Perşembe, Ekim 18, 2012

Tiyatro

Son bir haftada 2 tiyatro oyununa gittik Barış'la. İkisi de Devlet Tiyatrosu oyunuydu ve ben ikisini de çok sevdim. İlk gittiğimiz oyun 'Açıl Kafam Açıl' müzikalle karışık, zaman zaman video gösterimleriyle olayı canlandıran 2 perdelik bir oyundu. Oyunun ilk perdesi biraz ağır ilerlese de ikinci perde su gibi akıyor. Oyun ciddi manada iyi yazılmış bir eleştiri. Madalyonun öbür yüzünü gösteriyor biraz da. Değiyor 2 saat ayırmaya...


İkinci oyunu Taksim Küçük Sahne'de izledik, 'Düğün Şarkısı ya da Akhilleus ile Ophelia'. Tek kişilik, bir saat süren şaşırtıcı bir oyundu. Oyunun ilk yarım saatlik kısmını olayı anlamaya çalışarak geçirdim ben, alkolik, kocasıyla (sevgilisi, nişanlısı) sorunları olan, konservatuarın tiyatro bölümünü 2. sınıfta bırakmış bir kadının hikayesi. Oyunun yazarı ve yönetmeni Civan Canova'nın arada sesiyle oyuna dahil olması çok hoştu.



2 oyunun da çıkışında şu gün de şu oyuna gidelim ama bunu da mutlaka görelim falan diye konuştuk, tiyatro bambaşka bir keyif. Bu sene Şehir ve Devlet Tiyatrolarının tüm oyunlarına gitmeye karar verdik sonra. Tabii her yıl vazgeçilmezimiz olan Dot'un da tüm oyunları izlenecek. Merak ettiğimiz diğer oyunlar için de zaman ayırmaya çalışacağız. Gittiğimiz 2 oyunda da salonlar neredeyse tamamen doluydu bu arada, sanılanın aksine tiyatro izleyicisi var, en azından İstanbul'da.

Özel tiyatrolara gitmek herkes için mümkün değil evet ama Devlet Tiyatrosu, Şehir Tiyatrosu hem zaman hem de fiyat açısından herkese uygun. Oyunların bitiminde hissettiğim o duygu başka, sanki bir kitabı hiç elinden bırakmadan bir solukta okumuşsun gibi ama biraz da değil gibi, güzel ama çok hem de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder