Perşembe, Kasım 29, 2012

Bugün

Bugün kelimeler bitti. Bazı hikayelerin yazılmaya devam etmesi için yeni kelimeler aranıyor...

Perşembe, Kasım 22, 2012

Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım!

Bu videoyu, şu blogda gördüm. Sabahın dibinde sarsıldım resmen. 'Bugün bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV'de yayınlanmış bir katliamdı.'


Çarşamba, Kasım 21, 2012

CL / GAL 1 : 0 MANU

23 Ekim 2012 Salı. Dehşet bir yağmur yağıyordu, iliklerimize kadar ıslanmış, Clujla berabere kalmıştık. Maç çıkışı metroya doğru yürüyorduk. Yine büyük maç taraftarlarından biri sen evinde puan alamazsan nasıl çıkacaksın bu gruptan, elendik bitti işte. Manchester'ı yenecek değilsin heralde falan diye konuşuyor. Tutamadım kendimi, dedim ki: 'Bu yağmurda takımı desteklemeye buraya kadar gelmişsiniz, neden yenmeyelim? Cluju da yeneriz, Manchester'i de yeneriz, gruptan da çıkarız.' Adam bozulup inşallah dedi. Göreceksin dedim içimden.

Dün maç çıkışı bu konuşmanın olduğu yerden geçerken, umarım adam söylediklerimi hatırlamıştır dedim. Takım en kötü günlerini geçiriyor olsa bile, o stada yeniliriz yaa diye gitmedim hiçbir zaman ve gitmeyeceğim. Hayatımın en mükemmel tribün deneyimiydi. Golün Melo'nun tribünü ateşlemesinin arkasından gelmesi, çizilebilecek en güzel senaryoydu. o gol sevincini hiç unutmayacağım, golden sonraki 'i will survive' uzun zaman, atılacak her golün arkasından aklıma gelecek.

Golün adı yine Burak. Ben yine söylüyorum STSL'de herkes atar 30 gol Avrupa'da görelim, yok emek hırsızı vb. muhabbetler yapanlar gücenmesin. 5 maç, 5 golle adam şampiyonlar ligi gol krallığına oynuyor. Dün çok mu iyiydi bence hayır ama o golü attı ya, bitmiştir.

Beni çok mutlu eden diğer isimler Hamit, Melo ve Riera. O top gol olsaydı artık kimse Hamit'in önünde duramazdı. Bir gol yazsa bitecek ama şanssız mı artık başka bir şey mi adını koyamıyorum. Riera dün sahanın en iyilerindendi, haftasonu Hakan Balta'nın saç baş yoldurmasından sonra ilaç gibi geldi. Melo uzun zamandan sonra ilk kez bu kadar hareketliydi. Maçın tekrarını özetini vs. izlemedim. Söylediklerimin tamamı tribün izlenimi, farketmediğim hataları olmuştur belki ya da onlardan daha iyi oynayanlar... Engin'in girişini söylememe gerek yoktur sanırım.



'No mercy will be shown'

Maç bitiminde, ee şimdi bitti yani dimi? Mancheser'i yendik yani, koyduk mu şimdi? falan diye sayıklayarak geziyordum. Sabah uyandım, yine biz dün Manchester'i yendik diye sayıklayarak geziyorum. Dün dünya üzerinde, Arenada olmaktan daha mutlu veya daha iyi hissedebileceğim hiç bir yer yoktu ve hala öyle. Galatasaraylı olduğuma şükrederek ve tavana bakıp sırıtarak yattım dün gece. Ait olmaktan en çok mutlu olduğum, en çok gurur duyduğum oluşum (oluşum?) Galatasaray. Hayatımda bu kadar büyük bi alanı kaplamasa Galatasaray herşey çok yavan olurdu sanırım. İyi ki Galatasaray var ve ben iyi ki Galatasaraylıyım.

Cumartesi, Kasım 17, 2012

DOT-İKSV / İki Kişilik Bir Oyun

 

Dot-İKSV işbirliğiyle hazırlanan İki Kişilik Bir Oyun'a gittik geçtiğimiz pazartesi. İlk kez bir oyunun Prömiyerine gitmiş olduk. Hem çok sevdiğim tiyatrocuları etrafımda sohbet edip bir şeyler içerken görmek, hem de oyun tek kelimeyle mükemmeldi. Bileti taa ekim ayının ortalarında almıştım kaçırmamak için, Barış'ın doğum günü hediyelerinden biriydi hatta.

