yaşında evlenmiştir zaten, ömrümünü adi bir adamla geçir, sonra kararını ver ondan boşan ve o gelip seni öldürsün. Kadına şiddet vs. şeklinde açıklanabilecek bir durum değil bu. Düşündükçe hala karnıma ağrılar giriyor, elim ayağım titriyor, düşüncesine bile dayanamıyorum. Yattığı yer nurla dolsun demek kalıyor sanırım sadece...

Uzatmak istemiyorum ama bunu yapan o şey (insan diyemiyorum.) çektirdiklerinin milyon katı acılar çekerek ölür umarım...

Perşembe, Aralık 20, 2012

CL 2.TUR KURA / GAL - S04

Sabahtan beri karnımda bir ağrıyla kurayı bekledim. Burada da yazmıştım ben hep PSG gelsin diye bekledim ama gerçekçi olmak gerekirse çok iyi bir kura oldu bizim için. Hem diğer alternatiflerin fazlasıyla dişli olması (ki gelseler yine elimizden geleni yapardık o ayrı), hem de Almanya'da deplasmanda oynanan bir maçın, evimizde oynadığımız maçlardan bir farkının olmayacak olması ayrı ayrı sevindirici.

Bir yandan bir müşteriyle konuşup bir yandan kurayı izledim. Ekranı kapatmak zorunda kalmıştım ilk açışımda Galatasaray A.Ş 'yi gördüm, ekranı aşağı aldım, ikinci açışımda Schalke 04'ü gördüm ve son açışımda Lütfü Arıboğan'ın gülüşünü gördüm. İş yerinde taklalar falan atmamak için çok zor tuttum kendimi. Müşteriyi falan unuttum zaten. Direk yemeğe çıktım, o kadar sakinleşememiştim ki baktım normalin 3 katı hızda yiyorum yemeği.

Elimizden geleni yapacağımızdan hiç bir zaman şüphe duymadım zaten ama, ilk 8 artık daha bir net gözümde. Aylardan Şubat olabilir mi?

Çarşamba, Aralık 19, 2012

Flight / Uçuş

Denzel Washington benim en sevdiğim oyunculardan biri. Baba, mafya, polis, pilot... hepsinin altından çok rahat kalkıyor. Flight'ta oynadığı alkolik pilot rolünde de cidden çok iyiydi.


Filmleri bölmek gibi garip bir huyum var, bu film de benim için iki parçaydı. Mükemmel görsellik ve oyunculukla uçakta geçen hızlı bölüm ve filmi bir psikolojik filme çeviren yavaş bölüm. İki bölümü de ayrı ayrı sevdim. Adalet işlerinin nasıl yürüdüğünü süper özetlemişler ayrıca.


Çilli kadınların farklı bir havası ve güzelliği varmış gibi geliyor bana ve çok seviyorum. Kelly Reilly'de bu kontenjandan girdi sempati listeme. Hele şu üstteki sahnede çekilen bir fotoğrafı var (bulamadım.), işte ona bitmemek imkansız.

Sonuç olarak Barışla biz çok sevdik filmi. Gidin, siz de sevin.

Pazartesi, Aralık 17, 2012

GS 2 : 1 FB

Dün ölseydim, kesinlikle sebebi mutluluk olurdu. Sene boyunca en çok beklediğim maçlar fenerbahçe maçları. Bu kadar güzel bir galibiyeti ben bile beklemiyordum ki sözkonusu Galatasasaray olduğunda hayalperest olmak beni hiç rahatsız etmez.

Koreografi ve müzik kesinlikle son senelerin en iyisiydi. O koreografiyi görünce dedim ki, iyi ki Fenerbahçeli değilim, zira gördüğümde sinirden kudururdum. Kelimeler kifayetsiz, bu mutluluk ve rahatlama dünya üzerinde başka hiç birşeyde yok.

Paylaşmak istediğim 45649815 tane fotoğraf var ama, özet geçicem çünkü o kadar çok fotoğraf var ki, seçemiyorum.



HER ŞEY UNUTULUR HATIRALAR KALIR, SİZE HER MAYIS BİZİ HATIRLATIR.



Selçuk topun başına geçtiğinde gol geliyor diye birbirinin gözüne bakan tribün,

Golden sonra tanıdık tanımadık sevgi yumağı olan tribün,

Şikeci i.neler s.ktirin gidin,

Koyun şu i.nelere...

Bir insan tribünde veya tuttuğu takımın galibiyetinde nasıl daha mutlu olur, hiç bilmiyorum.

Bir kez daha, daha yüksek sesle, İyi ki Galatasaraylıyım.

Bunu söylemezsem çatlarım. Special thanks to Bekir İrtegün.

Cuma, Aralık 14, 2012

Ortaya Karışık #9

Bugün boynumda fıtık olduğunu öğrendim, o kadar şok oldum ki doktora düzenli spor yaptığımı, bu konuda bir düzenleme yapmam gerekip gerekmediğini sormayı unuttum. Aradığımda da telefondan pek yardımcı olamayacağımı ama sadece sırt üstü yüzmemi, bisiklet ve ağırlıklarla da çalışmamamı söyledi. Hala kendime kızıyorum bunu sormayı nasıl unuturum diye. Fizik tedavi günleri başlasın.

 Biraz Şöyle Biraz Böyle 'nin şu yazısını okuduğumda ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Barış olmasa şu an olduğumdan çok uzak yerlerde ve durumlarda olurmuşum gibi geliyor, her açıdan. Hayatımın son 4 yılıyla önceki kısmı arasında dağlar kadar fark var. Bu fark beni mutlu kılıyor, bunu düşünmek beni mutlu ediyor.

Haftasonu maç var, hem çok heyecanlı hem de çok sakinim. Kazanacağımızdan emin olduğum için sanırım. Tüm sezon boyunca, Fenerbahçe derbilerini bekliyorum, pazar olsun artık.

Önümüzdeki haftasonu Bursa'ya gidiyorum, çocuklar gibi şenim. Pazar günü maçtan sonra direk bir sonraki hafta cumartesiye sarabilsek zamanı keşke.

Spora ara verdim, dinleniyorum biraz. Özlüyorum ama spor yapmayı ve daha çok sporu Barış'la yaptığımız için birlikte zaman geçirmeyi.

House bitmesin istiyorum.

Filmler, kitaplar birikmesin izleyeyim, okuyayım istiyorum.

Artık pazar, 20:00 olsun istiyorum.

Pazartesi, Aralık 10, 2012

Anne



Kaç aydır yazıyorum buraya, annemle ilgili hiç bir şey yazmadığımı dün farkettim. Hemen bahsetmek istedim ben de.

Herkesin annesi dünyanın en mükemmel annesine sahip olduğunu hissettirir insana biliyorum. Benim annem de aynen öyledir. En beklemediğin anda öyle bir şey söyler veya öyle bir bakar ki, daha iyi hissetmek imkansızdır. Hayatın ona kazandırdığı tek şeyin çocukları olduğundan bahsederken, hiç gocunmadığını görmek garip gelir bazen. Anlamak için anne olmak gerekir(miş)...

Kardeşimi hala kıskanırım annem onunla biraz fazla ilgilense çünkü annem hep beni sevmelidir. Evet, bunları söyleyen ben 24 yaşındayım. Neyse ki annemin sevgisi kardeşime de bana da yeter.

İnsanın gözü döner, kalbi kırılır, birilerini kırar, yalnız kalır, hasta olur, üzülür ne biliyim başka binlerce şey işte... Annem hep oradadır ve biliyorum bundan sonra da olacak. En büyük korkularımdan biridir, annemsiz hayatı düşünmek, aklımdan uzak tutmaya çalışırım hep.

Böyle bir yazı nasıl bağlanır bilmiyorum, annemi çok seviyorum bi de çok kıskanıyorum. Mümkünse sonsuza kadar en çok beni sevsin.

Cumartesi, Aralık 08, 2012

Ortaya Karışık #8

Bu haftaki programımıza alesten aldığım 85'i yazarak başlamak istiyorum. Dün persefon arayıp, açıklandığını söylediğinde 75 alsam şükrederim falan diyordum çünkü, burada da yazmıştım sürem yetmedi ve kötü geçtiğini sandım ben de. Daha önce süremin yetmediği bir sınavım olmamıştı. Neyse bu sonuç beni hayalini kurduğum bölümlere birkaç adım daha yaklaştırdı sanırım. Şimdi sadece başvuru ve mülakat aşamaları kaldı.

Yüksek lisans başvuru belgelerimi toplamam gerektiği için, Bursa'ya gidicem buara o kadar özledim ki Bursa'yı, resmen sürekli hayaller kuruyorum bi gideyim öyle yapacağım, böyle yapacağım falan diye. Hocalarımı demeyi çok isterdim ama bir hocam var sadece çok özlediğim. Çok istiyorum onu görmeyi. Okulumu özledim bi de. Geçen sene bitse bitse diye dua ettiğim yer gözümde tütüyor. Çok klasik biliyorum ama kıymetini anlıyor insan.