İki Kişilik Bir Oyun, sadece pazartesi günleri,ikisi kadın ikisi erkek 4 kişiden dönüşümlü olarak ikişer kişinin oynadığı 35 dakikalık bir oyun. 2 kadın, 2 erkek oyuncudan bazen 2 kadın, bazen 1 kadın 1 erkek, bazense 2 erkek oynuyor oyunu. Kocaman demir bir ağa takılmış oyuncular, bir ilişkiyi anlatıyor o kısacık sürede. İlişki başlıyor, ilerliyor ve bitiyor mu bitmiyor mu söylemeyeceğim. Oyunun bence en önemli özelliği, oyuncuların konuşmalarının tek kelimelik oluşuydu. Çıkışta Barışla biz de denedik, tek kelimelik sohbetler de yeterli geliyor bazen anlaşmak için.

Bülent Erkmen ve Aslı Mertan sms'le yazmış oyunu, çok garip geldi başta ama bir o kadarda keyifli olduğunu düşünüyorum şimdi. Belki de bu yüzden doğaldı konuşmalar, bakışmalar, mimikler. Çok şanslıydık biz o akşam çünkü prömiyer olması dolayısıyla oyunu önce Pınar Töre ve Ece Dizdar, sonra Ece Dizdar ve Tan Temel oynadı. Kesinlikle çok farklı bir his, 2 kadının ilişkisi olarak bakmakla bir kadın bir erkeğin ilişkisi olarak bakmak. Oyunun ortaları gibi Ece Dizdar'ı seçerek Barışa ben bizim ilişkimizde buyum bazen dedim. Çok garipti ve inanılmaz etkiledi beni. Uzun uzun yazmak istiyorum ki unutmayayım hissettiklerimi.

Süper de bir uygulama yapmışlar, bir gösterim için aldığınız bileti saklayıp, başka bir oyun için rezervasyon yaptırırsanız bir kez daha izleme hakkınız oluyormuş. Yani dönüşümü görme şansı var herkesin. Bence kesinlikle en az 2 kez görülmeli. Belki bir kez daha gideriz diye konuştuk hatta biz. Fırsatınız varsa mutlaka görün derim. Oyun sadece 12 kez oynanacakmış hem de. Limited Edition yani. Son olarak oyunun metnini ve yazılma hikayesini anlatan tasarımı çok hoş bir de kitap basılmış, kaçırmadık aldık biz de. Çok güzel düşünülmüş bence.

Bu arada, harika bir olayla bitirmek istiyorum. 29 Kasım için Hakan Günday ve Murat Daltaban'ın katılacağı Roman Sayfalarından Tiyatro Sahnelerine söyleşisine gidiyoruz. En sevdiğim yazarlardan birini göreceğim, sesini duyacağım ve umarım Piç'i, Kinyas ve Kayra'yı imzalatabileceğim.

Salı, Kasım 13, 2012

Ortaya Karışık #6

Dinlenemediğim bir haftasonunu daha geride bıraktım...

Hafta sonu ALES'e girdim. Geçen sene şampiyonluk gecesinin sabahındaydı ALES, Florya'da sabahladığımız için başvurduğum halde girememiştim. Zaten yüksek lisansa başlamak için çalışacağım yerin şartlarını görmek istiyordum. Şartlar olgunlaştı, 2. dönem başlayacağım inşallah. Sınavım beklediğim kadar iyi geçmedi ama diğer bileşenlerle birlikte yeterli gelecektir diye düşünüyorum.

Maçı izleyemedim. Totem insanı ben, bu sezon hangi maçı izlemesem puan kaybettik. Cluj'un üzerine bana pek dokunmadı ne yalan söyleyeyim. Yorgunlardı belki de. Özlemekten ölüyorum zaten takımı. Biz İzmirdeyken içerdeydi maç, sonra da 2 hafta arka arkaya deplasman derken ayrı düştük, gözümde tütüyor...

İş yerine adapte oldukça iş yüküm artıyor. Geç saatlere kadar çalışmıyorum nankörlük yapmayayım. 5buçuk olduğu an bırakıyoruz işi ama gün içindeki tempo, daha yorucu artık.

Spor buaralar inanılmaz zorluyor beni. Sporu yapmaktan ziyade gitmek sorun. Eve gittikten sonra tekrar çıkmak resmen ölüm. Çıkıp gidince tabii her zamanki gibi severek yapıyorum ama...