Dün gece haftalardır hayalini kurduğum Ezginin Günlüğü konserine gittik. Grup, şarkılar ne kadar mükemmelse, ortam ve mekan o kadar rezildi. Sevdiğim şarkıların çoğunu dinleyemeden çıktık zira dayanılacak gibi değildi ortam. Ama şu şarkıyı paylaşmazsam olmaz :

 
Açıköğretim için not okumaya ara verdim, sınavlara bu kadar az zaman kalmışken biraz saçma oluyor ama, resmen yoğunluktan ve yorgunluktan öleceğim. Spora bile bir 15 gün ara vermeye karar verdim o derece yani.
 
Ehliyete yazıldım buarada, biraz geç oldu ama kendi imkanlarımla birşeyler yapabilecek kıvama gelince girdim bu işe. Şimdilik biraz uzak bir hayal ama şu araba benim olsa çok güzel olabilir diye düşünmekteyim.
 
 
Bu kadar zaman geçmesine rağmen, huzuru o küçük ve uzak evde bulmak, dünyanın en güzel hissi olabilir. Geçen haftasonu ve bu haftasonu, ki geçen hafta diş ağrısından ölüyordum, huzurlu hafta sonu top 5 yapsam çok rahat ilk 3'e girer. 
 
Hala ingilizce çalışmıyorum, geçen sene aldığım puan yüksek lisans için yeterli gözüküyor ama dil tazminatı için işyerine özel yapılan sınav için yeterli değil maalesef, açık öğretim sonrasına bıraktım ben de ciddi şekilde çalışabilmek için.
 
Dişim hala cehennem azabı...


Perşembe, Aralık 06, 2012

CL / SCB 1 : 2 GAL

Uzun uzun hissiyat yazmayacağım bugün. Zira maçtan sonra hissettiklerimi ölene kadar unutabileceğimi sanmıyorum. Galatasaraylı olmak, Galatasaray'a ait hissetmek, hocaya, teknik ekibe, futbolcuların her birine tek tek tapmak.


Galatasaray, uyumadan önce tavana bakıp sırıtılacak bir gece daha verdi bize. Avrupa'nın en iyi 16 takımından biri oldu. Sırada ilk 8 var. Grupta nasıl inandıysam hala aynı derinlikle inanıyorum buna. Muhtemel rakiplerden PSG gelirmiş gibi hissediyorum ama kim gelirse gelsin, inanç aynı inanç...


Şu güzellik karşısında kayıtsız kalmanın, şu takımı sevmemenin imkanı var mı?


E hadi artık kura çekelim, sonra da hemen eşleştiğimiz takım arenaya gelsin.

Çarşamba, Aralık 05, 2012

MR - BRAGA

Bu sabah 4 sularında, sürekli devam eden boyun tutulmalarımın sebebini anlamamız için MR çektirdim. Randevu için sabah 4'ten daha saçma bir saat bulamadılar mı diye merak etmedim değil. Zaten hastane, tahlil vs. yüzünden kolaylıkla gerilebilen bi bünyeyim, bi de dün akşam yok çok gürültü yapıyor, yok içerisi çok dar gibi korkutmalara maruz kalınca gerginliğim tavan yaptı. Gürültüden etkilenmemem için kulaklarımı kapattılar, kafamın üzerin garip, kask gibi bir şey taktılar ve gönderdiler içeri. Girmeden önce görevliye zilyon tane soru sordum tabii, öğrendim ayrıntıları falan ama nafile, ciddi biçimde zordu benim için. Yine de iyi atlattım sanırım, sadece bir kez içeriyi göreyim de unutmayayım diye açtım gözümü. Onun dışında çıkana kadar gözlerimi kapattım ve içimden dua okudum sadece. Sabahın kör vakti olduğu için, şu an hepsi rüyamda olmuş gibi hissediyorum. Bitti gitti neyse ki.

Doktor çok gençsin, gizli fıtık falan olması ihtimalini eleyelim dediği için çekildi bu MR. Hayatımda kronik hastalık kadar beni korkutan çok az şey var. Umarım bişey çıkmaz da rahat ederim.

Bu arada gözlükler geldi, ben meğer gözlüğü almadan önce yarı kör vaziyette yaşıyormuşum ya. Dünyam aydınlandı resmen. Umarım bir daha hayatımın hiç bi döneminde bu kadar çok hastaneye gitmek zorunda kalmam. Diş, göz, boyun, grip... Yetti.

Akşama da Braga maçı var, maç içerde olmayınca daha zor konsantre oluyorum sanırım. Heyecanımı bastırmaya, tüm enerjimi akşamki delirmeye ve sevince bırakmak istiyorum. Hocanın dediği gibi, Manchester'den haber beklemek zorunda kalmayız inşallah. Akşam 23:30 itibariyle Avrupanın en iyi 16 takımından biri olacağız!!!!!