Yeni takıntım zilyon çeşit bitki çayı. İş yerinde bir şeyler içmeyince vakit geçmiyor sanki. Normal çayla arası pek hoş biri olmadığım için, sürekli yeni bitki çayları deniyorum. Annemin de katkılarıyla tabii. Misal şimdi güllü yeşil çay içiyorum ve berbat bi tadı var.(tabii bu yazı dün taslak olarak kaydedildiği için, artık güllü yeşil çay mazi benim için...)

Sırf hayatımda okulumsu birşeyler olmaya devam etsin mezuniyetin arkasından diye yazıldığım açık öğretim ikinci üniversite olayı da garip bir keyif veriyor bana. Okuyorum, alanımdan alakasız, yüksek lisansımla (inşallah) alakalı birşeyler öğreniyorum falan.

Bi keşkeyle bitireyim bu yazıyı. Keşke daha fazla ingilizce çalışabilsem...


Perşembe, Kasım 08, 2012

Uyudum, uyandım rüya değilmiş: CLU 1-3 GAL



Maç sırasında ve sonrasında sürekli sayıkladım dün. Allahım çok şükür. Binlerce şükür. Biz bunu çok bekledik. Hoca bunu çok haketti (Tapmak). BURAK BUNU ÇOK HAKETTİ.




Dünü niteleyecek sıfat bulamıyorum. Hamit'in kendisine küfredenlerin, beğenmeyenlerin, beklemesini bilmeyenlerin gözüne soktuğu o mükemmel asisti mi anlatsam, Burak'ın attığı ilk golle bize Hakan Şükür'ü hatırlatmasını mı, bekleneni veremiyor diye taraftarlar arasında tabiri caizse itilip kakılan Riera'yı mı, Burak'ın ikinci golünü mü yoksa yoksa üçüncüsünü mü? Dün gece en çok 3 puana ve puanın iyi oyunla gelmesine sevindim tabii ki. 3 puandan sonra da bize 3 puanı 3 golle Burak Yılmaz'ın getirmesine. Emek hırsızı, Galatasaray'a yakışmıyor, Süper ligde 30 gol herkes atar... Çirkefleşip gücenme diye bağırmak istiyorum bunları söyleyen herkese.


Gol sevinçlerinde kendimi kaybedip masalara falan vurmalarım yüzünden bileğimde bir adet morluk ve eser miktarda ağrı var. Varsın olsun; o kadar çok mutluyum, o kadar huzurlu uyudum ki dün gece, bunun tek sebebi Galatasaray ve ben iyi ki Galatasaraylıyım.

Pazar, Kasım 04, 2012

HİÇ #4 - #5

Hiç'in 4 ve 5 numaralı teaserları da yayınlanmış ama ben kaçırmışım o yüzden ikisini birden yayınlayacağım. Hakan Günday'a sevgim ve hayranlığım herhangi bir yazarın 12345678 katı olduğuu için, herhangi bir filmin o kadar katı merak ediyorum bu filmi de. Şöyle: 

 

ve de şöyle:


 

Her izlediğim teaser'dan sonra koşarak gidip en baştan tekrar okumak istiyorum kitabı ama kendime söz verdim filmi izleyene kadar hiç bakmayacağım, izledikten sonra bir kez daha okuyacağım bakalım neler değişecek...

Cumartesi, Kasım 03, 2012

1-3







Barış işten çıkıp yetişebilse bu maçta deplasman yapacaktık. Geçen yıl gitmiştik Olimpiyat Stadı'na  ve yenilmiştik 2-0. Bu yıl rahat geçtik şükür (Umut, Selçuk, Turgay, Zayatte (KK)). İyi miydik, tam olarak değil ama olsun, cumadan aldık 3 puanı. Haftasonu kafa rahat. Bu fotoğraf da dün gecenin özeti...

Sonradan ek, bu da hareketlisi. Azcık küçük ama olsun.


Perşembe, Kasım 01, 2012

İstiyorum...


İlerde bir gün, yeniden kendi evim olduğunda en çok istediğim şeylerden biri resimdeki gibi, cam kenarında koltuklu bir kütüphane. Dünyanın en güzel fikirlerinden biri bence bu. Ver sırtını duvara, camın önüne koy çayını, kahveni, al eline kitabını, huzur bul...