Pazartesi, Aralık 03, 2012

Ortaya Karışık #7

Daha mükemmel bir hafta sonu için, 20'lik dişimi çektirmemem gerekiyordu sanırım. Adeta cehennem azabı. Dolgu yaptıracağımı zannederek gittiğim klinikten 3 dikiş ve eksi 1 dişle çıktım. Acı çekiyorum ve yemek yiyemiyorum. Sürekli bir şeyleri ezip mama kıvamına getirmem gerekiyor. Daha fazla konuşmayacağım bu konuda.

20'lik dişimin gazabına rağmen, inanılmaz huzurlu bir hafta sonu geçirdim. Yattım, yuvarlandım, dinlendim, sevgiliye zaman ayırdım. Arkadaşlarla görüştüm üstelik bir de. Gönül rahatlığıyla, kitap okuyup film izlemekten başka bir şey yapmadığım zamanların verdiği huzur, çok az şeyde var.

Cumartesi günü Şehir Tiyatroları'nın Doğum Günü Partisi oyununa gittik Barışla. Hayatımda izlediğim en kötü oyunlardan biriydi. Cem Davran'ı çok severim ben, geçen sezondan beri devam eden bu oyununu da uzun zamandır görmek istiyordum ama sonuç ciddi bir hüsran oldu. Gidecek çok daha iyi oyunlar bulunur, bence.

Cuma günü maça gitmeye hazırlanırken, annem arayıp hasta olduğunu söyleyince maç yalan oldu tabii. Fenerbahçe maçına kadar takımı görmek yok artık. İzleyemediğim maçlarda puan kaybetmeye devam ediyoruz. Arayı açıp gidebileceğimiz en iyi dönemde yine bir puan kaybı. Ne kadar sürecek daha merak ediyorum. Zira fikstür baya zorlayacak lig arasına kadar. Çarşamba Braga'yı çok merak ediyorum. Fenerbahçe maçını en çok merak ediyorum. Şartlar n'olursa olsun gel 16 Aralık gel, gel!!!

Artık, hatta yeniden gözlüklü bir insanım. Ehliyet olaylarına girmem sebebiyle olduğum göz muayenesi sonucu, miyopluğum bir kez daha yüzüme vuruldu. Artık gözlük kullanıyorum yani.

Cuma günü, Barış ve Persephone'yle Ezginin Günlüğü konserine gidiyoruz. Sonunda kendilerini canlı dinleme fırsatı bulacağım, bir aksilik çıkmazsa. Geçen hafta boyunca devam eden aksilikler sebebiyle, planlarımın hiçbirini uygulayamadım maalesef, bu yüzden bu haftaya önceden kararlaştırılmış konser dışında ciddi planlar koymamaya karar verdim. 

House MD izlemeye çok geç başladım ben, bu sebepten hala bitirmedim. Şimdi de deli gibi korkuyorum bitecek diye. Yalnız her bölüm bir öncekinden daha güzel, sonraki daha da güzel. Keşke 20 sezon falan devam etseydi. 

Bir önceki Ortaya Karışık yazısındaki dileğimi gerekliliğe dönüştürerek tekrarlamak isterim: 'Daha çok İngilizce çalışmalıyım. Hatta yeniden İngilizce çalışmaya başlamalıyım.'

Cumartesi, Aralık 01, 2012

Uzun Hikaye / Mustafa Kutlu






Uzun hikaye'yi sinemada izledikten sonra karar vermiştim okumaya. Kitabı da beğendim film gibi. 110 sayfalık, çok sıcak bir öykü. Bir çırpıda okunuyor. Filmi izleyeli çok olmadığı için, rahat bir şekilde karşılaştırma yapabildim. Hikayedeki ayrıntıların bir kısmı, filme aktarılırken değiştirilmiş. Hiç bir ayrıntı atlanmamış, tüm okuduklarım filmdeki gibi geçti gözümün önünden ama, olayların bir kısmı yan karakterlerin üzerinden alınıp, ana karaktere eklenmiş filmde. Kötü mü olmuş, hayır. Film çıkar çıkmaz, kapağın değişmesine içerlemedim desem yalan olur. Yeni kapak çok güzel ama eskisi de çok çok güzelmiş.

Türk yazarları okumak çok ayrı bir keyif veriyor bana. Şimdi de Akif Kurtuluş'un Mihman'ına başlıyorum. Yazar hakkında hiçbir fikrim yok. Bazen bu çok daha keyifli olabiliyor. Umarım hayal kırıklığına uğramam.